Bu dünyadan Johnny de geçti...

İdollerimden birisi daha bu dünyadan göçtü: Johnny Hallyday. Fransızlara ve bana rock müziğini sevdiren şarkıcılardan birisiydi. Konserleri, şarkıları, özel hayatı hepsi tam bir rock yaşamının parçası olarak geçti gitti. Onu ilk dinlemeye başladığım dönem, 65’li yıllardı. Ünlü ‘Salut Les Copains’ müzik dergisinin takipçisi olarak, onun çılgın geçen konserlerinden resimlerini özenle kesip odamın duvarına yapıştırdığım yıllardı. Sonunda büyük bir tesadüf sonucu onun 68 Olympia konserini izledim. Hayatımın ilk rock konseriydi, ergendim şaşırmıştım. Ortalık yıkıldı, konserin sonunda salonda oturan kimse kalmadığı gibi koltuklar kırılmış, Johnny de sahnede üstü çıplak, pantalonla kalmıştı. O günden sonra deri ceket ve kovboy çizmesi hayatımdan çıkmadı. Johnny’ye özenmiştim bir kere.

Presley’den esinlendi

Jean-Philippe Smet, vatandaşlık adıydı. Johnny Hallyday adıyla ilk plağı 16 yaşında iken yayımlanır. O yıllarda keşfettiği Elvis Presley’den esinlendiği rock’n roll parçalarını Fransızca söylemeye başlar. Yakışıklı ve karizmatikti, Elvis Presley / James Dean arası fiziği vardı. Ve twist ve rock’n roll parçaları onu bir anda ilah yapar. 18 yaşında iken Olympia’da konser verir ve 1,5 Bu dünyadan  Johnny de geçti...milyon plağı satılır. Charles Aznavour, Michel Berger, Jean Jacques Goldman gibi dönemin önemli bestecileri ona şarkılar yazar, Hugues Aufray’in ona verdiği bestesi ‘Le penitencier’ kariyerinin en önemli şarkılarından olur. 1965’te şarkıcı Sylvie Vartan ile evlenir. Tam bir magazin evliliğidir, Paris Match dergisinin sayfalarından resimleri eksik olmaz. Düşe kalka 1980’e kadar sürer bu evlilik. David adında bir oğulları olur. 1969-1973 yılları onun en parlak şarkılarının çıktığı yıllar olur. Hâlâ en sevdiğim şarkılardan olan ‘Que je t’aime’,’Mon Fils’,’La musique que j’aime’, ‘Requiem pour un fou’ gelir. Özel yaşantısı iniş ve çıkışlarla devam eder aktrist Nathalie Baye ile evlenir, Laura adında bir kızı olur. 90’da manken Adeline Blondieau ile evlenir, 94’te ayrılır. 96’da bu kez Laeticia Baudou ile tanışır ve hayatının son büyük aşkı olur.

80’lerden sonra idollükten efsaneliğe yükselir. Konserleri dolup taşar, ölümüne kadar konserlerini 28 milyon kişi izler. 110 milyon adet plağı satılır. 2017’nin Mart ayında akciğer kanseri olduğu açıklanır. Hastalığına rağmen 17 konserlik bir turne yapar. Kankaları Eddy Mitchell ve Jacques Dutronc, son nefesine kadar hep destek olur. Onu en son Guillaume Canet ve Marion Cotillard’lı komedi filmi Rockn Roll’da izlemiştim. Gecenin bir vakti kendisini ziyarete gelen Guillaume ile rock’n roll üzerine muhabbet edip, karısı Laeticia’dan gizli filtresiz sigaralarından içiyordu.

Zaman acımasızca idollerimi birer birer alıp götürüyor... Yapacak bir şey yok galiba...

İzmir Arena’da Anathema konseri

Liverpool kökenli üç kardeşin omurgasını oluşturduğu Anathema, İzmir’de unutulmayacak bir konser verdi. 61 ülkeyi kapsayan 2017 turnelerinin Türkiye ayağı konserlerine İzmir Arena’da başladılar. Sırasıyla İstanbul ve Ankara geldi. Doom/gotic ile başlayıp artık progresif rock sularına giren toplulukta Vincent Cavanagh gitar/vokal/keyboard, John Douglas akustik ve elektronik perküsyon, David Cavangh gitar/vokal/keyboard, Jamie Cavanagh basta, Daniel Cardoso bateri, Lee Douglas ön ve arka vokalde yer alıyor. Artık şimşek hızıyla kurulan ve dağılan gruplar zamanlarında Anathema’nın ilk albümü ‘Serenades’ 93 yılında yayımlandı. Kolay değil, 25 yıl boyu farklı türler deneyip piyasada kalabilmek. İşte bunu gerçekleştirmiş olan Anathema, konser şarkılarında da farklı dönemlerini birleştirmeye çalışıyor. Artık daha iyimser, aydınlık besteler yaptıklarını söyleseler de onların insanın ruhuna işleyen karanlık yönleri asla bitmiyor. İlk albümlerine hâkim scream (böğürtü) vokale eşlik eden ağır ve sert gitar rifleri yok artık. Son albümleri ‘The Optimist’te keybordun yüklediği astral atmosfere giriş yapan temiz gitar riflerine eşlik eden, kadın solist Lee Douglas’ın ruhani vokalleri ve finalde gelen distorsiyon ve keyboard patlamaları, parçalarının genel yapısı. Çok daha melodik şarkıları var. Bunun en güzel örneklerinden olan ‘Springfield’ konserin final bölümünde geldi. Bu albüm bu yıl en iyi rock albümleri arasında gösterildi.

Farklı bir soundBu dünyadan  Johnny de geçti...

Konsere son albümden ‘San Fransisco’ ile giriş yaptılar. Son albümle ilgili ilginç bir detay ise bir yolculuk temasını işlemesi ve 2001 yılındaki ‘Fine Day of Exit’ ile tematik akrabalık kurması. Bu albümde hayatındaki her şeyi, herkesi terk etmek isteyen aynı kişinin arabaya atlayarak yolculuğa çıkmasını hayata dönmesini anlatıyor. Bu albümden ‘Can’t Let Go’, ‘Endless Ways’, ‘The Optimist’, ‘Back To The Start’ adlı şarkıları aralara serpiştiren grup seyirciyle de diyalog kurmakta oldukça iyiydi. Türkiye’ye çok sık geldiklerini vurgulayan grup, kırık Türkçe kelimelerle de sempati topladılar. 24 saatlik bir uçuşla Avustralya’dan direkt İzmir’e gelmelerine karşın 2 saate yakın çaldılar. Progresif dönemlerine ait parçalara ağırlık verdiler. ‘Weather Systems’ albümünün çok beğenilen ‘Untouchable 1 ve 2’, ‘Lightning Song’, ‘The Beginning and the End’ yanında ‘Distant Satellites’ albümünden de tek parça geldi. Benim gibi seyircilerin çoğunluğunun beklentisi ‘Fragile Dream’ çalmamaları, küçük bir hayal kırıklığı oldu. Sonuç olarak, artık farklı bir sound ile yollarına devam ediyorlar diyelim.