Çocuk ve oruç

14 Nisan 2021

Oruç Çocuklarımıza İsteklerini Ve Hazlarını Erteleyebilmeyi, Sabredebilmeyi Öğretir!

Ramazan ayı çocuklar için çok dikkat çekici, merak uyandıran, eğlenceli ve büyüdüklerini kanıtlama arzusu ile doludur. Gece vakti özenle sofraların hazırlanması, iftarda tüm ailenin toplanması, camiye gitmek, teravih namazları, komşunun, akrabanın birbirine yardım ettiği, samimi paylaşımların ve merhamet duygularının yoğun olduğu çocuğun ilgisini çeken zamanlardır. Ramazan ayı bu şekilde çocuğun manevi, ulvi ve ahlaki değerlerinin öğrenmesine ve pekiştirilmesine de vesile olur.

Okul öncesi dönemde çocuklar anne babasının sözlerinden çok davranışlarını zihinlerine kaydederler. Anne babasının saygıyla kıldığı namazları, ağlayarak yaptığı dua ve yakarışları, yaşadığı sıkıntı karşısında gösterdiği tevekkül ve sabrı, komşusuna yaptığı iyilikleri, tebessümü alçakgönüllülüğü ve tüm ahlaki değerleri davranışsal gözlem ile öğrenirler. Bu yüzden çocuklarımızı dini konularda zorlamak yerine sevdirerek model olmaya çalışalım.

Dini konularda çocukla inatlaşmak, onları zorlamak ne kadar doğru olduğuna inansanız da çözüm değildir. Bu yüzden çocuklarımızı oruç tutmaları için de zorlayamayız. Fakat istedikleri zaman tuttukları tekne oruçları için onları ödüllendirebiliriz.

Şimdi size kendi çocukluğumdan bir tavsiye vereceğim. Direkli oruç.

Küçüklüğümde ben, hiç tekne orucu tutmadım. Direkli oruç tuttum. Bu oruçta gün içerisinde çocuğa yaşına göre bir kaç kez oruca ara verme hakkı verilir. Ben de orucumu tutmaya başlar, “Hadi oruca şimdi bir ara verelim şöyle evimize bir direk dikelim” denildiğinde ise “Ben orucumu bozmam. Tam tutarım!” diye karşı çıkardım. Anne ve babam bize çocukken de saygı duyar ses çıkarmazlardı.

Oruca çocukların diktikleri direkler, Prof. Dr. Mücahit Öztürk Hoca’mın da ifade ettiği gibi “Çocukları oruca alıştırmanın en doğru ve kolay yoludur. Direkli oruçta bir ya da iki kez mola verdiğiniz molalar, oruca dayanamayacak küçük bedenlere bir ön alıştırma ve ısındırma olur. Aynı zamanda bu direkler ile aileye sevap kazandırılır ve evi ayakta tuttuğu söylenir. Akşam da çocuk oruç tuttuğu için ödül kazanınca daha da keyifli olur ramazan."

Tüm gün oruç tutmak isteyen çocuklarımızı da desteklemeli endişe edip oruçlarını bozmalarını istememeliyiz. Çünkü oruç çocuklarımıza isteklerini ve hazlarını erteleyebilmeyi, sabredebilmeyi öğretir. Öfke kontrolünü geliştirir. Merhamet, empati hislerini ve farkındalık duygularını geliştirir.

Yazının devamı...

Dayak cennetten mi çıktı?

8 Nisan 2021

On iki yaşındaki oyun bağımlısı danışanım dayak yemekten o kadar yılmıştı ki seansta hiç durmadan bağırarak konuşuyordu. Ebeveyn, oyun bağımlısı bu ergenin kendilerine şiddet uyguladığı gerekçesiyle onu bana getirmişlerdi. Ama çocuk annesinin ve babasının kendisini acımasızca dövdüğünü ve onlar onu dövmeye devam ettikçe kendisinin de onlara şiddet uygulayacağını kararlıca söylüyordu.

Ve bir gün seansta haykırarak, “Lütfen anneme ve babama söyleyin bana bir insan olarak saygı duysunlar. Nasıl başka bir insanı dövmüyorlarsa beni de dövmesinler!” dedi. “Bir gün dayak yedikten sonra polisi aramaya kalktım, ama komşumuz beni engelledi.” Annesi ona şöyle dermiş: “Sen benim evladımsın, oğlumsun. Seni hem döverim hem severim!”

Düşünmeden edemedim, acaba insanlar bu hakkı nereden alıyorlar? Dayağın cennetten çıkma olduğunu mu düşünüyorlar?

Peygamber Efendimiz’in manevi oğlu dahi dayak yememiştir. Kendi çocuklarına bir tokat dahi atmamıştır. Düşünün o devirde bile! Bu yüzden dayağın cennetten çıktığını falan düşünmüyorum.

Leyla Navaro, “Beni Duyuyor Musun?” adlı kitabında dayağın eğitime yaramadığını çok güzel açıklıyor. Dayak yiyen çocuk, davranışının karşılığını en kısa yoldan ödemiştir. Çünkü yaptığı olumsuz davranış üzerinde düşünme, hatasını anlama, onu tamir yollarını arama veya sonuçlarını düzeltme fırsatı verilmemiştir ona. Olumsuz davranış dayakla noktalanır. Dayak yiyen çocukta ebeveyne kızgınlık, düşmanlık, nefret hisleri uyanır. Dolayısıyla çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünüp kendini suçlayacağına karşı tarafı suçlar.

Olumsuz davranışı kendi hatası-suçu olarak görmeyip yediği dayak ve bundan dolayı yaşadığı duygular onu rahatsız eder. Dayak yiyen çocukta saldırganlık duyguları gelişir. O da anne babasını örnek alıp, sorunlarını en kısa yoldan saldırganlıkla, zorbalıkla halletmeye yönelir. Kardeşine, komşu çocuğuna, sokakta gördüğü kediye vurur. Ayrıca anne ve babasına karşı koyamadığı için saldırganlığını dolaylı olarak gösterebilir ve onları sinirlendirecek başka davranışlar ortaya koyar.

Dayak yiyen çocuk kendini güçsüz ve aciz hisseder. Kendisinden utanır. Özgüveni sarsılır. Bu da gösterir ki çocuk eğitiminde ve disiplininde dayağın yeri yoktur.

Seanslarda birçok ebeveyn hırslarını, öfkelerini çocuklarından çıkardıkları için kendilerini çok kötü hissettiklerini ifade ederler. Pişman olurlar, utanırlar, suçluluk duygularına kapılırlar. Bazı ebeveynler de bu suçluluğu gidermek için aşırı sevgi gösterilerine ya da aşırı hoşgörülü tutumlara girerler.

Yazının devamı...

Kardeş kıskançlığı her çocukta yaşanmaz

22 Mart 2021

Kardeş kıskançlığı genelde her zaman var olan, doğru, olması gereken bir şey gibi görünse de, ben kardeş ilişkilerinde danışanlarımda çok büyük farklılıklar gördüm. Araştırmacılar da çocuklar ve genç yetişkinlerin kardeşleriyle olan ilişkilerini geçmişe dönük olarak analiz ettiklerinde, kardeş ilişkilerinde birkaç tarz saptamışlar:

1. Bakıcı ilişkisinde kardeşlerden biri diğerine yarı ebeveyn gibi davranır. Bu örüntü daha çok abla-erkek kardeş ilişkilerinde görülür.

2. Ahbap ilişkisinde, her iki kardeş de birbirine benzemeye çalışır ve birlikte olmaktan zevk duyarlar.

3. Kritik ya da çatışmalı ilişkide kardeşlerden biri diğerine baskın çıkmaya çalışır. Aralarında kavga, tartışma ve sataşma vardır.

4. Rakip ilişkisinde kardeşler arasında arkadaşça ya da destekleyici davranışlar çok azdır.

5. Lakayt ya da ilgisiz ilişkide kardeşler birbirlerine karşı umursamazdırlar.

Aralarında fazla yaş farkı olmayan (4 ya da daha az) ve anne baba arasında geçimsizlik olan kardeşlerde rekabet ya da kritik ilişkilerin daha çok görüldüğü düşünülmektedir. Ahbap ilişkileri kız kardeşler arasında biraz daha çok görülürken, en çok erkek kardeşler arasında çekişme yaşandığı söylenebilir.

Anne baba çalışıyor ise ve çocuklar eve döndüğünde abla bakıcı rolünü üstleniyorsa, kardeşler arasında bakıcı ilişki tipi baskın hale gelir. Böyle durumlarda ablalar, küçük kardeşlerinin kendine güven becerileri edinmesine yardımcı olabilirler. Ailede küçük kardeşin bakımını üstlenebilecek bir abla ya da abi olması, anne babanın iş bağlantılı stresle başa çıkabilme yeteneğini artırmaktadır.

Yazının devamı...

Anne babalar, akıllı telefonlarınızı bırakın ve çocuğunuzla oyun oynayın!

15 Mart 2021

Telefonunuzu bir kenara koyun ve bunun yerine çocuğunuzla beraber oyunlar oynayın.

Amerikan Pediatri Akademisi’ndeki çocuk doktorları, okul öncesi çocukların konuşma ve dil gelişimiyle ilgi olarak anne babalara bazı tavsiyelerde bulunuyor. Çocuk doktorları ve ruh sağlığı uzmanları, anne babaların evde akılı telefon ve tabletlerle daha az zaman geçirmelerini ve küçük çocuklarıyla birlikte yüz yüze interaktif oyunlar oynamalarını öneriyor ve teşvik ediyor.

Anne babalar bu yüzyılda her zamankinden çok daha fazla koşuşturuyorlar ve dünyayla bağlı kalmak için de akıllı telefonlarına bağlı olmak zorundalar. Fakat çocukların beyin gelişiminin %80’i hayatlarının ilk üç yılında gerçekleşiyor ve istikrarlı sözlü ve sözsüz, insan insana olan etkileşim ve iletişimlerle besleniyor. Dolayısıyla ebeveynler telefonlarıyla uğraşmak ve teknolojiye bağlı olmak yerine mümkün olduğunca çocuklarının öğrenme becerilerini geliştirmek adına onlarla kaliteli vakit geçirmeye odaklanmalılar.

Peki, bir ebeveyn okul öncesi çocuğunun dil öğrenme becerisi ve iletişim yeteneklerine en üst seviyede katkıda bulunmak için neler yapabilir? İşte bazı pratik öneriler:

Çocuğunuzla beraber pratik oyunlar oynayın. Bu pratik oyunlar çocuğunuzla yüz yüze etkileşimi teşvik ederken, onlara konuşma sırasını öğretir, bağlanma ve iletişim becerilerinin önemli parçalarını güçlendirir. Öpücük üfleme, el sallama ve alkışlama gibi aktiviteler de çocuğun sosyal gelişim becerilerini inşa etmesine yardımcı olur. Bu oyunları oynarken unutmayın, ellerinizin özgür olması gerekiyor!

Okul öncesi dönemdeki çocuğunuzla birlikte kitap okuyun, bloklarla oynayın, bir parkta aynı köpeğe bakın. “Aynı anda iki insanın aynı şeye odaklanmasına, “ortak dikkat” diyoruz.” Ortak dikkat becerisi, sosyal gelişimin ve dil gelişiminin hayati bir parçasıdır. Aynı zamanda bir çocuğun başka bir kimseyle deneyimlerini paylaşmasına ve başkasının bakış açısını görmesine müsaade eden önemli bir sosyal beceridir. Ortak dikkat, çocuğun söyledikleri ya da yaptıklarıyla ilgilendiğinizi kendisine göstermiş olur. Fakat ebeveynler telefonlarıyla ilgilendiklerinde, çocuklarıyla ortak dikkat becerisini geliştirememiş ve çocuğun bu becerisini inşa etmek için anahtar bir fırsatı kaçırmış olurlar.

Çocuğunuzla birlikte körebe, saklambaç, el el üstünde gibi geleneksel interaktif çocuk oyunları oynayın.Kovalamaca oynayın ve çocuğunuzla beraber koşturun.

Doğa yürüyüşünün çocuğunuzla birlikte keyfini çıkarın.

Yazının devamı...

KORONAVİRÜS VE ÇOCUK

29 Mart 2020

KORONAVİRÜS VE ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

Şu an zor günler geçiriyoruz. Koronavirüs hayatımıza girdiğinden beri anne babalar çok daha fazla stres altındalar. Başımıza bir felaket geldiğinde bir ebeveyn olarak aslında kendimize iki misli meydan okunmuş olarak buluruz. Kendi korku kaygı ve üzüntü hislerimizi anlamlandırmak ve aynısını yapmak için çocuğumuza yardım etmek… Keşke çocuklarımızı ve kendimizi, hayatın acı ve endişelerinden koruyabilseydik ama ne yazık ki bunu yapamıyoruz. Çocuklarımızın ruh sağlıklarını, koronavirüsün olumsuz psikolojik etkilerinden, ancak doğru davranışlar ile koruyabiliriz ve bu kötü sarsıcı travmayı onların hayatlarına katkıda bulunacak bir fırsata dönüştürebiliriz!

1. Öncelikle çocuklarınızın duygularını ifade etmelerine izin verin!

Duygularını ve hislerini ifade eden çocuklar, zorluklarla daha kolay başedebilir ve kendilerini güvende hissederler ve duygularını ifade etmeleri için çocuğunuzu cesaretlendirin.

2. Çocuğunuz tüm haberleri ve gelişmeleri sizden duysun!

Çocuğunuza neler olduğunu ve gelişmeleri söylemeyi ertelemeyin, ne kadar acı olursa olsun gerçekleri siz söyleyin, başka birilerinden duymasınlar. Gerçekleri ortaya koyabilmek ve duygusal ortamı belirleyebilmek sizin elinizde olur.

3. Önce çocuğunuzu dinleyin, ipuçlarını ondan alın!

Ondan nasıl hissettiği ve koronavirüs hakkında bildiği her şeyi size söylemesini isteyin. Ona sorular sorabileceği bol fırsatlar verin. Üzücü detaylar hakkında soruları cevaplamaya (hızlı cevaplar değil) hazırlıklı olun. Çocuğunuzun üzücü detaylara girmeyerek korkutucu hayaller kurmasını engellemeniz gerekir.

Yazının devamı...

Kucaklamaların Faydası

7 Ocak 2020


Kızım 8 yaşında iken korktuğunda, “Anne bana sarılır mısın, korkum geçsin!” sözü beni dokunmanın, sarılma ve kucaklamaların önemini düşünmeye itti. Kısacası, insanlar devamlı birlikte oldukları kişilerle dokunsal temasın yokluğunda ne dereceye kadar psikolojik ve fiziksel olarak acı çeker?

Romantik partnerlerden evcil hayvanlara, dokunmanın gücü!

Anlamlı fiziksel temasın gücünü gösteren Harlow’un (1958) klasik araştırmasında al yanaklı maymunların kumaş kaplı “anneleri”, dikenli telli “annelere” tercih ettiğini biliyoruz. İlginç olarak, dokunmanın gücü hakkındaki bilimsel literatür kısmen olgunlaşmamış ve fiziksel temasın neden güçlü ve insanların hayatlarında pozitif bir etki olabileceğinin ardındaki süreci belgelemeye şimdilerde başlıyor. 2015 yılında 400’den fazla yetişkinin katıldığı bir araştırmada, insanların deneyimlediği günlük kucaklaşmanın derecesiyle, o insanların daha sonra hastalanabilme oranı arasındaki ilişki incelenmiş. Araştırmacılar, özellikle katılımcıların, onları bir virüse maruz bırakmalarından iki hafta öncesinden itibaren ne sıklıkla kucaklandıklarını hesapladılar. (Bu kişiler, virüs verme araştırmasına bunu bilerek gönüllü oldular ve katılımları karşılığında ücret aldılar.)

Daha sonraki dört hafta boyunca hangilerinin grip semptomları göstereceğini izlemek için karantina altında tutuldular. Çalışmadaki enfekte olmuş katılımcılar arasında daha sıklıkla kucaklanmış kişiler daha az şiddette semptomlar gösterdiler. Yazarların çıkardığı sonuca göre, daha çok insan dokunuşu daha çok sosyal desteği ifade eder ve karşılığında insan sağlığında stresin etkisini tamponlar. Daha genel olarak, eşlerinden veya uzun süreli partnerlerinden daha çok kucaklama ve “sıcak dokunuşların” diğer formlarını alan kişiler, daha yüksek oksitosin seviyesi (zevk hissi üreten bir hormon), daha düşük kan basıncı, daha düşük kalp atış hızının da dahil olduğu pek çok faydalı sonucu deneyimler.

Araştırmaların gösterdiğine göre, evcil hayvan sahipleri ortalama olarak daha mutlu ve daha sağlıklı bireyler olmaya eğilimliler. Özellikle evcil hayvan sahipleri daha yüksek özsaygı, daha iyi egzersiz ve dayanıklılık seviyeleri gösteriyor ve ayrıca daha az yalnız hissetmeye eğilimliler. Daha pozitif kişilik karakterleri ve kişiler arası ilişki stilleri gösteriyorlar. Gerçekten de pek çok araştırma, sadece hayvanları okşamanın stresli durumlarda insanların anksiyetelerini yatıştırdığını gösteriyor. Hatta doldurulmuş oyuncak hayvanlarla bile olan etkileşimler benzer etkiler gösteriyor; sadece karton bir kutunun yerine bir oyuncak ayıyı tutmak bile, kişinin kendi ölümlülüğünü düşünmesinden doğan negatif tepkileri azaltıyor. Kişiler arası dokunuşların başka önemli sonuçları da var: Örneğin, daha büyük pozitif dokunuşlar romantik ilişkileri geliştirir, arkadaşlık bağlarını güçlendirir, daha pozitif duyguları tetikler ve insanları başkalarının ihtiyaçlarına daha duyarlı olmaları konusunda cesaretlendirir. Sıklıkla romantik ilişkilerin merkezinde dokunmanın olduğunu düşünmekle birlikte, ‘temasta kalmak’ gibi yaygın metaforlar bile önemli sosyal bağlantıları korumanın dokunma aracılığıyla şekillendiğini ifade ediyor.

Sözün kısası, yakınımızdaki kişiler ile temasımız mutluluğumuz, sağlığımız ve sosyal bağlantılarımız için önemlidir. Bu fiziksel temas ister romantik partnerimizden, eşimizden, sevgilimizden gelsin ister arkadaşlarımızdan, evcil hayvanlarımızdan, oyuncak hayvanlarımızdan ya da hatta kumaş kaplı maymun annelerden gelsin, faydaları önemlidir.

Yazının devamı...

Ayrılıklara Verilen Tepkiler

9 Aralık 2019

AYRILIKLARA VERİLEN TEPKİLER, ÇOCUKLUKTAKİ BAĞLANMA TÜRLERİYLE İLİŞKİLİ!

Ayrılıklar kimse için kolay değildir ama bazı insanların diğerlerine göre bununla daha iyi başa çıktığını fark ettiniz mi? Tabii ki her ilişki özeldir ve bittiğinde duygularımızı bazı özel durumlara yansıtmayı bekleyebiliriz. Ancak bazı insanlar, doğasında olan romantik kayıplarda daha fazla acı çekme eğilimi taşır ve araştırmalara göre bu durumun bizim bağlanma stilimizle bir ilgisi olabilir. Bağlanma stillerimiz, hayatlarımızın erken dönemlerinde, birincil bakım veren kişi ile aramızda şekillenir. Bu bağlanma paternleri, yetişkinler olarak romantik ilişkilerimizde nasıl bağlar kurduğumuzu etkileyen, içsel olarak işleyen modellerdir. Güvenli bağlanan çocuklar, kendilerini ‘güvende, görülen (farkına varılan), yatıştırılmış’ hissederek büyüyor. Güvensiz bağlanma ise bir çocuğu diğer üç bağlanma türlerinden birine itebilir: Kaçınmacı, endişeli ya da dağınık. Bir kişinin bağlanma stillinin ayrılığa olan tepkisini nasıl etkileyebileceğini anlamak için her kategori hakkında biraz bilgi edinmek yararlı olur:

Kaçınmacı bağlanma:

Ebeveyn duygusal olarak erişilebilir olmadığında oluşabilir. Böyle bir çevrede çocuk çoğunlukla, temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yolunun, bir ihtiyacının olmadığı yolunda davranmak olduğunu öğrenir. Bir yetişkin olarak, partnerleriyle yakınlığa karşı soğuk ya da dirençli davranma eğilimde olduğu kayıtsız türde bağlanabilir.

Endişeli bağlanma:

Kararsız ya da endişeli bağlanma geliştiren çocuklar, genellikle bazen ulaşılabilir ve bakım veren, diğer zamanlarda ise duyarsız veya müdahaleci olan bir ebeveyne sahiptir. Bu çocuklar eğer ebeveyne yapışır ve odaklanmış olarak kalırlarsa ihtiyaçlarının karşılanacağını öğrenirler. Yetişkin olarak ise romantik partnerlerine karşı muhtaç ve umutsuzdurlar.

Dağınık bağlanma:

Dağınık bağlanma, çocuklar güvenlikleri için yöneldikleri kişiler tarafından ki bu genellikle ebeveyndir, çok korkutulmuşlar ya da travmatize olmuşlarsa, oluşur. Kendi çocukluğunda çözümleyemediği bir travma olan ve stres karşında çocuğuna dağınık ve ürkütücü davranan ebeveyn çocuklarında yaygındır. Böyle bir çevrede büyüyen bir çocuk, ihtiyaçlarını karşılamak için organize olmuş bir yöntem geliştiremez çünkü ebeveyni tahmin edilemezdir. Yetişkin olarak korkan, kaçınmacı bağlanma geliştirebilir; partneri uzaklaştığında korkar ve yapışkan davranır ama partneri ona yakınlaştığında sıkıntılı ve kaçıngan olur.

Yazının devamı...

Çocuk ve Oruç

9 Mayıs 2019

Ramazan geldi. Hoşgeldin Ramazan!
Ramazan ayı çocuklar için çok dikkat çekici, merak uyandıran, eğlenceli ve büyüdüklerini kanıtlama arzusu ile doludur. Gece vakti özenle sofraların hazırlanması, iftarda tüm ailenin toplanması, camiye gitmek, teravih namazları, komşunun, akrabanın birbirine yardım ettiği, samimi paylaşımların ve merhamet duygularının yoğun olduğu çocuğun ilgisini çeken zamanlardır. Ramazan ayı bu şekilde çocuğun manevi, ulvi ve ahlaki değerlerinin öğrenmesine ve pekiştirilmesine de vesile olur.
Okul öncesi dönemde çocuklar anne babasının sözlerinden çok davranışlarını zihinlerine kaydederler. Anne babasının saygıyla kıldığı namazları, ağlayarak yaptığı dua ve yakarışları, yaşadığı sıkıntı karşısında gösterdiği tevekkül ve sabrı, komşusuna yaptığı iyilikleri, tebessümü alçakgönüllülüğü ve tüm ahlaki değerleri davranışsal gözlem ile öğrenirler. Bu yüzden çocuklarımızı dini konularda zorlamak yerine sevdirerek model olmaya çalışalım.
Dini konularda çocukla inatlaşmak, onları zorlamak ne kadar doğru olduğuna inansanız da çözüm değildir. Bu yüzden çocuklarımızı oruç tutmaları için de zorlayamayız. Fakat istedikleri zaman tuttukları tekne oruçları için onları ödüllendirebiliriz.
Şimdi size kendi çoculuğumdan bir tavsiye vereceğim. Direkli oruç.
Küçüklüğümde ben, hiç tekne orucu tutmadım. Direkli oruç tuttum. Bu oruçta gün içerisinde çocuğa yaşına göre bir kaç kez oruca ara verme hakkı verilir. Ben de orucumu tutmaya başlar, “Hadi oruca şimdi bir ara verelim şöyle evimize bir direk dikelim” denildiğinde ise “Ben orucumu bozmam. Tam tutarım!” diye karşı çıkardım. Anne ve babam bize çocukken de saygı duyar ses çıkarmazlardı.
Oruca çocukların diktikleri direkler, Prof. Dr. Mücahit Öztürk Hoca’mın da ifade ettiği gibi “Çocukları oruca alıştırmanın en doğru ve kolay yoludur. Direkli oruçta bir ya da iki kez mola verdiğiniz molalar, oruca dayanamayacak küçük bedenlere bir ön alıştırma ve ısındırma olur. Aynı zamanda bu direkler ile aileye sevap kazandırılır ve evi ayakta tuttuğu söylenir. Akşam da çocuk oruç tuttuğu için ödül kazanınca daha da keyifli olur ramazan."
Tüm gün oruç tutmak isteyen çocuklarımızı da desteklemeli endişe edip oruçlarını bozmalarını istememeliyiz. Çünkü oruç çocuklarımıza isteklerini ve hazlarını erteleyebilmeyi, sabredebilmeyi öğretir. Öfke kontrolünü geliştirir. Merhamet, empati hislerini ve farkındalık duygularını geliştirir.
Oruçlu iken Ramazan Ayı'nın hürmetine çocuklarımıza sevgi ve şefkat ile yaklaşabileceğimiz hayırlı, mutlu, iyi ramazanlar diliyorum.
Sevgilerimle,
Fazilet Seyitoglu
Klinik Psikolog

Yazının devamı...