Şükrediyor muyuz? Çok da kolay değil belki. Ya da kolay da, hayatın hırgürü arasında hatırlamaya fırsat bulamıyor olabiliriz. Peki, çocuklarımız! Biz bile şükretme konusunda hassasiyetimizi koruyamıyorsak, onlar nasıl öğrenecek şükretmeyi? Kanaat etmek, nimetlerin farkında olmak… Çocuklarımızın belki de en çok ihtiyacı olan bu, maddenin hükmettiği dünyamızda.

Önce projektörü kendimize çevirelim sevgili ebeveynler. Yine kendimizden başlıyor çünkü çocuklarımızın neyi benimseyip benimsemeyecekleri ya da bir davranışı alışkanlık haline getirip getirmeyecekleri. Bizim gözümüz doyuyor mu bu albenisi çok dünya nimetleri arasında? Eğer biz kendi gözümüzü doyuramadıysak henüz, çocuklarımızın bunu başarabilmesi ne kadar olası ki!

Şükretmek aslında, sadece dil ve kalple yapılmaz. Davranışlarımızla da şükrederiz. Nasıl mı? İsraf etmeyerek örneğin. Varken daha fazlasını hırsla ve pek çok değeri hiçe sayarak elde etmeye çalışmayarak örneğin. Sahip olduklarımızı paylaşarak örneğin. Kıymet bilerek örneğin. Hakkını vererek örneğin. Ve elbette dua ederek. Kalbimizden “şükür” kelimesini eksik etmeyerek. Tümü birden şükür bunların. Ve çocuğumuz yine bizden görerek öğrenecek şükretmeyi, eğer şükretmeyi hayatımızın rutini haline getirmeyi başarmışsak.

“İdare etmek” kavramı üzerinde durmak gerekiyor belki de. Eskiden herkes elindekiyle idare etmeye çalışırdı. Yani kastettiğim, “fazlası için çalışmayın” değil. Çalışmak elbette önemli bir haslet. Ama hırsla, gözü dönmüş bir şekilde değil. Tevazu ile kibirle değil. İnsan olduğumuzu bilerek, sınırlarımızı ve zaaflarımızı bilerek. Kendimizi ve değerlerimizi unutarak değil. Var olanla yetinmeyi bilmek, yoksa şikayet etmekle değil. Ya da hayatımızı sürdürmemiz için gerekenlere razı olmaktır. “Neden onda var da bende yok” bakışıyla değil.

Geçenlerde bir sohbet sırasında geçti, insanların interneti ekmek, su, oksijen kadar zaruri görmeye başladıkları. İnternetsiz kalmanın insanı öldürmeyeceğini düşünüyorum oysa ben. İnsanlık topu topu birkaç on yıldır onunla birlikte olmasına rağmen ne kadar da hızlı alışmışız değil mi? Bu kadarına zorunlu olmadığımızı, kendimizi internete mahkum etmemizin aşırı bir yaklaşım olduğunu önce ebeveyn olarak bizim içselleştirmemiz önemli sanırım. Yoksa çocuklarımıza ne söylesek onlar tarafından boş karşılanacak.

Sahip olduğumuz her şey için şükretmek, çocuğumuzun da şükretmesinin yolunu açacaktır. Çocuğumuza, “varsın çok şükür, varım çok şükür” demek. Soframızda her şey var çok şükür! Elim, kolum, gözüm var çok şükür! Bir vatanım var çok şükür! Bir evim, can güvenliğim, yerim-yurdum var çok şükür! Aklım ve sağlığım yerinde çok şükür! Bir inancım var çok şükür!

Çevremiz marketlerle dolu. Ne güzel! Gıda sıkıntımız yok. Satın alma sıkıntımız yok! Ama ne kadar gerekliyse almak da şükretmenin bir yolu. Abartmadan. İsraf etmeden. “Bulunsun” demeden. “İndirimdeymiş” demeden. Çocuklarımızın gözlerini doyurmaktır şükretmek. Önce kendi gözlerimizi doyurmakla başlayalım işe. Ve bir kontrol edelim kendimizi, ne kadar şükrediyoruz diye.

Fazilet Seyitoğlu

Uzman Klinik Psikolog

www.myfamilyterapi.com

Kaynak:Seyitoğlu, F. (2021).Karnı Tok Ruhu Aç Çocuklar. Destek Yayınları. İstanbul.