Baba usulü cağ kebabı

Et pişirmek sanattır! Kıvamında, doğru, dürüst satıcılıksa ayrı bir sanat. Hep söylerim, İzmir bir limandır. Çok insan gelir geçer bu şehirden. Çokkültürlüdür anlayacağınız. Gelen her kültür, her insan güzel şeyler bırakır burada. Geldikleri yörenin en şahane yemeklerini yaşadıkları bu güzel şehrin insanlarıyla gönülden, içten paylaşırlar. Bu da ayrı bi güzellik, lezzet katar yemeklerine.
İşte size böyle bir yerden söz edeceğim bugün. 25 Mart Oltu Cağ Kebap...
Önceki hafta bir grup arkadaşımla birlikte gittik Forum’un girişindeki dükkânlarına. Vallahi ne yalan söyleyeyim; bu ara öyle sapa yerleri gezdim ki, şehrin en kalabalık noktalarından biri olan Forum Bornova civarını atlamışım. Ama olsun, neydi felsefemiz “Lezzeti bulalım yeter ki, geç kalmış sayılmayız.”

Kebabın içine doğdum...

25 Mart Oltu Cağ Kebap’ın sahibi Necmettin Uçar, Erzurum Oltulu. Açıkçası, ben burayı Oltu’yla alakalı bilmezdim. Necmettin Bey’le konuştuktan sonra öğrendim. Yemekten fırsat bulduğum anlarda kendisiyle konuştum... “Ben küçüklükten beri bu kebapla büyüdüm. Babam, Kömür İşletmeleri’nde şefti. O nedenle evimizden misafir eksik olmazdı. E hem Erzurumlu hem de Oltulu olunca gelen her misafire sürüden bi koyun kesilir, cağa yatırılırdı. Şimdi soruyor insanlar, nereden öğrendin bu işi diye. Ben öğrenmedim ki, içine doğdum bu işin. Yani demem o ki, ben de babam gibi ağırlıyorum misafirlerimi, baba usulü bizim kebabımız...”
Önceleri inşaat işleriyle uğraşmış Necmettin Bey. Aslında hep bu işi yapmak varmış hayalinde. “Çok gençken yengemden aldığım borç altınla ilk işimi Oltu’da yaptım. Ama hayat sonra buraya getirdi beni” diyor. İnşaat işi yaptığı dönemlerde de her hafta dostlara yapmış cağ kebabını. Ve bi gün Forum’a geldiklerinde hiç aklında yokken tutmuş bu dükkânı. 2013 yılından beri de burada cağ kebabını misafirlerine sunuyor.

Cağ ‘Tatari’ yenir...

Gelelim cağ kebabına...
Yazımın başında da dediğim gibi, yediğimiz kebap tam olması gerektiği gibiydi. Ateşi doğru yerden gören, yanık olmayan, tabir yerindeyse yokum kıvamında, üst yüzü güzel kızarmış, kesildiği yer sulu ve pembe renkte. Yanına da kendi yaptıkları ayranları pek yakışıyor. Sohbet ederken önüme gelen cağ kebabının görüntüsünden, kıvamından söz ederken Necmettin Bey biraz serzenişte bulunur gibi, “Vallahi, biz sizin gibi müşterileri çok seviyoruz. Sulu, üzeri pişmiş, altı pembe cağ, bizde Tatari diye adlandırılır ve asıl cağ budur, böyle yenir bizim kebabımız” diyor.
Gelen şişin üzerine iki tane daha ‘Tatari’ götürüyorum. Tam bitti derken şahane pideler, lahmacunlar görünüyor uzakta. Eh ne yapalım, iş deyip tadıyorum. Hepsi güzel ama lahmacunu ve cağ kebaplı pideyi biraz daha fazla beğendiğimi söylemeliyim.
Ve işte final! Tahinli pide. Evet hemen her yerde yapılır bu lezzet. Fakat son dönemde yediklerimin en lezzetlilerinden olduğunu söylemeliyim.
Biz tahinli pideleri götürürken Necmettin Bey, “Mavibahçe restoran katında da bir yerimiz var. Aynı tadı oraya da taşıdık. Gözünüz kapalı çocuklarınıza gerçek cağ kebabı yedirebilirsiniz” diye ekliyor.
Eyvallah, gönlü güzel adam. Sen işini itinayla yaptığın sürece cağ kebabını nerede yaparsan yap, biz oraya geliriz...
0232 343 35 25

Ben olsam

Karaburun bu bölgenin keşfedilmemiş cennetlerindendir. Ama sadece denizi, balığı meşhur değildir bu güzel beldenin. Bir de keçisi meşhurdur! Hatta şehrin girişinde keçi heykeli bile vardır. Ama ne yazık ki keçi ürünü yeterince yoktur. Benim bildiğim, belediyenin bir satış yeri dışında keçi peyniri bulmak pek mümkün değildir. Halbuki bugün keçi peyniri dünyanın en kıymetli peynirlerinden biridir. Farklı mayalama teknikleriyle katma değeri yüksek peynirler üretmek mümkündür. Buna en güzel örnek Emiralem’de, Emiralemli kadınlarla Fransız mayalama tekniği kullanarak şahane ürünler yapan Miralem Peynirleri’dir.
Ben olsam, Karaburun’da bir peynir imalathanesi kurar; yöre insanına, keçilerinden elde edilen sütü farklı mayalama teknikleriyle katma değeri yüksek ürünlere dönüştürmeyi öğretirdim. Böylelikle, koca kış neredeyse hiç işi olmayan insanlara sürekli istihdam sağlardım. Ben olsam yapardım...