Fedai Ünal

Fedai Ünal

fedonunal@gmail.com

Tüm Yazıları

Güzel İzmir’in her yerini severim. Severim sevmesine de, Kemeraltı denince galiba biraz taraflıyım. Yıllardır gezip dolaşmaktan bıkmadım. Her gidişimde sanki yeni bir sokak keşfeder gibiyim.
Havra Sokağı mesela. 50 yaşına geldim gitmekten bıkmadım.
Geçen hafta bi arkadaşımla öğleden önce buluşup bir iki alışveriş için gittik. Havra’dan kuyumculara oradan da Mantocular Sokağı’nda alışverişimizi bitirdik. Fakat bu kısa mesafeyi kat etmemiz 3 saatimizi aldı. Eee haliyle acıktık tabii…
Ne yapsak, ne yesek diye mırıldanırken, arkadaşım “yahu lezzetin ortasına geldik haberimiz yok” dedi.
Kolumdan tuttuğu gibi doğru Mirkelam Han’ın içindeki “Bizim Mutfak Lokanta”ya götürdü beni.
Vallahi iyi de etti. Uzun zamandır gelmiyordum.

Hanın kapısından adımımızı atar atmaz mis gibi yemek kokuları karşıladı bizi.
İçerisi, yemek tezgahının önü, panayır yeri gibi maşallah. Uzun yıllardır aynı yerde çalışmanın verdiği güven ve samimiyetle karşılıyorlar garsonlar müşterilerini. Muhabbet gırla...
Yalan yok! Eğer Bizim Mutfak’ta yemek yiyecekseniz yemeğinizi zor seçiyorsunuz. Yok, yok anlayacağınız.
Ha bi de iki ya da daha fazla kişiyseniz mutlaka farklı tatları tercih edin derim.
Çünkü Erdem’in eli boldur, tek tabakla doyup aklınız diğer yemeklerde kalmasın, benden söylemesi.
Neyse bi işkembeli nohut bir de deniz mahsullü makarna söyledik biz. Çöktük masamıza. İvedi geldi yemeklerimiz. Öyle acıkmışız ki masadaki garnitür sivri biberlerin hepsini de yemişiz.

İki arkadaş yemek yerken ettiğimiz sohbete inanmayacaksınız. Yahu insan yorgunum, şunu aldım, bunu verdim, geçen gün şöyle oldu böyle oldu der böyle bi yemekte birbirine.
Biz “Usta bi tavşan çorbasımı içeydik önden, yahu şevketi bostanda gözüm kaldı, abi Arnavut ciğeri kokuyor duyuyormusun?” diye diye yemek yiyiyoruz.
Muhabbete dalıp gitmişken, elinde bir kabak tatlısıyla Bizim Mutfak’ın sahibi Erdem “tatlı yiyelim tatlı konuşalım” diye geliyor masaya. Basıyoruz kahkahayı. Ama tatlıyı da götürüyoruz tabii...
Erdem Meriç’in dedesi 1950’li yıllarda kurmuş lokantayı. Erdem 2011 yılında Mirkelam Han’a taşımış. O tarihten beri de dededen öğrendiklerini müşterilerine sunuyor.
Yıllardır tadı tuzu değişmeden sürdürüyor yemek geleneğini. Tavşan ve ördek çorbasını denemenizi öneririm. İşkembeli nohut, Osmanlı Kuzu tandırıda tadın elbette.
Ama herşeyden önce kendinize bi zaman ayırıp Kemeraltını amaçsızca gezin. Altını üstüne getirin. Gezintinizi de ille böyle güzel mekanlarda sonlandırın.
Ağız tadınız hiç bozulmasın...
Haydi ben kaçtım Kemeraltı’na...

Haberin Devamı

Şükrü Bey’in fincanda pişen kahvesi

Haberin Devamı

Madem Kemeraltı dedik, yemeğimizi de yedik.
Eee kahveyi de keyifli bi yerde içmesek olmaz.
Kızlarağası Han’ın arkasında “Şükrü Bey’in Fincanda Pişen Türk Kahvesi” benim tercih ettiğim yerlerden biri.
Kahveyi severim ben, severim ama, önce okkalı daha da önemlisi 40 yıl hatırlısını severim.
Bu mekana yıllardır gidiyorum. Kızlarağası’nın içinden geçip arka kapısının çıkışında her daim Yaşar karşılar bizi.
Bir iki şakalaşmadan sonra ille bize özel bir yer ayarlar daha kahvemiz şöyle olsun diyemeden çat diye iki sade kahve gelir önümüze.
İşte yine aynısı oldu. Daha biz diyemeden kahvelerimiz geldi bile.
Ama bu sefer kahvenin yanında fincanda kahveyi icat eden adam Şükrü Bey de geliyor.
- Şükrü abi, bu buluşun bi hikayesini desene bize.
Şükrü amca anlattıkça biz şaşırıyoruz.
İzmir’de yapmadığı iş kalmamış. Bi gün babasının arkadaşının çay ocağında çalışmaya başlamış.
Çay, kahve servis ediyor. Bir sabah ocakçı işe geç kalıyor. O gün de yakın dükkanlardan birini çalıştıran genç bir çift sabah kahvelerini sipariş ediyor.
Ee bizim Şükrü Bey kahveyi yapıyor ama gidin bir de ona sorun nasıl yapıyor. Yaptığını kendisi bile beğenmiyor.
Bu olay onun hayatında önemli bir dönüm noktası oluyor. Ondan sonra kahve yapmayı öğreniyor.
Üstüne bir de bunu nasıl farklılaştırabilirim diye bir sürü deneme yapıyor. Ve işte bu denemelerin sonucu olarak “fincanda pişen kahve”yi buluyor.
Bu buluşu şu anda bulunduğu sokağı şenlendiriyor. Önceleri bu dar sokaklara gelmeye çekinenler şimdi en derin muhabbetlerini burada yapıyorlar. 33 yıldır aralıksız işinin başında Şükrü Bey.
Muhabbet sürerken anı defterini gösteriyor Şükrü Bey. Kimler memnuniyetini yazmamış ki. Tek tek saymayacağım. Benim dikkatimi Çince, Rusça, Almanca ve daha birçok dilde olan yazılar çekiyor. Kimi de teşekkürlerini onun minik bir portresini karalayarak sunmuş kendisine. Bunları görünce kahvenin 40 yıl hatırlı oluşuna inancım perçinleniyor.
Sırrı ne bunun, sadece kahve olamaz diyorum.
Şöyle gözlüklerinin üzerinden bakıp gülümsüyor Şükrü Bey “Fedai’cim burada mutsuz, haksız müşteri olmaz. Selamsız sabahsız karşılanmaz”
Alıyorum cevabımı.
Seni hep orada görmek istiyoruz Şükrü Bey...
Çünkü biz “hatırlı kahveyi pek seviyoruz...”