Beşikdüzü faciası

Beşikdüzü faciası


       Doğa kendini insana göre ayarlamıyor. İnsanın doğaya göre vaziyet alması "akıllı yaratık" olmanın gereği. Doğanın sınırları zorlandığında kaybeden insan oluyor. Beşikdüzü deniz faciasında olduğu gibi...
       Poyraz şiddetini "sandallar aşırı insan yüklü" diyerek azaltmayacağına göre, sandalların yükünü azaltmak gerekiyor. Bu da "insan"a düşüyor...
       * * *
       Galatasaray'ın UEFA Kupası'nı kazanmasıyla girdiğimiz "Avrupalı hava" Beşikdüzü faciasıyla bozuldu.
       Galatasaray'a veya Ankara'da kurulmakta olan Bilgi Toplumu Bakanlığı'na bakarak "çağdaş değerleri" yakaladığımız sonucuna erken vardığımızı Beşikdüzü gösterdi.
       Hala kararların ortasına "insanı", "insan canını" koymadığımızı, koyamadığımızı bir kez daha gördük.
       Sandallara ölçüsüz insan istifleme vurdumduymazlığı ve kaba hatasına gelmeden önce Beşikdüzü hadisesinin üzerinde durulması gereken birkaç yönünü vurgulayalım.
       1 - Beşikdüzü'nde "eski takvime" göre bir çeşit deniz bayramı kutlanıyor: "Mayıs Yedi"si...
       2 - İnsanlar Mayıs Yedisi'nden mucizeler bekliyorlar. Denize açılıp dilek tutuyorlar. O kadar ki, spastik çocuklara derman bulmak dahil.
       3 - Ve nihayet balık tutup, taşımak için dizayn edilmiş teknelerde insanlar istifleniyor.
       Neresini tutsanız elinizde kalacak bir olay.
       Örneğin, en fazla 10 kişi taşıyabilecek balıkçı sandalları ve teknelerine 30 - 40 kişi, biraz irilerinde 50 - 60 kişi doldurulmasını nasıl izah edeceksiniz?
       Kimi, kimleri sorumlu tutacaksınız?
       20 kişiden fazla insan taşıyamayacak iki sandalın devrilmesiyle 40 insanın ölümünü Avrupa Birliği standartlarıyla nasıl anlatacaksınız?
       * * *
       TÜRKİYE bu tür facialarla karşılaşmamak için, 21. yüzyılda kamu öncülüğünü etkin biçimde öne çıkarmalıdır.
       Aklına esen "reis" iskeleden istediği kadar insanı takasına doldurup açık denize götürememelidir. "Ne yapalım deniz patladı, kader" deyip geçememelidir.
       Vali, kaymakam, belediye başkanı yerel düzeyde "risk" taşıyan faaliyetleri, gelenekleri, görenekleri, çağdaş değer ve hukuk kurallarıyla yönlendirmek için öncü çalışmalar yapmalıdır.
       Hukuk sistemimiz "can sorumluluğu" taşıyanlar açısından caydırıcı olabilmelidir.
       Ya"Mayıs Yedisi" ve benzerleri ya da balıkçı sandalıyla hamsi taşır gibi insan taşıma yasaklanmalı ve denetlenmelidir.
       İnsanlarımız, fazla yolcuya "can" diye değil "ek kazanç" diye bakan taka "reis"lerinin, "kaptan şoför"lerin elinden kamu öncülüğünde kurtarılmalıdır.



Yazara E-Posta: fbila@milliyet.com.tr