Kaygan zeminde dans etmekse hayat...

Bir anlatım, ifade, gösterme biçimi olan performans sanatı Türkiye’de hiç bu kadar gündemde olmamıştı. Elbette sanat dünyası zaman zaman yapılan performans sergilerine epeydir aşinaydı ama önemli bir kesim de Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılan Marina Abromoviç sergisi “Akış/Flux” ile haberdar oldu bu sanattan. 31 Ocak’ta kapılarını açan sergi, ön haberleri çıkmaya başladığı günden itibaren bir farkındalık yarattı. 26 Nisan’daki kapanışına kadar da bunu sürdüreceğe benziyor. Serginin bir başka anlamı daha var: SSM Müdürü, SSM’deki tüm bu büyük / kolay kolay göremeyeceğimiz sergilerin mimarı Nazan Ölçer’in dediği gibi “Türkiye’deki performans sanatının gelişimi için çok kıymetli bir fırsat”.

Peki nedir performans sanatı? Yazının başında da belirttiğim gibi bir anlatım, ifade biçimi. 1960’lı yıllarda ortaya çıkıp 1970’li yıllarda yaygınlaşıyor. Bu sanat türünde beden ön planda. Sanatçının derdini bedenle ifade etmesi. Bunu yaparken tiyatro, dans, video, müzik gibi farklı sanat dallarını da kullanabiliyor. Sanatçı düşüncesini ifade etmek için hazırladığı eylem dizisini seyirci önünde canlı sergiliyor. Böylelikle mesajlarını dolaysız olarak iletmiş oluyorlar. Tekrarı yok. Videoya çekilerek ya da fotoğraflanarak kayıt altına alınıp arşivleniyor. En önemlisi de seyircinin hafızasındaki arşive kaydolmaları ve bu kayıtların sanat izleyicisini değiştirip dönüştürebilme potansiyeli taşıması. Elbette alınıp satılması da söz konusu değil. Sergi salonu, tiyatro salonu, müze, galeri gibi farklı mekânlarda gerçekleştirilebiliyor.

Marina Abramoviç, performans sanatının en derinlikli, en cesur isimlerinden biri. Dolayısıyla, bu sanatı onun üzerinden deneyimlemek hem de İstanbul’da büyük şans.

Ben sergiyi gezmeye bu hafta ikinci ayağı olan Akbank Sanat’tan başladım. Burada Marina Abromoviç Enstitüsü tarafından sunulan “Enerji, Bellek, Sınırlar ve Özel/Kamusal” temalarını temel alan bir dizi dokümantasyon sergisi var. Bu sergilerde amaç performans sanatına dair bir kavrayış oluşturmak. Enerji temalı sergiyi 22 Şubat’a kadar görebilirsiniz. 25 Şubat’ta bellek, 17 Mart’ta sınırlar ve 7 Nisan’da da özel/kamusal temalı olanları...

Enerji temalı sergi farklı sanatçıların performans dahilinde gerçekleşen enerjinin üstesinden geldiği çalışmaları içeriyor. Sergide Melati Suryodarmo, Nezaket Ekici, TBL (Tall Blonde Ladies) ve Yingmei Duan’ın performanslarının videoları var. Bu kısa videoları durup durup baştan izledim. O kadar vurucu problem cümleleri var ki işlerin. Ama en çok da Melati Suryodarmo’nun işinden etkilendim. 20 dakika süren, 6 dakikasını izlediğimiz “Tereyağı Dansı” adlı performans Berlin’deki Hebbel Tiyatrosu’nda 2000 yılında gerçekleştirilmiş.

Endonezyalı sanatçı, siyah elbisesi ve kırmızı topuklu ayakkabısıyla sahnedeki 20 kalıp tereyağının üstüne çıkıyor ve dans etmeye başlıyor. Hareketli bir vurmalı çalgılar müziği eşlik ediyor ona. Kısa sürede tereyağı ayakkabının altında parçalanıyor, zemin kayganlaşıyor; bakışları bir noktaya sabitlenen sanatçı dansa devam ediyor. Tereyağın üzerinde topuklu ayakkabılarla dansın güçlüğünü tahmin edersiniz. Sanatçı bütün yoğunlaşmasına karşın ara ara düşüyor. Sert düşüşler bunlar; canının yandığını tahmin etmek zor değil. Sonra ayağa kalkıyor, kaldığı yerden dansa devam. Yeniden düşüyor, yeniden kalkıyor. Performans bu düşüp her defasında kalkmalarla sürüyor.

“Sanatçı burada ne anlatmak istiyor?” klişesine gerek yok, mesaj apaçık ortada. Kaygan zeminde dans etmekse hayat, düşmek kaçınılmaz; önemli olan kalkabilmek ve dansı sürdürebilmek. Bu mesajın cümlesini kurabilir, resmini çizebilir, onu fotoğraflayabilirsiniz; her birinin belli etkisi olacaktır. Ama bu fikri bedeniyle anlatmaya çalışan bir sanatçının canlı paylaşmasındaki etki gerçekten çok büyük. Video bile benzer bir etki yaratabiliyor.

Serginin SSM’deki bölümünde canlı performansları izleme şansımız var. Şimdilik bir Marina Abramoviç sergisine giriş yazısı olsun bu. Devamı gelecek.