“Korkunç bir zekâ, anlayan kadın”

Lou Andreas Salome. Onu ilk 1800’lerin sonuna doğru Lucerne’de çekilmiş bir fotoğrafta gördüm. Üniversiteyi bitirdiğim yıllar. 1990’ların sonu. Duygu Asena’nın estirdiği feminizm rüzgârıyla başım dönmüş bir halde fotoğrafa baktığımı, gözlerimin yuvalarından çıkarak fotoğraftaki kompozisyona odaklandığını bugün gibi hatırlarım. Nietzsche ve filozof arkadaşı Lou Reed, iki tekerlekli bir arabayı çekiyor, arabada elinde kırbacıyla bir kadın oturuyordu. Erkeklerin çektiği arabaya yön veren bu kadının Lou Salome olduğunu öğrendim. 20’li yaşların başında olmam nedeniyle kompozisyonu doğru okuyacak bir birikimim yoktu. Kırbaç simgesi hoşuma gitmemişti. Nietzsche’yi öyle görmek de. Kimse kimseye şiddet göstermemeliydi. Kadın eşittir erkek. Velhasıl Salome’ye biraz önyargılı baktığımı hatırlıyorum. Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt”te “Kadına mı gidiyorsun? Kırbacını unutma” sözünü okuyunca yaşadığım hayalkırıklığını da. Neyse yaşım ilerledikçe, o sözün aslının “Kadına mı gidiyorsun? Kırbacı unutma” olduğunu, Nietzsche’nin burada şiddetten söz etmediğini, kadın düşmanlığı yapmadığını, kırbacın ‘erkeği harekete geçirmek, isteklendirmek, yüreklendirmek” gibi işlevleri olduğunu fark ettim. Felsefeci Metin Becermen’in ifadesiyle söylersek “Kırbaç, kadınları hafife almamak gerektiğini, onları tam anladım derken şaşırtıcı olabileceklerini ve kolay kolay ele geçirilemeyeceklerini, bir bilmece olduklarını ve ancak kendileri istediklerinde bağlanabileceklerini ifade eden bir metafordu aynı zamanda.”

Adine’in hikâyesi

Nietzsche’nin kırbaç ironisini kullandığı Lou Salome’yi takibe devam ettim. Biyografilerini, hakkında yazılan kitapları. Irvin Yalom’un kaleme aldığı  “Nietzsche Ağladığında”yı okuduğumda ona olan hayranlığım daha da arttı. Hakkında her ne okursam okuyayım, karşıma “ben” ve “birey” olma bilincine çok erken yaşlarda ulaşmış, varoluşunun inşası sırasında kimseye taviz vermemiş, kendi kendini teyit etmiş, başkalarının onayına  ihtiyaç duymamış güçlü ve özgür bir kadın çıktı: “Ben, ne bir ideale göre yaşayabilir, ne başka birine örnek olabilirim, ama ben kuşkusuz kendi hayatımı yaşayabilirim ve ne olursa  olsun onu yapacağım”.

Salome, bugüne dek yazılageldiği sığ yorum üzere Nietzsche ve Rilke’yi baştan çıkaran kadın değil Freud’un ifade ettiği gibi  “Korkunç bir zekâ”dır, “Anlayan kadın”dır. Kendi olma sanatının usta bir icracısıdır. Geçtiğimiz günlerde fark ettim ki, Salome’yi daha çok hakkında yazılıp çizilenlerden biliyorum. Yazdıklarına niyeyse yeterince ilgi göstermemişim. Yahut vakit olmamış. Salome’yle ilgili derin bir okuma yapmaya karar verdim. Kendimi Rumeli Caddesi’ndeki Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın kitabevine attım. Yayınevinin bastığı dört  Salome kitabını satın aldım: “Arayışlar”, “Volga”, “Ruth” ve “Feniçika”. Haftaya çıkacağım tatil öncesi valizime yerleştirdim. Ayrıntı Yayınları’nın bastığı Angela Livingstone imzalı “Salome- Yaşamı ve Yapıtları”nı da kütüphanemden çıkarıp yanlarına koydum, paralel okuma yapabilmek için. Ama tatili bekleyemedim. dayanamayıp “Arayışlar”ı okudum. Bir erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmakla kendi bağımsızlığını yaşamak arasında gidip gelen Adine’in hikâyesi. Özetle anlatırsam, ilk gençliğini adadığı Benno, kendini bu kadar ‘yok’ ederek karşısındakini seven kadının acizliğinden rahatsızlık duyuyor ve onu terk ediyor. Adine Paris’e yerleşip atölyesini açıyor ve bir ressam olarak varoluşunu şekillendirmeye başlıyor.

Kadınlık bilgisi

Kitapta altı yıl sonra Benno ile Adine’in yüzleşmesini okuyoruz. Bir kadın erkek hesaplaşmasının derin ve incelikli şahikalarından biri bu küçük novella. Adine’in ve Benno’nun ilişkilerine dair yaptıkları yorumlar nefes kesiyor. Bunda şu güle oynaya karşıladığım 50 yaşımın etkisinin büyük olduğunu da söylemeliyim. Kesilen nefesimde, onca yılın deneyimi, okumaları, yaşantıları başrolde. Belki de bilinçdışı süreçlerin katkısıyla bu yaşlarıma saklamışımdır Salome okumayı, kimbilir. Diğer kitaplarını da okuyacak olmanın heyecanı içindeyim. Salome’yi daha derinden kavrayacağım beklentisinin. Bu kavrayışın yazacağım kitaplara, yeni karakterlerime yol göstereceğini bilmenin. Ve elbette kendi kadınlık bilgimi temize çekmeme. Sizinle paylaşmak istedim. İyi pazarlar dilerim.