Mutluluğun resmi bu olmasın?

Şakir Paşa Ailesi’nin, Şirin Devrim’in ifadesiyle “harika çılgınlar”ın en özel ferdi Fahrelnissa Zeid. Otoriter, kafasını koyduğunu yapan, dikbaşlı ama rengârenk bir karakter. Bir gün, abisi Cevat Şakir’in, çini mürekkebiyle kız arkadaşının resmini yapışına tanık olur ve büyülenir. Kalemin kâğıda döktüğü portre karşısında duyduğu hayranlıkla resim yapmaya başlar. Henüz 11 yaşındadır, resme duyduğu aşkı 89 yaşına dek yaşayacağından habersizdir.

13’ünde İstanbul’da kızlar için kurulan güzel sanatlar akademisi İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydolur. Sekiz ay sonra yazar ve Tütün Rejisi Umum Müdürü İzzet Melih’in evlenme teklifiyle okulu yarıda bırakır.  1920 yılında evlenirler. 3 yaşındaki oğlunu kızıldan kaybetmesinin ardından Nejad ve Şirin adlı iki çocuğu daha olur. Evlat acısıyla resme döner; resimle dayanmaya çalışır, hayata tutunmaya…

Terapi nesnesi resim

Eşinin işi nedeniyle gittikleri Paris’te akademiye kaydolup yeniden dersler alır, tekniğini geliştirir. İstanbul’a döndüklerinde Güzel Sanatlar’a kaydolur ama orada aradığını bulamayınca bırakır. Eşiyle arası açılmaya başlar, işin içine İzzet Melih’in aldatmaları da girince evlilik çekilmez hâle gelir. Fahrelnissa yine resme sarılır, sımsıkı. Hayatı boyunca en önemli terapi nesnesi olacak resme. O sırada Irak büyükelçisinin kız kardeşleri olan komşularının evinde abileri Emir Zeid ile tanışır. Zaman içinde kurtarılacak yanı kalmayan evlilikleri bitince Emir Zeid ile evlenir. O artık bir prensestir!

Eşinin büyükelçilik görevi nedeniyle diplomatik çevrelere girmeye başlar. Dünyanın çeşitli yerlerindeki müzelere ziyaretlerde bulunur. 1936’da üçüncü çocuğu Ra’ad bin Zeid dünyaya gelir. Prenseslik, ışıltılı bir dünya, iyi güzeldir ama bir süre sonra Bağdat coğrafyası ve ülke şartları onu zorlar. Depresyona girer. Yine resim, yine resim; Zeid’in en etkili antidepresanı.  Önce Paris’e gider tedavi için ardından İstanbul.  Sanat eleştirmeni Fikret Adil ile tanışır. Sanat çevrelerine girer.

İlk resim sergisini oturduğu Maçka’daki Ralli Apartmanı’nda açar; çünkü İstanbul’da o vakitler galeri yoktur. Ardından yine eşinin işi dolayısıyla bu defa İngiltere’ye gider. Elçilik binasının üçüncü katını resim atölyesi olarak düzenler.

St Georges Gallery’de açtığı sergiyi ziyaret edenler arasında Kraliçe Elizabeth de vardır.

Peki sonra? Sonrası bir prenses ressamın nefes kesen yaşam öyküsü. Ürdün’de 89 yaşında sona eren. Bu olağanüstü hikâyeyi Türkiye’nin ilk sanat galericilerinden Yahşi Baraz’ın yazdığı Bozlu Sanat Yayınları’ndan çıkan “Fahrelnissa Zeid  Fırtınaya Doğru” adlı kitapta okudum bu hafta. Baraz’ın güçlü kalemiyle derinleşen biyografik metne, Zeid’in resimleri ve  fotoğrafları eşlik ediyor.  Fahrelnissa Zeid’in yaşamı, sanatı hakkında yazılmış son derece kapsamlı bir kitap. Bildiklerimi temize çekme fırsatı bulurken, bilmediğim ne çok şey olduğunu fark ettim Zeid hakkında.

Kitap dört yıllık bir hazırlık ve araştırma sürecinin ardından çıkmış. Muazzam bir özen, su gibi akan bir anlatım.

Mutluluğun resmi bu olmasın

Düş kadar inanılmaz

Hemen ardından bu kitap dolayısıyla Bozlu Art Project Mongeri binasında açılan Oğuz Erten’in küratörlüğünü yaptığı aynı adlı sergiyi görmeye gittim. Şişli’nin yoğun trafiği, egzoz dumanları, maskeli insan kalabalığı ve büyük gürültüsünün içinden ilerleyerek ulaştığım kırmızı bina kurtarılmış bir bölge gibi. Şişli’nin en değerli taşlarından biri. İçerideki sergi de Fahrelnissa Zeid sergisi olunca.. Önce kitap ardından sergi. Mutluluğun resmi bu olmasın?

Sergide Türkiye’de modern sanatın öncülerinden biri olan ve “Paris Ekolü” sanatçıları arasında yer alan Zeid’in, erken tarihli figüratif resimlerinden soyut çalışmalarına ve 1970 sonrası yoğunlaştığı portrelerine kadar geniş bir seçkiye yer veriliyor.  Sanatçıyı ve aile üyelerini yakından tanıyan Baraz’ın kişisel arşivinden seçtiği Zeid fotoğrafları da görmeye değer.

Kürasyonda Fahrelnissa Zeid’in ”sanat yaşamındaki kırılmaları ve hayatındaki önemli yol ayrımlarının sanatına yansıması”nı göstermek amaçlanmış.  Özel koleksiyonlardan derlenen eserler arasında gezerken bir gündüz düşü görür gibi oluyor insan. Düş kadar inanılmaz, düş kadar güzel. Kitabı okumanızı, sergiyi gezmenizi çok isterim.İyi pazarlar.