Mutsuz olalım, canımız çok sıkılsın

Doğu Anadolu’da bir yatılı bölge ilköğretim okulu. Farklı yaşlardan erkek öğrenciler haftada bir günle sınırlı olan banyo günündeler. Dışarısı eksi 35 derece. Kar yolları kaplamış, durmaksızın yağıyor. Kaloriferler bozuk. Banyo sırasında birbirleriyle şakalaşırken tas kavgasına tutuşan üç öğrenci, görevli öğretmenden soğuk suyla yıkanma cezası alıyor. Tas tas soğuk su döküyorlar başlarına, ilikleri kemikleri donarak.

İçlerinden en küçüğü Mehmet, ertesi gün yatağından çıkamıyor. Oda arkadaşı Yusuf, nöbetçi öğretmene durumu anlatıyor. Pek oralı olmuyor hoca. “Revire götür” diyor, bıkkın bir sesle. Yusuf, kar altında arkadaşını düşe kalka revire taşıyor. Revir de buz gibi bir oda. Kapı girişine su birikmiş, içeri giren herkesin ayağı kayıyor ıslak zeminde.

Mutsuz olalım, canımız çok sıkılsın

Kimsenin ne işe yaradığını bilmediği birkaç ilaç var ecza dolabında. Revir görevlisi de üst sınıflardan bir öğrenci. Mehmet’e aspirin vermek dışında bir şey gelmiyor elinden. İlacın ardından Mehmet’in bilinci kapanıyor. Yusuf yanından ayrılmıyor.  İdareden izin alıp  arkadaşının başını bekliyor ama küçük çocuk baygın halde, hiçbir düzelme göstermeden yatıyor sedyede.

Çaresiz kalan Yusuf, öğretmenlerden birini durumdan haberdar ediyor. Hoca revire girdiğinde ilk yaptığı Mehmet’in ateşini kontrol etmek. “E ateşi de yok” saptamasıyla rahatlatsa da kendini Mehmet hiçbir reaksiyon vermiyor. Yusuf’tan soğuk suyla banyo deneyimini öğrenen hoca, banyoda nöbet tutan öğretmeni çağırıyor. O da geliyor revire. Elini alnına koyuyor Mehmet’in. Tepki aynı: “E ateşi de yok”. Ezber edilmiş bir rahatlama cümlesi. Kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmiyor. Soğuk suyla duştan bu hale gelinmez diyor. Yüzündeki ifade dışarıdaki havadan çok daha soğuk. Derken okul müdürü haberdar ediliyor durumdan. O da ilk yorumunu yapıyor. Gece nöbetçisi bir diğer öğretmen gibi: “E ateşi de yok”. Ateşi yok ama çocuk baygın yatıyor.

Müdür, hocaları revirde sorguya çekiyor. Herkes birbirini suçluyor, “Ben öğretmenim, bekçi değil” diyerek çocukları gözetme sorumluluklarını üzerlerinden atmaya çalışıyorlar. Yusuf şaşkın gözlerle, revirdeki dört hocanın çözüm odaklı diyemeyeceğimiz tartışmalarını izliyor. Kar tüm yolları kapamış araçları mahsur bırakmış. Yapacak fazla bir şey yok. Onların gözlerinde o güne dek hiç görmediği korkuyu fark ediyor şaşkınlıkla. Ki bu korku, Mehmet’e bir şey olması halinde başlarına gelecek bürokratik belalardan mütevellit.

İyi ama ne oldu da bu çocuk bu hale geldi? E ateşi de yok…

Umudun gerçekliği olsun

Bu hikâye, geçtiğimiz hafta 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kurgu ödüllerini alan, Ferit Karahan’ın yönettiği, senaryosunu Gülistan Acet ile birlikte kaleme aldığı “Okul Tıraşı”na ait. Filmdeki mutsuz öğretmenleri 1995’te Diyarbakır Silvan’da öğretmenlik yaptığım günlerden bilirim. Her türlü sosyallikten uzak bir coğrafyada, zor doğa koşullarında, odun sobası yakılan evlerde yaşayan, bir idealden çok, mesleki ehliyet kazanma amacıyla mecburi hizmet gereği orada bulunan ya da bizzat bölgenin içinden kıdemli “mutsuz” öğretmenler. Büyük bir adanmışlıkla mesleğini yapanları tenzih etmekle beraber sayıları hiç de az değildir diğerlerinin. Mutsuzluklarının acısını da öğrencilerinden çıkarırlar. Korku doludur o çocuklar. Otoritenin baskısı altında ezilir, yaşlarını aşan bir bürokrasiye maruz kalırlar. “Okul Traşı”ndaki çocuklar gibi. Doğu’da görev yapan öğretmen arkadaşlarımdan biliyorum ki hâlâ var o öğretmenlerden, hâlâ var o çocuklardan.

Filmi izlerken öğretmenleri eliyle mutsuz edilen, kafaları gelişigüzel yapılmış okul tıraşlı o küçücük çocuklar bizi de mutsuz ediyor. Canımız sıkılıyor, üzülüyoruz. Olması gereken de bu. Mutsuz olalım, canımız çok sıkılsın. Doğuda çiçekler arasında, uçurtmalar uçuran şen köylü çocukları klişemiz temelinden sarsılsın. Sarsılsın ki sistemin bozuk yanlarına ses çıkarabilelim. Sarsılsın ki sistemi düzeltme kudreti olanlarda bir farkındalık yaratılsın. Sarsılsın ki “Güzel günler göreceğiz çocuklar” derken verdiğimiz umudun bir gerçekliği olsun. Bu da yetmez. Öğretmene de kulak verilsin, onun mutsuzluğunu da anlamaya çalışalım.

Aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden, hiçbir duygu sömürüsüne izin vermeden, gerçekliğin soğukkanlılığıyla derdini anlatan çok güzel bir film “Okul Tıraşı”. Bir an evvel vizyona girmesini ve izlemenizi çok isterim.

İyi pazarlar.