50 ismi buluşturdu

Cem Bayoğlu, bilinen 50 ismin fotoğraflarını çekti. Bir de her birine yazdırdı, “Bu hayat yolculuğu nereye?” diye... Bu fikrin nasıl doğduğunu ve kitabını anlatıyor sohbetimizde...

50 isim... Hepsi de birbirinden değerli, sanat dünyasından isimler... Bir fotoğraf sanatçısı... Kendini adamış, tarzıyla Avrupa’da da adını duyurmuş, görülmemiş özgün tekniğiyle çok özel bir isim: Cem Bayoğlu... İstanbul onu tanıyor. Tüm ısrarlara rağmen, o İzmir’de kurduğu devasa stüdyosunda sanatına devam ediyor. Son günlerde bir kitap çıkardı, içinde yok yok. Herkesin sevdiği 50 ünlü ismin fotoğraflarını çekti... Bir de her birine yazdırdı, “Bu hayat yolculuğu nereye?” diye... Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde konuğumuz, değerli fotoğrafçı Cem Bayoğlu...

- Sanayici bir aileden geliyorsunuz, ama sanatı seçtiniz...

Evet, uzunca bir süre aile işimizde çalıştım. İnsanın kendi olabilmesi için, kendisine dışardan bakabilmesi ve “ben kimim” diye sorabilmesi gerek. Fotoğraf, müzik, dalış…vs yapabildiğim kadar çok şeyle ilgilendim. Otuzlu yaşlarımda anladım ki en çok sevdiğim ve en iyi yapabildiğim şey fotoğraf. Ben de fotoğrafçı oldum.

- Sanatsal portre fotoğraflarınızın yurtdışındaki galerilerde yer alması nasıl bir duygu?

Harika... Bildiğim kadarıyla, bu tip portre fotoğrafları yurtdışında sergilenen ve satışa sunulan tek Türk fotoğrafçısıyım. Fotoğrafçı olacağımı bile düşünmüyordum. En fazla ilgi gören eserlerim ‘Sinful Colors’ serisinden… Bunlarda hiç edit yok. (o sırada eserlerini gösteriyor: muazzamlar)

Ortaçgil’le başladı

- Hikâyeniz nasıl başladı?

İlk maNga grubuyla başladı. Ferman, İzmir’e geldiği vakit bir arkadaş vesilesiyle tanıştık, o zamandan sonra da yakın dost olduk zaten. Ardından maNga grup olarak geldi, İzmir’de çekim yaptık. Sonra Ferman’ın bir davetinde İskender Paydaş’la tanıştık. Tam da ‘Zamansız Şarkılar II’nin çıkış zamanıydı, albüm kapağını çektik.

- Peki, bu kadar özel ismin bir araya geldiği kitap çıkarma fikri nasıl doğdu?

Neden çocukken hiç durmadan sorduğumuz neden, nasıl, nereye gibi soruları büyüdükçe sormayı bırakıyoruz? Ben bir türlü büyüyemedim galiba. Kalıplara giremedim. 2011’de babamı kaybetmemle birlikte, kameramı kullanarak bu sorulara cevap aradığım bir proje yapma fikri kafamda dolaşmaya başladı. Fikrin olgunlaşması sürecinde, aynı zamanda kreatif direktörüm ve hayat arkadaşım Burcu’nun da önemli bir rolü var. Sonunda 2016’da Bülent Ortaçgil çekimiyle bu projeye start vermiş oldum.

50 ismi buluşturdu

- Neden bavul?

Hayatta hep deriz ya, bu neden benim başıma geldi diye... Zannederiz ki, başımıza gelen o konuda istisnayız... Aslında hepimiz o kadar aynı şeyleri yaşıyoruz ki, o bavul hepimizin ortak yaşanmışlıklarımızı, tecrübelerimizi sembolize eden bir obje benim için. Hepimiz aynı yolculuktayız aslında.
Herkese “İstediğiniz yerde, istediğiniz gibi poz verin”, bir de “Hayat yolculuğuyla ilgili ne isterseniz onu yazın” dedim. Ortaya bu çıktı... Ne çıkacağını ben de bilmiyordum, bana da sürpriz oldu! Kitabı açıp okuduğumda, iki sene önce okuduğum yazı, bugün bana farklı bir anlam ifade ediyor.

- Listeyi nasıl yaptınız? Ve 50 rakamının bir özelliği var mı?

Listeyi ekibimle beraber; sevdiğimiz, çağdaş Türkiye’yi temsil eden ve hayat yolculuğuna dairen ne yazarlardı acaba diye merak ettiğimiz insanlar arasından seçtik. İlk başlarken kitabın isminin, 77 doğumlu olduğum için ‘77 Yolcu’ olmasını düşünüyorduk, ama çekim organizasyonları ve yazıların toparlanması epey vakit aldı. Beş yılın sonunda 50 kişide noktayı koyalım dedik.

- Bu kadar kişiyi ikna etmek zor olmadı mı?

Olmaz mı? Kitapta, projeler konusunda oldukça seçici davranan, değerli isimler yer alıyor. Siz kalkıp bu kişilerden hem bir bavulla fotoğraf çektirmelerini, bir de hayat yolculuğu üstüne yazı yazmalarını istiyorsunuz. Kendi arkadaşlarım bile bu işe imkânsız gözüyle bakıyordu. Sonuç güzel oldu. Ne diyorlardı işte, imkânsız biraz vakit alıyor.

50 ismi buluşturdu‘Güzel bir miras’

- Dünyada daha önce yapılan benzer bir iş var mı?

Bildiğim kadarıyla yok. Bir ilk.

- Kitabı çıkarmak için kendi yayınevinizi kurmanız...

Daha işin en başında, bu kitabın ‘coffee table book’ dediğimiz, evimizin baş köşesine koyabileceğimiz bir kitap olmasına karar vermiştim. Yayınevleri, maliyetten dolayı bu işi benim kafamdaki haliyle basmak istemedi. Ben de bir Kova burcu insanı olarak Kova Yayınları’nı kurup kitabı öyle çıkardım.

- Kitapla ilgili en büyük beklentiniz...

Olmaz denilen bir ilki yaparak hayata güzel bir miras bırakmak.

- Sanatçı kaprisleri olmadı mı? Sizi en çok kimler etkiledi?

Kimsenin bana karşı bir kaprisi olmadı. Benim de kimseye olmadı. (gülüyor) Zaten kitaptaki kişiler arasında, egosu kişiliğinin önünde giden biri olduğunu düşünmüyorum. Bütün çekimlerin güzel hikâyeleri var cebimde, ama Ara Güler ustayla olan çekimi ayrı bir yere koyabilirim.

- Kitapta kişileri neye göre sıraladınız?

Alfabetik sıralama, dünya literatüründe soyada göre yapılır. Ben isme göre yaptım, çünkü Ara Güler ve Aydın Boysan, listenin başına geliyorlardı. Kitaba da not yazdık, “Onların anısına sıralama isme göre yapılmıştır” diye.

- Kitap, bu zor süreçte hepimize nefes gibi gelecek...

Savaş var, pandemi var, sıkıntılar var diye beklemek istemedim. Sanatın iyileştirici bir yanı var. Kimse hiçbir şey yapmazsa, oturup depresyona mı gireceğiz? Benim için, hayat bir gün... O da bugün... Bir şeyler yapmadığım her gün, kayıp gibi geliyor.

Kimler var?

Ara Güler, Aydın Boysan, Ayhan Sicimoğlu, Ayşe Arman, Ayşe Kulin, Birsen Tezer, Bülent Ortaçgil, Cahit Berkay, Cem Yılmaz, Ceza, Demet Akbağ, Ediz Hun, Engin Günaydın, Erdil Yaşaroğlu, Erkan Yolaç, Fatih Erkoç, Fazıl Say, Feridun Düzağaç, Ferman Akgül, Genco Erkal, Gökhan Özoğuz, Göksel Kortay, Gülse Birsel, Haldun Dormen, Halit Kıvanç, Haluk Bilginer, Hayko Cepkin, İlber Ortaylı, İskender Paydaş, Kenan Doğulu, Kerem Görsev, Levent Yüksel, Metin Akpınar, Mirkelam, Nejat Yavaşoğulları, Nil Karaibrahimgil, Okan Bayülgen, Okay Temiz, Özkan Uğur, Pamela, Saffet Emre Tonguç, Selçuk Yöntem, Semih Saygıner, Tan Sağtürk, Teoman, Tolga Çevik, Uğur Yücel, Yıldırım Mayruk, Yılmaz Erdoğan, Yonca Evcimik.