‘Yeni nefese’ yer ayırın...

8 Ağustos 2020

Alaçatı Perispi, sekiz sanatçının eserlerinin yer aldığı ‘Zaman ve Nefes’ sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin mimarı Galeri Paye’nin kurucuları bir araya geldik, hedeflerini konuştuk

'Zaman ve Nefes’ projesini sizlerle sık sık buluşturmayı hedefliyorum çünkü bu uzun soluklu, sanatı kucaklayan, yurtdışını hedefleyen, vizyoner bir proje. Proje sahibi Yeşim Mançe. Son günlerde Alaçatı Perispri’de ‘Zaman ve Nefes’ sergisi sekiz sanatçının eserleriyle Galeri Paye organizasyonuyla 1 Eylül’e kadar sergilenmekte. Yeşim Mançe ve Demir Atilla’nın birlikteliği ile kurulan Galeri Paye’nin oluşumunu, hedeflerini Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde konuştuk.

‘Zaman ve Nefes’ adlı sergi serisini bugünlerde Alaçatı Perispri’de tekrar görüyoruz. Sergi projesi nasıl başladı?

Yeşim Mançe: Projenin oluşumu ve ön hazırlığı yaklaşık 1.5 sene sürdü. ‘Zaman ve Nefes’ projesinin sanatseverlerle ilk buluşması 4-14 Mart ayında oldu. Bu, gelişen vizyonuyla beraber devamı gelecek bir oluşumdur. Alaçatı Perispri’de gerçekleştirilen ikinci sergimizde 3 sanatçımız daha bünyemize kazandırıldı. Üçüncü sergimiz için de yeni sanatçılarla görüşmelerimiz başladı bile. Bütününde bir sergiyi de aşan bir oluşum haline gelecek. Bütün sanatçıların eserleriyle vermek istedikleri mesajları var. Her birinin farklı söyleyecekleri ama ortak manifestoları var. Bunların hepsini bu tema altında topluyoruz.

Sürekli gelişen, büyüyen bir portföyünüz var. Bu sayı 8 sanatçı iken 30’u bulabilir mi?

YM: Bulabilir de, aşabilir de… Bir oluşum olup, sanat festivali şekline de dönüşebilir. Başlangıcımız hep İzmir’de olsun, ikincisi Alaçatı’da olsun istiyorduk. İki projemizi de gerçekleştirdik. Üçüncüsü İstanbul’da, sonra da yurtdışında devam etmek istiyoruz. Kendi içimizde yaptığımız konuşmalarımızda da amacımız yöresel ya da bölgesel olmayan; evrensel mesajları verebilmek yönünde. Hepimizi ilgilendiren özellikle bu pandemi döneminde değerini bir kez daha anladığımız dünyamız ile ilgili hepimizin dikkatini çeken bir oluşum: Zaman ve nefes.

Çok güzel bir isim, belki de insanoğlunun kaçamadığı ve vazgeçemediği iki kavram…

YM:

Yazının devamı...

'Düşünce gücü ve sayılar iyileştirir'

25 Temmuz 2020

Sayıların enerji sağladığını belirten Gülşah Erbil, Grigori Grabovoi’den yola çıkıyor, “Yaşadığınız soruna denk düşen sayı dizinini öğrenin. Gençleşmek için genç göründüğünüze konsantre olmalısınız. Düşünce olarak genç olduğunuzu bilirseniz, her bir hücrenizin enerjisi de düşüncelerinizi izleyecektir” diyor

Şifa, doğru enerji gibi konular hepimizin ilgisini çeker. Sayı dizilimleriyle enerjinizi normalize etmeniz mümkün, ama yine her şeyde olduğu gibi ‘inanmak’ önemli. Konuyu araştırıp, gönüllüsü olan Gülşah Erbil’le Grigori Grabovoi’nin yöntemi olan sayıların büyülü dünyasına girdim. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bu ilginç konuya değindik.  Denemekte fayda var, ne dersiniz?

Gülşah Hanım, sayfanız ilgimi çekti. Sayılar konusuna girmeden önce enerjiyle ilgili birçok alanda bilgili olduğunuzu görüyorum. Önce size tanıyalım lütfen, bu enerjiler hayatınıza nasıl girdi?

Asıl mesleğim turizm İşletmeciliği. Uzun seneler bu sektörde yer aldıktan sonra, bir vesile ile uzman estetisyenlik eğitimi aldım. Bu mesleği öğrenme dönemimde alternatif tıpta beni çeken bir şeylerin olduğunu fark ettim. En büyük sebebi de kimyasallar ile hazırlanmış kozmetik ürünleri, uygulamalarımda kullanmanın hiç içime sinmeyişiydi. Estetisyenlikte, sahip olunması gereken belli başlı bilgi ve becerilerden, beslenme ve diyet bilgisi, psikoloji ve anatomi bilgisi, deri ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili bilgiler ile de yoğruldukça, başka başka pencereler açıldı yaşamımda. Sanırım, öğrenmeye meraklı yanımın da etkisiyle şifanın ve şifacılığın en doğal halini araştırırken buldum kendimi. Kadim yöntemlerden güncel yöntemlere kadar aylarca hatta senelerce inceledim. Yaklaşık 16 senedir araştırıyorum ve bu sürede ilgimi çeken yöntemlerin eğitimlerini aldım. Örneğin; bitkisel tıp (fitoterapi), aromaterapi, hacamat, sülük tedavisi, yoga, masaj&refleksoloji, reiki ve bioenerji, doğal taş terapileri, nefes terapisi, sujok akupunktur terapisi, kinesiotape ve son olarak da beni iç dünyama yolculuğa çıkaran enerji ve özümle beni buluşturan mandala sevdam.

Yazının devamı...

SANATLA LEZZETİN ADRESİ: PERİSPRİ

4 Temmuz 2020

Ünlü heykeltraş ve seramik sanatçısı Cahide Erel, Alaçatı’da açtığı mekanda yörenin lezzetlerini sanatla buluşturdu

Yılların sanatçısı… Ülkede ve yurtdışında birçok yerde anıtları, eserleri mevcut. Şimdi sanatı ve sanatseveri mekanı ile birleştiriyor. Heykeltraş ve seramik sanatçısı Cahide Erel Alaçatı’da açtığı Perispri’de, leziz menüsü, sanat kokan büyüleyici ortamıyla bizlere yepyeni bir havayı teneffüs etme imkanı sağlıyor. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, “Sanat yaşamımızın içindeki her noktacık ve zerreciği yaratabilmenin gücünde yatar” diyen sanatçımız Cahide Erel ile sanatını, mekanını konuştuk.

Cahide Hanım her yerde sizin eserleriniz, anıtlarınızı görmek mümkün. Sanatçı olma koşulları sizce nelerdir? Herkesin beğenisi önemli mi?

Sanat, sanatçının kendisidir. Sanatçı kendisini ve altyapısını; bilgi, teknik, malzeme deneyimi ile ne kadar donatırsa, çıkardığı ürün o ölçüde bir sanat eseridir. Sanat; heykel, resim, yemek, kıyafet, yaşadığımız her alanda ve noktada etkileştiğimiz parçacıkta geçerlidir. Sanatı hiçbir obje ile kısıtlamamalıyız. Asıl sanat yaşamımızın içindeki her noktacık ve zerreciği yaratabilmenin gücünde yatar. Herkesin beğenisi önemli mi sorusuna gelince; Sanat birisinin beğenisi için değil, doğru bilgi, veri, güçlü altyapı ile üretildiyse önderlik, öndelik, ilklik, yenilik, farklılık yaratmak için yapılır. Bütün bu özellikleri ile kendisinin peşinden sürükleyecek bir kitlesi oluşacaktır. Sanatın hiçbir kavramında beğeni için üretilmek yoktur. 

Özgünlüğünüzü ne zaman kazandınız? 

86 yılında üniversitede masterımı tamamladım ve atölyemi açtım. Mimaride sanat, projeler ve kişisel sergilerim profesyonel olarak başlamış oldu. Özgünlük sizinle aynı anda yolculuktadır; sonradan kazanılmaz. Önemli olan ne zaman ispat etmeye başladığımızdır. Özgünlüğüm varlığımla beraber hep vardı, yaptığım her proje ile biraz daha ispat edip, netleştirip kazımış oldum, zihinlere, hayata, evrene, sisteme ve benimle beraber aynı yolculuk, aynı şekilde hala devam ediyor.  

Yurtdışındaki sanatın ivmesi ile ülkemizin sanatta ki hızı arasında ki farklılıkların nedeni neler olabilir?

Yazının devamı...

‘Alaçatı hazır’

20 Haziran 2020

Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Celal Bayraktaroğlu ile Köşe Kahve’nin işletmecisi Gülay Tokgöz gözde tatil beldesinin Kovid-19 önlemleriyle sezona hazır olduğunu belirtti, “Kurallara uyalım” dedi

Salgının kontrol altına alınma süreciyle işyerleri açılıyor, sınavlar bitiyor; güneş ve deniz sıkılanlara göz kırpıyor. Türkiye’nin en gözde beldelerinden Çeşme Alaçatı sağlıklı bir yaz için hazır. Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Celal Bayraktaroğlu ile Alaçatı’yı, Kovid-19 sürecini ve hazırlıklarını konuştuk. Alaçatı’nın sembolü Köşe Kahve’nin işletmecisi Gülay Tokgöz’le de bu kritik dönemi bir işletmeci gözüyle, Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bir araya geldik...

CELAL BAYRAKTAROĞLU Alaçatı Turizm Derneği Başkanı

Bu yaz, kalabalığı kaldırabilecek mi Alaçatı?

Aslında bu sorunun yanıtı, bizim birçok sorunumuzu birden kapsıyor. Evet, Alaçatı popüler bir yer. Yolda yürüyemediğimiz günler, geceler oldu. Ancak bu istenilen, özlenen bir turizm modeli mi, orası ayrı bir konu.  Ancak bu yaz, böyle bir kalabalığın kesinlikle olmaması gerekiyor.  Çünkü, ortada gerçek var, bir salgınla karşı karşıyayız. Bulaşıcılık oranı, can alma oranı yüksek. Hayatı, ekonomiyi etkileme oranı da çok yüksek. Alaçatı’da yaşayan, iş yapan ve tatilin tadını çıkarmak isteyen herkes için geçerli bir kural var. O da sağlık açısından gereken tüm kurallara uymak. Bu kuralların başında da mesafe ve maske geliyor. Evet, Alaçatı yine ilgi görecektir ama herkes de kendine düşeni yapmak zorunda. İşletmelerimizin hepsi bu kurallar kapsamında kendilerini revize etti, hizmet biçimini güncelledi.  İnsanların da tatil anlayışında hijyen ön planda, sosyal mesafe ön planda olmalı. Alaçatı’nın sokakları dardır. Bu yüzden bu kurallara çok daha fazla dikkat etmelisiniz. Tatil huzur demek, kendi huzurunuzun kaçmasını istemiyorsanız, bu kurallara uyacaksınız, başka yolu da zaten yok.

Çeşme, pilot bölge olsun öneriniz vardı. Böyle bir uygulamaya sanırım gidilmedi. Sizce bu durum risk değil mi?

Uluslararası sertifikasyon sisteminde turistik tesislerin bazı önlemler alması gerekiyordu. Bunların hepsi de belirlendi ve yayımlandı. İşletmelerimiz de hepsini harfiyen yerine getiriyor. Biz bu sertifikasyon süreci öncesinde uygulamaların etkili biçimde gerçekleşebilmesi ve örnek bir model ortaya konulabilmesi için pilot bölge olmak istedik. Bu bir öneriydi. Ancak böyle bir uygulamaya gidilmese de benzer bir yol izlendi. Büyükşehir önceliğinde kurulan komisyon ile yerelde neler yapılabileceği tek tek belirlendi. Bakanlığımızın da açıkladığı kriterlerin dışında başka neler yapabiliriz, nerelerde sorunlar yaşayabiliriz hepsi belirlendi. Yani tüm riskler ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Ancak şunu kesinlikle unutmamak gerekiyor. İşletmeler istedikleri kadar önlem alsın, eğer insanlar kendi önlemlerini de almazsa bunun hiç kıymeti kalmaz. Artık yeni normaldeyiz ve buna göre yaşamak zorundayız.

Bu yazı en sağlıklı şekilde geçirebilmemiz için ne gibi önerileriniz var?

Yazının devamı...

‘Hedef koyarken dikkat!’

13 Haziran 2020

20 Haziran’daki LGS’ye yönelik uyarılarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Aslı Yıkgeç Şen, “İstenen başarı ile elde edilebilecek başarı arasındaki ilişki önemli. Gerçekçi olmayan yüksek hedefler, motivasyonu düşürür” dedi

Haziran ayı, sınav ayı... Gençlerimizin tüm geleceğini etkileyecek, önemli virajlardan biri. Bu yıl sadece sınava çalışmadılar, aynı zamanda salgınla da mücadelenin içindeydiler. Uzman Psikolog Aslı Yıkgeç Şen’le, gençlerimize rehber niteliğinde olabilecek bir röportaj yaptım. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, kendisiyle hem gençlerimiz hem de aynı heyecanı yaşayan ebeveynler adına konuştuk...

Ülkemizde eğitim sınava dayalı ve bu ay da gençlerimizi iki önemli sınav bekliyor. Bu alandaki uzmanlığınız nasıl başladı ve ne şekilde yol aldınız?

Merhaba, Uzman Klinik Psikolog Aslı Yıkgeç Şen ben. İzmir doğumluyum. Lisans eğitimimi ODTÜ Psikoloji Bölümü’nde bitirdim. Yüksek lisans eğitimimi Boğaziçi Üniversitesi’nde, klinik psikoloji alanında tamamladım. Yaklaşık 17 yıldır klinik alanda çocuklar, ergenler ve ailelerle çalışıyorum. İki yıldır kurucusu olduğum Yol Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde danışanlarımı takip ediyorum. Evliyim, 11 yaşında bir kızım var.

Hep merak ederim. Ergenlik, bir yandan sosyal hayata uyum, bir yandan gelişen, değişen bedenler... Başlı başına zor bir sürece, bir de hayatlarını etkileyecek sınav giriyor. Biraz karışık bir durum değil mi?

Haklısınız. Ergenlik ilk bebeklik yıllarından sonra fiziken gelişimimizin en hızlı olduğu dönem. Çocukluktan yetişkinliğe geçtiğimiz, çocuk muyuz yetişkin miyiz; siyasi görüşümüz ne, varoluş hakkında ne düşünüyoruz, cinsel yönelimimiz ne,  belirlemeye çalıştığımız, benlik oluşumumuzu tamamlamaya çalıştığımız bir dönem... Soruların ciddiyetini düşünebiliyor musunuz... Hayatın ilerleyeceği temel yollardan hangilerine sapmak istediğine karar verecek, hem de ne yollar. Tüm bu yollar, bireyselleşme sürecimizin parçaları. Ergenliğin tam ortasında kimlik oluşumu, yani bireyselleşme yatar. Bu kadar ciddi işin arasında ‘test edilmek’ oldukça kaygı verici bir duruma dönüşebilir. Bu çağda herhangi bir olay gencin kimliğiyle yakından ilgili. Özellikle LGS, yani 8. sınıf gençlerin gelişiminin oldukça bireysel farklılık gösterdiği bir dönem. Kimi genç 15-16 yaşında gibidir, kimisi ise yaşından küçük gösterebilir. Benzer bir durum bilişsel gelişim için de geçerli. Bu anlamda eşitsizliğin olduğu yaşlar, bu durum kişisel olarak çok zorlayabiliyor bazı gençleri.

‘Ebeveynler sabırlı olmalı’

Yazının devamı...

Emzirirken dikkat!

30 Mayıs 2020

Annenin bebeğini emzirirken Kovid-19’la ilgili tüm hijyen kurallarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Hasan Özkan, “Anne hasta olursa, bebekle ayrı odalarda kalmalı, aynı odayı paylaşmak zorundaysa yatakları en az 2 metre uzakta olmalı” dedi

Salgın sürecindeyiz. Vaka sayılarında düşüş olsa da artık sürekli olarak dikkat etmemiz gereken bir hayat şeklini benimsememiz gerekiyor. Kovid-19, çocukları etkilemiyor dense de dünyada görülen çocuk vakaları ister istemez akıllara bazı sorular getirdi. İzmir’in, hatta bölgenin en deneyimli çocuk doktorlarından biri olan Prof. Dr. Hasan Özkan’la bu hassas konuya değindik. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde kıymetlilerimiz çocuklarımızla ilgili birçok konuya açıklık getiren Prof. Özkan’a teşekkür ediyoruz...

Yıllardır İzmir’in, bölgenin en güvenilir çocuk doktorlarındansınız. Uzunca süredir de kendi Sağlıklı Nesiller Çocuk Sağlığı Merkeziniz var. Nasıl bir sistemle çalışıyorsunuz?

Öncelikle hekimliğime olan güveniniz için çok teşekkür ederim. Sağlıklı Nesiller Çocuk Sağlığı Merkezi olarak doktor arkadaşlarım, hemşire arkadaşlarım, diyetisyenim, psikoloğum ve personelimizle birlikte, gerçekten hastalarımıza en iyi şekilde sağlık hizmeti vermeye çalışıyoruz. Hem en doğru ve en güncel bilgilerin ışığında onları tedavi etmeye çalışıyoruz hem de onlara hiç zarar verecek bir şey yapmayalım istiyoruz. Onlara kendi çocuklarımız, yakınlarımız gibi yaklaşıyoruz. Ekip olarak çocuklarımıza biyo-psiko-sosyal bir bütünlük içinde yaklaştığımız için de sağlıklı bir neslin yetişmesine katkıda bulunuyoruz diye düşünüyoruz.

‘Bilgiler çok yeni’

Beden zaten kapalı bir kutu... Bebek, çocuk sıkıntısını dillendiremiyor… Merak ederim hep, bu anlamda normal bir uzmanlıktan alanınız daha mı zor?

Herkes, bebeklerin dertlerini söyleyemediğini, o yüzden tanı koymanın zor olacağını düşünür ama gerçekten tam tersi geçerli. Onlar henüz hiçbir mental, emosyonel, toksik vs. etkenlerle kirlenmemiş. O kadar masumlar ki, muayenede bize her şeyleriyle dertlerini anlatırlar, hem de hiç yalansız olarak.

Son günlerde maalesef çocuklar da Kovid-19’dan etkilenmeye başlamış. Bu durumu, okuyucularımıza açıklık getirerek anlatabilir misiniz lütfen?

Yazının devamı...

‘Yaşlılarımız örnek oldu’

16 Mayıs 2020

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sevnaz Şahin, bilgeliğin temsili olan yaşlıların Kovid-19 sürecine hızla uyum sağladığını ve topluma örnek olduğunu söyledi

Salgın sürecinde büyüklerimiz, 2 ay boyunca hepimizden zorlu, sabır ve dikkat gerektiren bir dönem yaşadı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Doç. Dr. Sevnaz Şahin, bu konuda önemli açıklamalar yaptı. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bu önemli konuya ışık tutuyoruz...

Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

1992’de mesleğime adım attım;  1998’de iç hastalıkları uzmanı oldum.  2005-2006’da yurt dışında aldığım eğitimle geriatri serüvenim başladı. Geriatri uzmanı, yani yaşlının doktoruyum. Bu alanda çalışan tüm meslek gruplarını kucaklayan Ege Geriatri Derneği’nin kurucu üyesiyim. Ege Tazelenme Üniversitesi sosyal sorumluluk projesinin yürütücülerindenim. 

Bu alanı nasıl seçtiniz? Geriatri neleri kapsıyor?

İç hastalıkları uzmanının en önemli özelliği, hastaya bütüncül yaklaşmasıdır. Hasta olan organa odaklanmaz. Önce tüm bedene, bütüne bakar. Hastayı sadece tıbbi değil; psikolojik, çevresel, sosyolojik her açıdan değerlendirir. Ve ben bu bakış açısını seviyorum. Bütüncül değerlendirme, hastalığı yakalayacak ipuçlarını size verirken hastanızla aranızda duygusal bağlara sebep olur.  Ben bu bağları seviyorum.

15 yıldan fazla büyük bir keyifle iç hastalıkları uzmanı olarak çalıştım. Son yıllarda hastalarımın çoğunu yaşlı hastalar oluşturuyordu. Yaşlı hastalar gençlere göre farklılıklar gösteriyordu. Hatta yaşlıların arasında bile çok büyük farklılıklar vardı. Ve de yaşlılara özel zaafımın olduğunu fark ettim. Onlarla diyaloğumun beni derinleştirdiğini hissediyordum. Tüm bunlar yaşlı sağlığına olan ilgimi artırdı ve iç hastalıkları uzmanlığımın üzerine bu alanda uzmanlaşmaya karar verdim. Yurt  dışında aldığım eğitim sonrası Ege Üniversitesi’nde Geriatri Bilim Dalı’nda göreve başladım.

Yazının devamı...

‘Plazmada umut var’

2 Mayıs 2020

Türk Kızılay Ege Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Gökay Gök, Kovid-19’da plazma tedavisinin umut verici olduğunu belirtti, “Alsancak Kan Alma Birimi’nde gönüllülerden bağış alınıyor” dedi

Bu zorlu günlerin üstesinden gelebilmek için gece gündüz çalışan bir kurum Türk Kızılay Ege Bölge Kan Merkezi. Kovid-19’a karşı kullanılan plazma tedavisinde antikor geliştiren bağışçıların kanıyla umutlar tekrar yeşeriyor. Merkezin Müdürü Dr. Gökay Gök’le, bu hassas sürecin nasıl işlediğini, sorunları ve çözümleri konuştuk. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, kana ihtiyaç duyulan daha birçok hastalığın olduğunu, buna rağmen bağışların yetersiz olduğunu da belirtti Gök. Önemli bir çağrıda bulundu: “Kan stoklarımız azalıyor, bizi yalnız bırakmayın. Bir gün herkesin kana ihtiyacı olabilir.” Sağlıkla kalın...

Yıllardır Kızılay Ege Bölge müdürlüğü yapıyorsunuz, işinize sevgiyle bağlısınız. Ne kadar oldu?

Türk Kızılay Ege Bölge Kan Merkezi Bölge Müdürü olarak 2005’ten beri görevdeyim. O zamanlar Türkiye’de Kızılay, 6 bölgede kan merkezi olarak yönetiliyordu. Şu anda 18 bölge kan merkezi müdürlüğümüz var.

Kızılay, nasıl bir sistemle ilerliyor?

Yıllardır süregelen sistem var. Önce arsa bağışı oluyor; yine bağışçı ile hizmet binaları yapılıp araba kiralayıp, personel mülakatları gerçekleştiriliyor. İllerde valiye, ilçelerde oda başkanlığına kadar ziyaretler yaparak; eğitimden tanıtıma kadar tüm kamu, kurum ve kuruluşları, askeri birlikler, işletmeler, STK’lar, insanın olduğu her yere giden ekipler düzenledik ve o ilin kan ihtiyacını yüzde 100 karşılar hale geldik. Hastanelerde her türlü kan ürünü ve kan grubuna göre ürünlerin yazılım sistemi ile stoğunu yönetiyoruz. Hastaya veya güne özel değil, stok yöntemiyle yönetiyoruz. Çok onurlu ve hayırlı bir görevi, severek yapıyorum.

İzmir’de hedeflerinize ulaşabildiğinizi söyleyebilir misiniz?

Yazının devamı...