‘Yol şarkıları’ ile vefa

10 Nisan 2021

Gezgin, çevreci, aktivist ve hayvansever Prof. Dr Orhan Kural’ı, koronavirüs nedeniyle kaybeden dostları, onun anısına hazırlanan albüme destek verdi

Sanatın vefa ile buluştuğu bir albüm çıktı. Henüz çok yeni, sıcacık… Albümün adı ‘Yol Şarkıları’. Sanatçı Serap Yenici’nin önderliğinde birçok değerli sanatçı bir araya gelerek birbirinden güzel şarkılar ile bu albümü oluşturdular. Rahmetli Prof. Dr Orhan Kural’ın anısına gerçekleştirilen projede gelir yine kendi anısına oluşturulacak gezgin ormanına bağışlanacak. Serap Yenici birçok anlamlı projeye imza atmış, muhteşem bir ses ve yorumcu. Şimdi de bu albümdeki yol arkadaşları Attila Atasoy, Bulutsuzluk Özlemi, Haluk Levent, Leman Sam, Yeni Türkü ve Zafer Doğan. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde sizlere vefayı sanat yoluyla anlatan Serap Yenici’yi konuk etmekten mutluluk duyuyorum.

- Bugüne kadar neler yaptınız?

Müzik, 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikoloji Bölümü’ne girdiğim 1991 yılından bu yana hayatımın vazgeçilmezi. Reklam ve dizi müziği çalışmalarım yanı sıra yıllardır sahne alıyorum ama bunu uluslararası boyuta taşımak 2010 yılında nasip oldu. İlk Malta ile başlayan Varna ile devam eden ve geçen sene Tenerife’de pandemi öncesi tarafsız bir bölgede Türkiye adına aldığım birincilik ve üçüncülük dereceleri müzik hayatımın bana en büyük ödülleri oldu.
2010 yılı benim için sanat hayatımda bir dönüm noktası aslında… Hem ilk albümümü paylaştım hem de uzun bir aradan sonra televizyonlara dönüp hayalini kurduğum birçok ünlüyü konuk edip düetler yaptığım ‘Yıldızlar Gece Parlar’ programımı gerçekleştirme şansım oldu. Ben hayatta birçok şeyi azmim ve hiç vazgeçmeyen mücadeleci ruhumla ve güzel dostlarımın varlığı ile hep kendim başardım aslında. Ama her zaman en büyük desteğim bana herkesten çok inanan annem oldu. Hala her projemde, her mücadelemde yanımdadır. Bana inanıp hep destek olan dostlarım gibi…

-‘Dünya İçin Bir şey Yap’ ve ‘Ata’ projesi adlı iki birbirinden özel ve değerli projeniz var...

Yazının devamı...

Göremeyene ses olacaklar

28 Mart 2021

Mikrofonda Tiyatro Projesi’nin fikir sahibi Liz Sarda Rüçhan Gürel’in yönetmenliğindeki oyunun, görme engelli tiyatroseverler için hazırlandığını belirtti

Dün Dünya Tiyatrolar Günü’ydü. Bu amaçla yapılabilecek belki de en anlamlı proje olan Mikrofonda Tiyatro Projesi’nin fikir sahibi Proje Koordinatörü Liz Sarda ile Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde birlikteyiz. TÜRGÖK yararına, Rüçhan Gürel’in yönetmenliğinde yaşama geçirilen oyun, görme engelli tiyatroseverler için hazırlandı. Heyecanlı, zorlu ama bir o kadar da keyifli ve başarılı olan bu oyun, ülke çapında örnek olacak nitelikte. Bu projeye yürekten inanan birçok sponsorun yanında siz sevgili okuyucuların da desteği ile görme engelli kardeşlerimize ışık olunacak. Keyifli okumalar!

Tiyatroya olan tutkunuz nasıl başladı? Bugüne kadar neler yaptınız?

2000’li yıllarda başladı. Okul hayatımda, sadece lisedeyken koroda şarkı söylemiştim. Kültür Derneğimizden arkadaşlarım oyun sahnelerken eşime, ‘Ben de orada olmak isterdim’ dedim. Eşim teşvik etti. Ben de amatör tiyatro yapan o topluluğa katıldım. Bir süre eğitim aldık. Daha sonra Lüküs Hayat müzikali için seçmeler yapıldı. Rahmetli Suna Pekuysal’ın canlandırdığı “Zeynep” rolü bana verildi. Yönetmenimiz Erdal Dinçer, benim ilk tiyatro eğitmenimdir. Böylece sahne aşkım başladı. Sahneye çıkarken yaşanan o heyecanın ve başarı ile tamamlanan bir oyunun sonunda alınan alkışın, bütün zahmete değer olduğunu düşünürüm. Sonrasında sevgili Sibel Erdenk’in yönetiminde “Sevgili Doktor” oyununda Anton Çehov’u oynadım, ardından “Bardakçı Baba” oyununda rol aldım. Shakespeare’in bir eseri olan “Yanlışlıklar Komedyası”nda da oynadım. Daha sonra Liyakat Derneği’nde projeler için tiyatrolar oynadık. Birincisi “Sığınamayanlar”, ikincisi “Kadınlar Filler Vesaireler” oyunuydu. Oyunu, Denizli’de de sergiledik. Hocam Sibel Erdenk, tiyatro eğitimimde bana çok şey kazandırdı. Bab-ı Sanat Tiyatrosu’nda da sahne ile ilgili birçok kursa katıldım. En son, tiyatro yapan oğlumun sayesinde Han Tiyatrosu ve Rüçhan Gürel’e tanıştım. Profesyonel tiyatro eğitimim devam ediyor. Nâzım Hikmet’in şiirlerinden oluşan “Güzel Günler Göreceğiz” isimli oyunda Rüçhan Hocamdan şiir okumayı öğrendim. Daha sonra Bozuk Düzen, Sarı Çiçek gibi oyunlarda rol aldım. Bugünlerde Orhan Veli’nin şiirleriyle hayatını anlattığımız “Olta’nın Ucundaki Şiirler” isimli, müzikli, şarkılı, danslı bir oyunu Han Tiyatrosu’nda sergiliyoruz. Rüçhan Hocamın üstümde çok emeği var.

Çoğunlukla yardım amaçlı oyunlarda oynadınız. İzmir’de STK-sanat işbirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

İzmir’de sosyal sorumluluk projesi kapsamı için sahnelediğimiz oyunlar gerçekten çok ilgi görüyor. İnsanlar, sanırım bir oyun için davetiye alarak birilerine veya toplumsal fayda sağlayacak bir işe ortak olmaktan haz duyuyorlar. Seçilen oyunun provaları, çalışmaları, dekoru, kostümü, bütün detayları ile ilgilenip, ayrıca bir de organizasyonunu yapıyorsunuz. Zahmetli bir iş. Ancak yardım amaçlı olunca insanlar bu büyük emeğe çok daha fazla ilgi gösteriyorlar diye düşünüyorum. Hatta önümüzdeki yıl tek başıma oynayacağım bir oyunun seçimini yaptık. Rüçhan Gürel yönetmenliğindeki bu oyunu yine toplumsal fayda kapsamında bir proje için sahnelemek istiyorum.

Mikrofonda Tiyatro Projesi ile Tiyatro Haftası’nda belki de en anlamlı projeye imza attınız. Bu fikir nasıl doğdu? Ve organizasyonda kimler var, kimler destek oluyor?

Proje, Kovid-19 nedeniyle evde kaldığımız günlerde aklıma geldi. Uzun süre sahneden uzak kaldık. İnsanlar çok bunaldı. Dedem görme özürlüydü. Bu bakımdan benim çok hassasiyet duyduğum bir konu bu. Onlar için bir şeyler yapabileceğimizi, hayatlarına sesle açılan bir pencere açarak tiyatronun büyüsünden faydalanabileceklerini düşündüm. Tiyatronun da yaşama savaşı verdiği bu zorlu dönemde, sanatın insana iyi gelen, ruhunu tazeleyen, yaşam enerjisi veren yönüyle o insanlar için bir kurgu yapmak aklıma geldi. Nostaljik radyo tiyatrosunu yeniden yaşatıp gençlerle  de paylaşmak istedim. Bizim çocukluğumuzdaki dinlemesi çok keyifli radyo oyununu yeniden canlandırmak istedim. Benim de içinde bulunduğum Geleceği Paylaş Sivil İnisiyatifi’nin kurucularından Sevgili Oya Demir’le hemen çalışmalara başladık. Tülay Aktaş Gönüllü Kuruluşlar Güçbirliği Sözcüsü, sevgili Fatoş Dayıoğlu da projemize aynı heyecanla yaklaştı. Proje kapsamında Türk tiyatrosuna yeni bir eser kazandırdık. Aynı zamanda zaten pek çok alana erişim konusunda zorluk yaşayan engelli bireylerin sanatsal ve kültürel etkinliklere erişimine, hem de pandemi döneminde pek çok sektör gibi zor şartlarla mücadele etmek zorunda kalan tiyatro ve müzik sanatçılarına dikkat çekmeyi umut ediyoruz. Yönetmenliğini Rüçhan Gürel’in üstlendiği “Eski Sevda Yeni Aşk” isimli oyunumuzu, yazar, dramaturg Emel Bala yazdı. Müziklerini Cem İdiz besteledi. Oyun için “Gülbahar” isimli şarkının sözleri yine Emel Bala tarafından yazıldı ve Cem İdiz çok duygusal bir beste yaptı, Elif İdiz şarkıyı seslendirdi. Oyunun efektlerini ve ses kaydını Turgay Tufan yaptı. Kendisi çok büyük titizlikle çalıştı. Han Tiyatrosu oyuncuları ve Geleceği Paylaş Sivil İnisiyatifi’nden arkadaşım Doç. Dr. Engin Deniz Eriş yer aldı. Hepimiz işimize sevgi kattık ve çok  güzel bir radyo tiyatrosu yaptık. Projemiz, Bornova Belediyesi, Çiğli Belediyesi, Han Tiyatrosu, Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı, Lozan Mübadilleri Vakfı Ege Bölgesi Temsilciliği, Sam Reklam, Kare Film destekleri ve Roteks AŞ, Cem Ofset ve Karabağlar Çalıkuşu Rotary’nin büyük katkılarıyla gerçekleştirildi.

Yazının devamı...

Şov dünyasının perde arkası: Hakan Doğanay

13 Mart 2021

Pandemi en çok da sahneyi vurdu diyen deneyimli sunucu, “Devlet, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları bu zor dönemde bizlere hiç el uzatmadı. Yokmuşuz gibi davranıldı” dedi

Yıllardır sahnede olan, başkanlardan dünya starlarına pek çok ünlü isme eşlik eden deneyimli sunucu Hakan Doğanay, meslektaşları gibi zor bir süreç yaşıyor. Şov hayatının vefasız yüzü de onu oldukça üzüyor. Ancak Guinness Dünya Rekoru kıran sunucu yine de boş durmuyor, yeni kanallar ve farklı nüanslar katarak mesleğine devam ediyor. Sevinç Pastanesi Sohbetlerinde Hakan Doğanay’ın ağzından bu zor dönemlerin perde arkasını araladık. Bu günler birbirimize destek olma zamanı…

- Sahnelerin adamı şimdilerde bahçe, toprak işlerine gömüldü... Hakancım yılları sahnede geçmiş bir insan olarak mesleğine nasıl başladın, neler yaptın bize anlatabilir misin lütfen?

Mesleğe ilk adımımı profesyonel olarak yaklaşık 30 yıl önce radyo programcılığı ile attım. İstanbul, Bodrum ve İzmir’de çeşitli radyolarda çalıştım. Radyoculukla birlikte 1995 senesinden itibaren eşzamanlı olarak sahneye çıkmaya başladım. İlk yıllar Dj&Mc olarak sahne alıyordum. Radyoda popülerliğim arttıkça sahnedeki performansım da zamanla değişti ve kendime has bir sahne şovu ve sunumu yarattım. Bu şov bana sayısızca festival, şenlik, kutlama, lansman vb etkinliklerin kapısını açtı ve pandemi öncesine kadar 2020 yılına dek de sürdü. Dünya ve Türkiye çapında çok ünlü isimlerle sahne alma fırsatı yakaladım. Ve de hayalini kuramayacağım büyüklükte sahnelerde yer aldım. 2000 senesinde radyoda hiç uyumadan ve susmadan canlı yayında 64 saat 22 dakika konuşarak Guinness Dünya Rekoru kırdım. İzmir’de Ege TV’de başladığım televizyonculuk serüvenime Kanal D, TRT, Star TV gibi büyük çaplı ulusal kanallarda devam ettim. Bu süreçte çok sayıda anı, ödül ve insan biriktirdim diyebilirim. Yer aldığım sosyal sorumluluk projelerini, stand-up gösterilerimi, gerçekleştirdiğim sahne şovlarımın detaylarını anlatsam Gözdecim değil bir röportaj uzun bir yazı dizisi yapmak zorunda kalırsın.

- Şimdi daha sakin bir hayatın var değil mi? Çoğunlukla koşullardan olsa da çok keyifli bir Youtube kanalı açtın…

Evet Mor Televizyon adında bir Youtube kanalım var ve çok kısa süre içerisinde Bodrum’da hayata geçirdiğim bir de kardeş Bitez TV adında ikinci bir kanalım var. Zaman sosyal medya çağı. Mor Televizyon sadece benim videolarımın yer aldığı bir kanal. Bitez TV ise farklı meslektaşlarımın, dostların da yer alacağı yine profesyonel bir kanal olacak. Neden Bodrum Bitez diye sorarsan Bitez hikayesi 30 sene önceye dayanan hayatımın önemli bir başlangıç noktasıdır. Çok yakın bir dostum olan Oktay Başyurt’un, “Pandemi döneminde başlangıç noktasına tekrar döndün” galiba demesi ile start almış bir projedir. Her iki kanalda da kendine özgün çok farklı yapımlar yer alacak. Gayretim bu yönde.

‘Evime icra geldi’

- Tüm sahne işi yapanlar ve birçok meslek gibi sen de zor bir süreç yaşıyorsun. Nasıl değerlendiriyorsun bu dönemi?

Yazının devamı...

‘Sivil toplumla işbirliği, İzmir’i marka yapar’

27 Şubat 2021

SKAL International İzmir Başkanı Emre Gezgin, ‘Batı’ya Açılan Kapı Turizmde İlklerin Kenti İzmir’ ilkesiyle yapılan filmle dünya 2.’si olduklarına dikkat çekti, “Turizm alanındaki STK’larla işbirlikleri, İzmir’i marka değeri olarak ortaya çıkaracaktır” dedi

Ülkenin bel kemiği turizm sektörü, son bir yıldır belki de en zorlu dönemini yaşıyor. ‘İzmir Tanıtım Filmi’yle kente dünya ikinciliğini getiren, SKAL International İzmir Başkanı Emre Gezgin’le, 32 yıldır emek verdiği sektörü, başarılarını, turizmin bugününü ve geleceğini konuştuk. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, işinin ehli, turizm iş insanı Emre Gezgin’le bur aradaydık. Sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Umutsuzluk yok, gayret var... İlham alabileceğiniz bir sohbet!

- Turizme gönül vermiş, çalışan, üreten biri olarak kaç yıldır bu sektördesiniz. Ne gibi faaliyetlerde bulundunuz?

Aralıksız 32 yıldır turizm sektöründe faaliyet gösteriyorum. 1989’da üniversite eğitimim sırasında ülke tanıtımı tutkusunda karşılık bulan, Ülkesel Fransızca Profesyonel Turist Rehberliği ile başladı yolculuğum. Fransa ve İngiltere’de üniversite sonrası eğitimimin devamında 4 kıtada faaliyet gösteren uluslararası bir tur operatörünün Paris’teki merkezine transfer oldum. Sırasıyla grup satış departmanı, audit, e-turizm departmanı kuruculuğu üstlendiğim, 7 yıl süren deneyimim sonrası 2007’de İzmir’e dönerek Vispo Travel seyahat acentesini kurdum. Yurtdışı deneyimlerimden edindiğim bilgi ve tecrübeler ışığında, grup ve kişiye özel organizasyonlardan oluşan mesleki faaliyetlerim dışında ‘Destinasyon Zenginleştirmesi’, ‘Tematik Turizm Kanalları’ ve ‘İnovatif Turizm’ konularında turizmin gelişimine yönelik ‘no profit’ araştırmalar yapıyorum ve fırsat buldukça kamuoyu ile paylaşımlarda bulunuyorum.

- İzmir SKAL Kulübü başkanısınız. Çok kapsamlı ve deneyimli bir oluşumun parçasısınız. Ne demek SKAL? Biz ülke ve şehir olarak dünyada nasıl bir pozisyonda yer alıyoruz?

SKAL, 7 kıtada, 102 ülkede 17 farklı ana turizm bileşeninde faaliyet gösteren profesyonel turizm yöneticilerinden oluşan, dünyanın en kapsamlı ve muhtemelen en eski turizm derneğidir. Ana misyonu, üyeleri arasında dostluk ve mesleki işbirliğini destekleyerek turizmin gelişimine küresel ölçekte yön vermektir. Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü, Uluslararası Seyahat Konseyi, Turizm Yoluyla Barış Enstitüsü, Sürdürülebilir Turizm gibi turizm örgütlerinin daimi üyesi olan SKAL Türkiye’nin varlığı 1957 yılına dayanmaktadır. Ülkemizde, Uluslararası SKAL Federasyonları Derneği adı altında 14 turizm şehrini bünyesinde bulunduran SKAL, ağırlığını otel ve seyahat acentesi yöneticilerinin oluşturduğu, akademisyenlerden marina yöneticilerine, agro turizmcilerden müze yöneticilerine olmak üzere, son derece geniş ve farklı turizm bileşenlerine mensup profesyonelleri içinde barındırma niteliğine sahiptir. SKAL Türkiye, 102 ülke içinde üye ve kulüp sayısı bakımından en güçlü kulüplerden biri unvanını elinde bulundurmaktadır. İzmir SKAL Kulübü, 10 farklı turizm bileşeninin seçkin profesyonel yöneticilerinden ve STK üye ve başkanlarından oluşan, eşsiz mesleki çeşitliliğe sahip bir turizm derneği vasfına sahiptir.

‘Metamorfoz’

- Sektör büyük kan kaybetti ve doğal olarak zincirleme birçok alan zarar gördü. Turizm başkalaşım mı yaşıyor? Bunun için neler yapıyor ve öngörüyorsunuz?

Yazının devamı...

Değişen dünya değişen insan

13 Şubat 2021

Kedi Kültür Sanat Merkezi kurucusu Güniz Can, ‘Rotary Genç Sanatçılar Seçkisi 2020’ projesini anlattı, “Dünya değişiyor, gençlerin ses getirecek eserler yaratacaklarına güveniyorum” dedi

Sanat insanın insan olma mücadelesinde yapı taşı olarak hep olacak. Bunun için kendini, hayatını sanata, sanatçılara adamış insanlar var. İyi ki de varlar! Onlardan biri olan ve çok sevdiğim Kedi Kültür Sanat Merkezi kurucusu Güniz Can genç sanatçılara ışık olacak bir projeye imza atıyor.
Rotary 2440. Bölge Rotary E Kulübü olarak değerli ustaların yer aldığı bir jürinin seçtiği “Rotary Genç Sanatçılar Seçkisi 2020” projesinin başı çeken ismi Güniz Can. Onunla beraber yürüyen çok değerli isimler var. Bunların başında Sanat Seçkisi’nin Proje Danışmanı olarak Küratör Nail Özlüsoylu yer alıyor.
“Değişen Dünya Değişen İnsan” adlı seçkiye 30 yaş altı gençlerin yer alabilecek ve bu projeyi Alsancak Rotaract Kulübü ile ortak proje olarak gerçekleştiriyorlar. Büyükşehir Belediyesi destekliyor. Haydi gençler eserleriniz daha büyük bir kitleye ulaşsın istiyorsanız bu adrese hemen başvurun: https://rotary2440.org/news/rotary-genc-sanatcilar-seckisi-2020/

Bugün Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde sanat ile ışık olanlardan sevgili Güniz Can’ı konuk ettim. Keyifli okumalar…

- Güniz’cim sen sanatın içindesin; İzmir’de sanat dendiğinde sözü olanlardansın. Önce sanatla olan bu kopmaz bağlarından bahsedelim istiyorum. Ne zamandır ve ne şekilde sanat hayatındasın?

Profesyonel olarak sanatla ilgilenmem 2009 yılında eşimle birlikte Kedi Kültür Sanat Merkezi’ni açmamız ile başladı. Amerikan Koleji’nde resim hocam olan Ressam Aysel Çırpanlı beni Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ailesi ile bir araya getirdi. Daha sonra KKSM’de Adnan Turani ve Bedri Baykam, gibi büyük ustalarla da çalışmak ve her yıl sergilerini açmak imkanını bulduk. Ayrıca yurt dışından da Picasso, Miro gibi sanatçılarla sergiler açmış Sloven sanatçı Jose Ciuha‘nın sergisini Slovenya Büyükelçiliği himayesinde açıp ailesi ile tanıştık. Sanat öyle bir şey ki, bir kere insanın kanına girince ondan kopamıyorsun.

Yazının devamı...

‘Sanatçılar güvencede olmalı...’

30 Ocak 2021

Handel’in eserlerini klasik gitara uyarlayan müzisyen Emrah Koçak, Kovid-19’a vurgu yaptı, “Sanatçılar zor durumda. En azından şu dönemde faturalarının ve de kredi borçları en az 1 yıl ertelenmeli” dedi

Dinlediğimiz birçok popüler müziğin arkasında, gitarıyla eşlik eden Emrah Koçak var. Klasik gitarını konuşturuyor, hatta George Fredrich Handel’in klavsen ve keman için yazdığı eserlerini klasik gitara uyarladı. Müzik piyasalarından beğeni aldı. Müzik susmuyor, böylesine yaratıcı ve vizyoner müzik insanlarıyla hayatımızın tam da merkezinde yer almaya devam edecek. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, Emrah Koçak’la birlikteyiz...

- Son dönemde dünyanın en prestijli klasik gitar kanallarından biri olan Siccas Guitars’da performansınız yayımlanıyor. Kolay olmayan bir uyarlama sanıyorum...

Müzik tarihinin en büyük bestecilerinden, adına Barok dediğimiz dönemde yaşamış, aslen Alman ama kariyerinin büyük bir bölümünü İngiltere’de geçirmiş George Fredrich Handel’in HWV 428 no’lu klavsen süitinin Allemande bölümünü, HWV 373 no’lu Mi majör keman konçertosunun Adagio ve Allegro bölümlerini klasik gitar için düzenleyip kaydettim. Ekim ayında tüm dijital platformlarda yerini aldı. Günümüzde klasik müziğe ve özellikle klasik gitara olan ilgi, youtube’la çoğalıyor. Ben de bu üç esere videolar çektim. Önce kendi kanalımdan yayımlayacaktım, fakat klasik müzik kategorisindeki bu ilk ve orijinal çalışmamın daha çok takip kitlesi olan 2 gitar platformunun birinde olmasını düşünerek, Allemande’yi Siccas Guitar’a, projeyi de anlatarak yolladım. Çok kısa süre içinde yanıt geldi ve üçünü de kendi kanallarında vermek istediler. Dünyanın birçok yerinden çok iyi tepkiler ve mesajlar alıyorum. Zor mu dersek, Handel’in yaşadığı 16. yüzyıl sonu, 17. yüzyıl başlarında bugün çaldığımız gitar henüz yoktu. Bu eserler gitar için yazılmış değil, uyarladığımda da tabii çalış zorlukları oluyor, çünkü başka bir enstrümanın sistemine göre yazılmış olanı gitar sisteminde çalmaya çalışıyorum. Gitar repertuvarında böyle uyarlama eserler çok var ve bazı uyarlamalar orjinalinden daha iyi duyuluyor.

- Bildiğimiz birçok şarkının arkasında sizin katkınız varmış. Varmış diyorum, çünkü yaptığınız iş stüdyoda ve göz önünde değilsiniz. Kimlerle çalıştınız?

Stüdyo gitaristi olarak 2006 yılından beri hem yurt içinde hem de yurt dışında çeşitli tarzlarda yüzlerce albümde ve projede çaldım. Yıldız Tilbe, Müslüm Gürses, Oğuzhan Koç, Seda Sayan, Doğuş, Işıl Yücesoy, Ege aklıma şu an gelen, kayıtlarında çaldığım isimlerden. Dizi, reklam, jenerik ve jingle müzikleri de var. Oturup bir liste yazsam tüm Milliyet’i ekleriyle beraber buna ayırmak zorunda kalırsınız :) En iyi performanslarımı sahneden çok stüdyo işlerinde yapıyorum, karakterimle ilgili herhalde. Başta Arap ülkeleri olmak üzere, Hindistan, Avustralya ve Avrupa’dan da aranjörlerle çalışıyorum. İşimiz şöyle, stüdyoya giriyorsunuz, daha önce hiç duymadığınız, yaratım aşamasında olan şarkılara dakikalar içinde kafada kompozisyon kuruyorsunuz ve bu kompozisyonu çok hızlı şekilde ve olabildiğince kusursuz çalıp çıkmak zorundasınız. Türkiye’de de, dünyada da az müzisyenin yapabildiği bir şey ve bunlardan biri olmaktan gurur duyuyorum.

- Müzik hayatımızın tam da ortasında olmasına rağmen ülkemizde yeterli değeri görmüyor...

Yazının devamı...

İzmir, sanatın yıldızı olacak

16 Ocak 2021

İzmir Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği’ne aday olan Rüçhan Gürel, “Kentimizin kültür-sanat hayatını yakından tanıyan isimlerle burayı sanat dünyasının yıldız kenti yapmak istiyoruz” dedi

Birçok değerli oyuncunun İzmir’den çıktığını belki duymuş, gözlemlemişsinizdir. Ömrünü mesleği olan tiyatroculuğa adamış, yalnızca kendi sahnesini ayakta tutmakla kalmamış, yüzlerce oyuncu yetiştirmiş, çok değerli sanatçımız Rüçhan Gürel’le birlikteyiz bugün. Önümüzdeki günlerde yapılacak olan, İzmir Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği seçimi için adaylığını koyan Gürel, sahnelere, tiyatroya soluk getirebilecek isimlerden biri. İzmir Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği jürisinde çok değerli isimler var, ancak yerel sanatçılarımızı, buraya emek vermiş ustalarımızı da o jüride görmek isterdik. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, Rüçhan Gürel’le İzmirimizin tiyatrosunu, sanatını konuştuk. Bir şehir, sanatı kadar aydındır...

- Yıllardır İzmirlilerin kalbinde taht kurmuş, çalışmalarınızı gururla takip ettiğimiz, duayen bir tiyatrocu olarak, bu zorlu günleriniz nasıl geçiyor?

2020’nin Mart ayında salgın nedeniyle getirilen yasaklar doğrultusunda, tüm faaliyetlerimizi durdurmak zorunda kalmıştık. Herkes gibi biz de şaşkındık ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. 1 Haziran 2020’de yasakların kalkmasıyla birlikte çalışmalarımıza yeniden başladık. Fakat bu sefer de yaz gelmişti... Bildiğiniz gibi, yaz aylarında turne faaliyetleri dışında kent merkezlerinde seyircinin kapalı mekânlara girme alışkanlığı yok denecek kadar azdır. Ancak biz yine de 1 Haziran’dan itibaren, yüz yüze eğitimlere, provalara yeniden başladık. Sahnesi olmanın getirdiği avantajlar, bu süreç içinde bir dezavantaj olarak çıktı karşımıza. Biz yine de yılmadan, ama tedbiri de elden bırakmadan eğitim faaliyetlerimiz, bilet alımları ertelenen, 27 Mart Tiyatro Günleri’ndeki iki oyunumuzun çekimleri ve dijital platformda gösterilmesinden ve kendi sergilediğimiz oyunlardan sağladığımız girdilerle tiyatromuzu ayakta tutmayı başardık.

- Herkes sahnelerine kilit vururken yıllarca ayakta durduğunuz gibi, yeni oyunlarla ve yeni öğrenciler yetiştirerek tiyatro sanatına katma değeriniz oldu. Bugüne kadar neler yaptınız?

1983 senesinde Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuğu Bölümü’nü kazandım. Okulu bitirdiğimde bir yıl boyunca İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda çalıştım. Daha sonra sırasıyla, 1989-1996 Trabzon Devlet Tiyatrosu, 1996-2003 Bursa Devlet Tiyatrosu ve 2003-2018 İzmir Devlet Tiyatrosu... Daha 13 yıl devlet güvencesinde çalışabilecekken kendi isteğimle emekliye ayrıldım. 2007 yılında Han Tiyatrosu’nu kurdum ve 2010 yılında eski bir tütün deposunu Butik Kültür Merkezi’ne dönüştürerek, sahnemize de rahmetli babam Ünal Gürel’in adını verme mutluluğuna eriştim. Han Tiyatrosu, bugüne kadar, yerli ve yabancı 16 yetişkin, 4 gençlik, 7 çocuk oyunu olmak üzere 27 oyun sergilemiştir. Yine oyuncu yetiştirmek amacıyla düzenlediğimiz atölyelerimizde, yalnızca tiyatro bölümlerini kazanmış ve bitirmiş, 40’ın üzerinde öğrencimiz bulunmaktadır. 14 yıl boyunca perdemizi hep ‘Işık Gelsin’ diye açtık. Umuyorum ki, bundan sonra da ışığımız hiç eksik olmaz.

- İzmir Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği’ne adaysınız. Neleri yapmayı düşünüyorsunuz?

Yazının devamı...