Kan değil can bağımız var!

Koruyucu aile olan Didem Özal, “Kızımla bağımız çok güçlü artık bakışlarımızla bile anlaşabildiğimizi söyleyebilirim” diyor.

Çocuklarımız, evlatlarımız, biriciklerimiz… Ama maalesef her evlat şanslı doğmuyor. Hayat koşulları o biricik yavruları daha küçücükken, savunmasızken yakalayabiliyor. Ülkemizde yuvalarda ve sevgi evlerinde yaşayan, aile sıcaklığından mahrum olan 18 binden fazla çocuğumuz var. ‘Koruyucu aile’ kavramıyla bu çocuklara sahip çıkanlar oluyor, sıcacık yuvalara kavuşuyorlar. Bugün sizlerle, “Bu konuda örnek olmak, farkındalık yaratmak istiyoruz” diyen Didem Özal’ı paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, dünyada eşi benzeri olmayan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramın’a yakışır bir farkındalık sohbeti gerçekleştirdik yeter ki bu ülkenin çocukları mutlu olsunlar!

Didemcim yıllardır koruyucu aile olarak kızınızla bir hayat kurdunuz. Buna nasıl karar verdiğinizi merak ediyorum?

Aslına bakarsan ilk aşamada evlat edinmeyi düşünmüştük. Yuvalarda ve sevgi evlerinde o kadar çok çocuk var ki! Ancak çocuk edinme bekleme süresinin çok fazla olması açıkçası gözümüzü biraz korkuttu. Bu sırada yakın arkadaşım sevgili Simay’dan (ki sonrasında bu konuda birlikte Kırmızı Çocuklar Derneği’ni kurarak bir kader birliğine daha imza attık) tüm hayatımızı değiştirecek telefon geldi. Kendisinin koruyucu aile olduğunu, oğlu Yaşar ile bir pikniğe katılacakları söyledi, bizi de davet tti.  O piknikte koruyucu aileleri görüp, geçirdikleri deneyimleri dinledikten sonra eşim Harun ile konuşup başvuruyu hemen yaptık.

Koruyucu aile olarak kabul edilme kriterleri neler?

TC vatandaşı iseniz, sürekli Türkiye’de ikamet ediyorsanız, 25-65 yaşları arasındaysanız, en az ilkokul mezunu iseniz, düzenli bir gelire sahipseniz, çocuğun öz anne-babası ya da vasisi değilseniz işlemler başlıyor. Evli ya da bekar, çocuklu ya da çocuksuz herkes koruyucu aile olmak üzere ikamet ettiği ilde bulunan il müdürlüğüne başvurabilir.

Peki, bu konuda şüpheleri olanlara neler söylemek istersin?

Maalesef ülkemizde yuvalarda ve sevgi evlerinde kalan 18 binden fazla çocuk var. Ancak sadece 5 bin kadar koruyucu aile mevcut. Devletimiz yuvalardaki çocuklara çok iyi şartlarda bakabiliyor ancak orada  verilemeyen tek şey sıcak bir yuva oluyor. İşte biz koruyucu aileler de burada devreye giriyoruz. Biyolojik olmasa da kalbiyolojik bir anne olarak her ailenin, çocuğu olsun olmasın bir çocuğa yuva vermesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir çocuk dünyayı değiştirebilir. Aslına bakarsanız o da sizin hayatınızı tamamen değiştiriyor ve size el veriyor hayatta. Umut oluyor. Önünüzde verdiğiniz emeklerin filizlendiğini görüyorsunuz. Yani bakarsan biyolojik ebeveyn olmaktan hiçbir farkı yok, inan. Kan bağı ile değil can bağı ile bağlanıyorsun. Kayak tatilinde kızımın bir arkadaşı bana, “Doğurmadığın bir çocuğu nasıl bu kadar çok sevebiliyorsun?” diye sordu. Nasıl bir sevgi bağı oluşturduk ve onu dışarıya yansıttıysak çocuklar bunu o şekilde hissetmişler demek ki! Dedim ya herkes hiç çekinmeden koruyucu aile olmalı bu hayatta bir kere! Bir şekilde bu konuda çevrenizi de eğitiyor, onların da bakış açısını değiştiriyorsunuz sonuçta.

‘Gerçek sevgi her şeyi değiştirir’

Kızınız koruyucu ailesi olduğunuzu biliyor mu?

Tabii ki biliyor. Arada annesini ve kardeşlerini görmeye de gidiyor. Ancak bu asla aramızdaki ilişkiye yansımıyor. Zaten koruyucu aile sözleşmesi imzaladığınızda çocuğun biyolojik ailesi ile bağları sürdürmeye mecbursunuz.

Ben gerçek sevginin bu dünyada her şeyi değiştirebileceğine inanan, sevgi verdiğinde koşulsuz sevgide hep sana geri pozitif döneceğine inanan bir insan oldum. Kızımda da bunu yaşıyorum çok şükür. Birbirimize temaslarımızdaki içtenlik, bakışmalarımızdaki farkındalık, ayrı kaldığımızdaki özlem ve boşluk…Tabii ki arada her ailede yaşanan sorunlar bizim ailemizde de oluyor ama okulundan onun için çok mutlu bir çocuk, sevecen, vefalı bir çocuk geri dönüşlerini duymak beni çok mutlu ediyor açıkçası. Demek ki bazı şeyleri başarabilmişiz diyebiliyorum. Onunla bağımız çok güçlü artık bakışlarımızla bile anlaşabildiğimizi söyleyebilirim. Diyorum ya Gözde inan kan bağı değil ama can bağı başka bir şey!

Koruyucu ailede devlet her iki tarafı da koruyup gözetebiliyor mu?

Evet bu konuda devlet çok hassas. Tıpkı çocuğu yerleştirme sürecinde olduğu gibi her aileyi, her çocuğu, her vakayı kendi içinde değerlendiriyor. Mesela başvurularda da çok hassaslar. Psikolojik sorulardan oluşan cevaplarınız, kendi el yazınız ile yazdığınız, karı koca ayrı ayrı hayat hikayeniz kurulda değerlendirildikten sonra sizin ailenize uygun olabilecek bir çocuk size öneriliyor. Yani sonuçta her çocuk ve vaka kendi içinde ve özelinde değerlendirildikten sonra çocuğun en yararına olacak şekilde devlet karar alıyor. Yani burada tek önemli unsur çocuğun yararına olacak durumun varlığı.

Kan değil can bağımız var

Kan değil can bağımız var

Bizi biyolojik ailesi zannediyorlar

Peki çocuğun karakterinde sosyal çevre ne kadar önemli?

Bence çok önemli. Ancak tabii ki karakterinde sanırım aileden genetik olarak taşıdığı bazı özellikler de var. Ancak inanır mısın bilmem ama gün geçtikçe birbirimize daha da benzemeye başladık. Daha doğrusu o bize benzemeye başladı. Özellikle hal ve hareketleri, konuşmalardaki eda ve sadalar, nükteler bizim kopyamız olmaya başladı. Kimse bizim koruyucu ailesi olduğumuza inanmıyor. Herkes biyolojik ailesiyiz zannediyor. O da kendine tabii ki bizleri rol model alıyor normal olarak. Biz de elimizden geldiği kadar onun farklı sosyal çevrelerde yaşaması için hertürlü imkanı sağlamaya çalışıyoruz. Yeri geliyor sokakta bizim çocukluğumuzdaki gibi yalın ayak oyun da oynuyor yeri geliyor yelken kulübüne de gidiyor, piyano çalıyor, kayak yapıyor. Zaten en büyük hayalim onun belli bir yaşa gelince kendi ayakları üstünde duran, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek ve kendine bakabilecek ailesine ve bu ülkeye faydalı bir kadın olması. Çünkü inanıyorum ki bu ülkeyi ancak kadınlarımızı eğittiğimiz ölçüde ileriye taşıyabiliriz.

Kan değil can bağımız var