SANATLA LEZZETİN ADRESİ: PERİSPRİ

Ünlü heykeltraş ve seramik sanatçısı Cahide Erel, Alaçatı’da açtığı mekanda yörenin lezzetlerini sanatla buluşturdu

Yılların sanatçısı… Ülkede ve yurtdışında birçok yerde anıtları, eserleri mevcut. Şimdi sanatı ve sanatseveri mekanı ile birleştiriyor. Heykeltraş ve seramik sanatçısı Cahide Erel Alaçatı’da açtığı Perispri’de, leziz menüsü, sanat kokan büyüleyici ortamıyla bizlere yepyeni bir havayı teneffüs etme imkanı sağlıyor. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, “Sanat yaşamımızın içindeki her noktacık ve zerreciği yaratabilmenin gücünde yatar” diyen sanatçımız Cahide Erel ile sanatını, mekanını konuştuk.

Cahide Hanım her yerde sizin eserleriniz, anıtlarınızı görmek mümkün. Sanatçı olma koşulları sizce nelerdir? Herkesin beğenisi önemli mi?

Sanat, sanatçının kendisidir. Sanatçı kendisini ve altyapısını; bilgi, teknik, malzeme deneyimi ile ne kadar donatırsa, çıkardığı ürün o ölçüde bir sanat eseridir. Sanat; heykel, resim, yemek, kıyafet, yaşadığımız her alanda ve noktada etkileştiğimiz parçacıkta geçerlidir. Sanatı hiçbir obje ile kısıtlamamalıyız. Asıl sanat yaşamımızın içindeki her noktacık ve zerreciği yaratabilmenin gücünde yatar. Herkesin beğenisi önemli mi sorusuna gelince; Sanat birisinin beğenisi için değil, doğru bilgi, veri, güçlü altyapı ile üretildiyse önderlik, öndelik, ilklik, yenilik, farklılık yaratmak için yapılır. Bütün bu özellikleri ile kendisinin peşinden sürükleyecek bir kitlesi oluşacaktır. Sanatın hiçbir kavramında beğeni için üretilmek yoktur. 

SANATLA LEZZETİN ADRESİ: PERİSPRİ

Özgünlüğünüzü ne zaman kazandınız?

86 yılında üniversitede masterımı tamamladım ve atölyemi açtım. Mimaride sanat, projeler ve kişisel sergilerim profesyonel olarak başlamış oldu. Özgünlük sizinle aynı anda yolculuktadır; sonradan kazanılmaz. Önemli olan ne zaman ispat etmeye başladığımızdır. Özgünlüğüm varlığımla beraber hep vardı, yaptığım her proje ile biraz daha ispat edip, netleştirip kazımış oldum, zihinlere, hayata, evrene, sisteme ve benimle beraber aynı yolculuk, aynı şekilde hala devam ediyor.  

Yurtdışındaki sanatın ivmesi ile ülkemizin sanatta ki hızı arasında ki farklılıkların nedeni neler olabilir?

Türkiye ve yurtdışında sanat yapmak arasındaki fark; sanatçılardan ziyade sanatı satın alacak toplumlarla bağlantılıdır. Yani yurtdışında sanat yapan bir sanatçının eserini anlatması ve satması, ülkemiz sanatçılarınkinden çok daha kolaydır. Ülkemizin sanatçıları özgünlük, malzeme ve teknolojide yurtdışı ile boy ölçüşecek konumdadır. Ancak maalesef toplumumuz bunu anlamak, algılamak ve satın almakta yurtdışı ile boy ölçüşecek konumda değildir. Bu bizim en büyük şanssızlığımız olsa da vazgeçmeyeceğiz… Her daim yolumuza devam edeceğiz.

Fener’de başladı

Bir İzmirli olarak Alaçatı’da sanatla birleşen bir yer açıyorsunuz. Bu muhteşem yerden biraz bahsedebilir misiniz?

Sanat hayatımın son 15 yılında Cunda, Gaziantep, Lüksemburg, İtalya ve Paris’te birçok workshoplar ve sergiler düzenledik. Her zaman içimde Alaçatı’da farklı disiplinde sanat atölyelerinin olduğu ve sanatçıların çalışarak workshoplar yaptığı ortak zaman ve enerjiyi paylaştığı ortamlar yaratmak için bir mekan vardı. Alaçatı’da şubat ayında tesadüfen içinde bembeyaz açmış çiçekleri ile 10 -15 badem ağacı bir yıkık dökük taş ev şeklinde, zeytin tarlalarının arasında gördüğüm manzara, görür görmez beni bu toprağa farklı bir şekilde bağladı. Çok çoraktı şimdiki gibi yeşilliği ve doğası ile hiç ilgisi yoktu. Burayı bu hale getirebilmek için 300 kamyon harfiyat, 100 kamyon toprak getirttik. Doğayla keyifli bir cenk ettik ve sonuçta doğa kat kat cevabını verdi bizlere.

Sanat atölyesi aktiviteleri  düşünüyor musunuz?

Niyetim yılbaşında Alaçatı’ya gelip farklı disiplinlerde çalışan yurtdışı ve yerli sanatçılar ile atölye açıp, uluslararası workshoplar yapmaktı. Ama pandemi nedeniyle tüm çalışmalar durdu. Yalnızca ben bazı cam heykeller ve sanat çalışmalarımı burada yapıp montajlatıp devreye soktum. Birçok sanatçı arkadaşım haber bekliyor. Burası öyle bir yer olmalı müzik, hikayeler, piyesler, oyunlar, reçel atölyeleri kurmalıyız. Bu yolda devam ediyoruz ve yürüyoruz. Henüz tamamlanmadı… Hiçbir zaman da tam olarak tamamlanmayacak. Devinim tekrarlanacak, genişleyecek, farklılaşacak, eklenecek ve çıkarılacak. Bu bir yol...

İşletmecilik ve sanat sanki zıt iki kutup gibi… Fikir nasıl doğdu?

Bundan beş yıl evvel İstanbul’da atölyelerimi birleştirip daha büyük bir atölyeye geçtiğimde Fener’deki atölyemiz boşa çıktı, sanat galerisine çevirdik. Bir köşesindeki şömine başına ise üç masa koyup üçüncü kuşak kahvecilik ve yanına bir iki aperatif yiyecekle sanat cafe olarak galerinin bir köşesinde olmasını istedik. Atölye geleneğinden kaynaklı mutfağımız buradaydı. Uzun süren toplantılarımızı burada yapıyor ve köftelerimiz, salatalarımız, değişik yemeklerimizde buraya geliyordu. Sonra bize gelen köftelerden müşterilerimiz de istemeye başladı ve onlarla paylaşmaya başladık. Derken o bir masa 4,5,6,7,10 masa oldu. Biz fark ettik ki bir yıl sonra otomatikman bir restoran haline geldik. Restoranımızdaki menü seçeneklerimizi de sanatta yaptığımız gibi; misal panolarımızda hangi bölgeye göre yapıyorsak, o toprak bize hangi kültürü sunuyorsa, ona uygun şeyler oluşturduğumuz gibi Fener’de de 2000 yıl içinde yaşayan bütün medeniyetlerin; Ceneviz, Venedik, Bizans, Osmanlı, günümüz, ananem ve ben ne yiyorsak ne deneyimlediysek ona göre oluşturduk. Aslında işletmecilikle sanat belki uygulama olarak birbirinden çok farklı ama sanat büyük bir disiplindir. Bu sanat disiplininde üretmeyi başaran kişiler biraz gayretle işletmeci olabilirler.

SANATLA LEZZETİN ADRESİ: PERİSPRİ