AB’de savunma seferberliği

Avrupa Birliği’nin, savunma alanındaki stratejik otonomi imkân ve yeteneğine sahip olmak için hazırlıklarını sürdürdüğü savunma doktrini şekillenmeye başladı

Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, geçtiğimiz Mart ayında AB’nin savunma alanında ABD’den bağımsız hareket edebilmesini sağlayacak stratejik pusula belgesini yayınlamış ve bu konudaki tartışmaların somut bir sonuca ilerlemesi hedefini bir adım öteye götürmüştü. O tarihten bu yana AB, Washington yönetiminin de icazetiyle askeri alanda stratejik otonomiye sahip olmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

AB’de savunma seferberliği

Yüksek Temsilci Borrell, son olarak üye ülkelere, bu konuda izlemesi gereken yol haritasının olduğu taslak çalışmayı gönderdi. AB’nin tehlikede olduğuna vurgu yapan Borrell, Avrupa kamuoyunun, hızla değişen jeopolitik ortam karşısında  AB kurumlarının hazırlıklı olmasını beklendiklerini dile getirdi. Bu çerçevede Avrupa kıtasının savunmasında birincil sorumluluğun NATO ve ABD’de olduğunu hatırlatan Borrell, AB’nin de, kendi coğrafi alanı dışında (yani yurt dışında) konuşlandırılabilecek 5 bin askerlik bir “kriz gücü” kurulmasını öneriyor.

NATO örnek olacak

Borrell, AB’ye üye 27 ülkenin elinde aynı maksatlı fazla miktarda askeri teçhizat bulunduğunu ancak ABD’nin katılmadığı harekatlarda lojistik başta olmak üzere, komuta kontrol, istihbarat ve tehdit değerlendirme konularında ciddi eksiklikler bulunduğuna da işaret ediyor.

AB’nin NATO Stratejik Konsepti’ne benzer bir savunma doktrinine sahip olması gerektiğini savunan Borrell, üye ülkeler arasında tehdit değerlendirmesi yapılması gereğine vurgu yaptı. AB’nin ABD ve NATO için “güvenlik tüketen bir partner” olmaktan çıkarak, aynı zamanda katkı sağlayan “güvenlik üretici bir topluluk” haline gelmesinin önemine dikkat çeken Borrell, AB halkının stratejik otonomi konusundaki beklentilerini karşılamak zorunda olduklarını dile getirdi.

Türkiye unsuru

Diplomatik kaynaklar, Ankara’nın, AB’nin stratejik otonomisine prensipte karşı çıkmadığını vurgularken, Türkiye gibi NATO’ya üye olup AB’ye üye olmayan Avrupalı müttefiklerle yapılacak iş birliğinin önemine dikkat çekiyor. Aynı kaynaklar Yunanistan, Güney Kıbrıs hatta Avusturya gibi üyelerin Türkiye’yi “AB’yi tehdit eden ülke” şeklinde gösterme çabalarını hatırlatarak AB savunma doktrininde bu tür ifadelerin yer almasının tehlikeli olabileceğini hatırlatıyor.

Tehdit değerlendirme şablonuna da değinen uzmanlar, AB’nin tehdit değerlendirme belgesinde NATO üyesi ülkelerle üçüncü ülkeler arasında bir fark gözetilmemesi halinde, bu kez AB ile NATO arasında gerilim hatta istenmen çekişmeler yaşanabileceğine vurgu yapıyor.

Öte yandan AB’nin stratejik otonomi arayışı son derece meşru. ABD ile NATO’nun müdahil olmayacağı harekatlarda AB’nin kendi imkân ve yetenekleriyle güvenliğini üstlenme sorumluluğunu alma isteği önemli bir irade. Türkiye’nin, Avrupa’nın savunma mimarisinden dışlandığına yönelik söylemlerse abartıdan ibaret. Zira taslak belgede yer aldığı üzere Avrupa kıtasının güvenliği, ABD ve Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO’ya emanet.

Ancak AB’nin, Türkiye’nin de ilgi gösterdiği ve stratejik önem verdiği bölgelerinde yapacağı olası askeri harekatlarda Ankara’yla şeffaf ve iyi niyete dayalı iş birliği geliştirememesi halinde, Türkiye, hakikaten AB için sıkıntı yaratabilir. AB’nin amacı üzüm yemekse, Türkiye’yi de bu çalışmalarına dahil edecek yaratıcı bir formül üretmesinde yarar var.

AB’de savunma seferberliği

‘İttifak ile yarışamaz’

Milliyet’e bilgi veren NATO askeri kaynakları ise, AB’nin savunma alanındaki stratejik otonomi çalışmalarına sayısal bir şekilde değerlendirerek, şu değerlendirmede bulunuyor:

“NATO’nun hale hazırda 40 bin askeri, 5 bin askerlik acil mücadele gücü, ayrıca özel kuvvetler başta olmak üzere iki daimi deniz gücü, mayın tarama gücü ve hava savunma sistemleri bulunuyor. NATO petrol boru hattı, erken uyarı uçakları, uyduları ve güvenilir iletişim mimarisini ve nükleer gücünü eklersek, AB’nin NATO ile yarışma imkânı oldukça sınırlı. AB’nin NATO’yu gölgelemesi mümkün değil. Buna karşın AB’nin NATO’yla külfet paylaşımına gitme arzusu önemli bir adım...”

DİĞER YENİ YAZILAR