AB’nin enerji güvenliği, hidrojen ve Türkiye

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş dış politikanın ağırlıklı konusu haline geldi. Rusya’nın Ukrayna’da kazandığı veya kaybettiği mevziler ve Ukrayna silahlı kuvvetlerinin direnci derinlemesine ele alınıyor. Keza, ABD ve NATO müttefiklerinin Kiev yönetimine verdiği askeri desteğin etkisi de yine dış politikayı meşgul eden başlıca konular arasında. Ancak gündemin gölgesinde kalan konular yok değil. Hatta gündemle çok bağlantılı olmalarına rağmen.

Nitekim hafta içerisinde iki önemli toplantı gerçekleştirildi. Avrupa Komisyonu’nun yeşil mutabakattan sorumlu başkan yardımcısı Frans Timmermans Çarşamba ve Perşembe Ankara’daydı. Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında yapılması kararlaştırılan yüksek düzeyli siyasi diyalog toplantıları kapsamında geldi. İstişareler tabii ki yeşil mutabakatla bağlantılı konular etrafında döndü. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlatmış olduğu savaşla birlikte AB’nin Rusya’ya enerji bağımlılığı ve bunun yarattığı sorunlar da yine Brüksel’de tartışma konusu. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Alman iş dünyası AB’nin Rusya’dan gaz alımına son vermesine henüz icazet vermek istemiyor. Oysa Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, AB ülkelerinin bu konuda karar almaları gerektiğini dile getirerek bu adımı atmaya hazır olduğunu söyledi. En anlamlı açıklama ise İtalya Başbakanı Mario Draghi tarafından yapıldı. Zira Draghi, AB’nin Rus gazını boykot etmesi halinde karara her ne pahasına olursa olsun İtalya’nın da katılacağını açıkladı. Ve şu cümleyi ekledi. “Avrupa’da halkın barış ile klima arasında seçim yapması gerekiyor”. Bir başka deyişle halkın barış için fedakarlıkta bulunması gerektiğine vurgu yaptı. Avrupa Merkez Bankası (AMB) başkanı olduğu dönemde de Draghi, ‘her ne pahasına olursa olsun ekonomiyi ve Euro’yu kurtarmak gerekiyor’ demişti ve gereğini yapmıştı.

Timmermans’ın Türkiye’de gerçekleştirdiği 2’nci yüksek düzeyli siyasi diyalog toplantısı da AB’nin enerji güvenliği stratejisi açısından çok önemliydi. Aslında Yeşil mutabakatla birlikte AB, hem enerji güvenliğini, hem de enerjide kaynak çeşitliliğini sağlamayı hedefliyor. Rusya’nın Ukrayna’da başlatmış olduğu savaş ‘sayesinde’ 2000’li yıllardan beri gündemde olan bu enerji güvenliği politikası Almanya’ya rağmen ciddi bir ivme kazanmaya başladı. Ankara ziyareti esnasında Timmermans, Türkiye’nin AB’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisinde kilit bir ülke olduğunu vurguladı. Sadece doğalgaz yolları açısından değil elbette. Aynı zamanda yeşil mutabakat çerçevesinde hidrojen enerji kaynakları konusunda Türkiye’nin Akdeniz’de çok önemli bir oyuncu olma potansiyeline vurgu yaptı. Hidrojene dayalı bir ekonomi geliştirirken AB’nin sadece bir veya iki tedarikçiye bağlı kalmak istemediğinin, Türkiye’nin bu alanda AB’nin çok önemli kilit bir partneri olduğunun altını çizdi.

Türkiye’nin kapasitesi

Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesine de atıfta bulunarak yeşil enerji kapasitesinden sitayişle bahseden Timmermans, Türkiye’nin hidrojen enerjiyi ihraç etme potansiyelinin de çok yüksek olduğuna dikkat çekti. Bu çerçevede Türkiye ile hidrojen enerjisi teknolojisi üzerinde önemli bir çalışma gerçekleştireceklerini de açıkladı. Hidrojen enerji Türkiye açısından çok önemli. Türkiye’nin cari açığını düşürecek nitelikte. Teknoloji yoğun bir sektör. İhracat kalemine bakıldığında da katma değeri çok yüksek. Hem istihdam yoğun hem de nitelikli insanların çalıştığı bir sektör olduğunu unutmamak gerekiyor. Yeşil mutabakat ve Paris anlaşmasına yönelik hedefler için de son derece uygun.

Öte yandan aynı gün, Bulgaristan diplomasi enstitüsü yine Ukrayna-Rusya ve enerji güvenliği bağlamında dikkat çekici bir webinar düzenledi. Kriz zamanında enerji ve iklim diplomasisi konulu oturumda AB’nin gaz tedarik zinciri ve Rusya’dan bağımlılığını azaltacak projeler ele alındı. Türkiye’den de katılımcıların bulunduğu toplam üç panelin özetini şu şekilde dile getirebiliriz: AB, doğalgaz ihtiyacını Rusya dışında başka ülkelerden giderebilir. AB’nin doğalgaz ihtiyaçları için, Akdeniz havzası önemli bir rol oynuyor. Mısır, Türkiye, İsrail gibi ülkelerin de bu alanda AB’ye katkıları çok büyük. Hidrojen gibi alternatif enerji kaynakları alanında da Türkiye son derece kilit bir ülke.

Nitekim enerji çeşitliliği, enerji güvenliği ve enerji alanında tedarik zinciri konusunda Türkiye AB için kilit konumda. AB içerisinde bazı ülkeler bu hususu kabullenmekte güçlük çekseler bile, AB kurumsal olarak bunun farkında. AB’nin partnerleri ve Türkiye’nin komşuları da yavaş yavaş bunu kabul ediyorlar. Üstelik de bu konu hem AB hem de Türkiye ve partnerleri için kazan-kazan formülü üzerine dayalı.

AB’nin enerji güvenliği, hidrojen ve Türkiye

‘Locked Shields’ tatbikatında galip Finlandiya

Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO her alanda tatbikat gerçekleştiriyor. Askeri bir ittifak olan NATO’da tatbikat denilince akla tanklı, toplu, tüfekli tatbikat geliyor. Denize hayran bir kişi olarak da aklıma her zaman firkateynlerin, denizaltıların, hava destekli unsurlarla birlikte deniz piyadelerinin katıldığı tatbikatlar gelmiyor değil. Ancak NATO’nun her savaşa hazırlanmak amacıyla sivil acil tatbikatlarının da olduğunu unutmamak gerekiyor.

Her geçen gün gittikçe daha büyük bir tehdit oluşturan siber saldırılara karşı da 1 milyar nüfusa sahip NATO ülkelerini ve partnerlerini koruması gerekiyor. Bu çerçevede her sene merkezi Estonya’nın başkenti Tallin’de bulunan NATO siber savunma mükemmeliyet merkezi eşgüdümünde bir tatbikat düzenleniyor. Bu sene aralarında 24 NATO üyesinin de bulunduğu toplam 32 ülke ve 2000 katılımcıyla gerçekleştirildi ‘kilitli kalkan’ (Locked Shields) tatbikatı. Bu senenin senaryosu ‘Berylia’ adlı sanal bir ülkenin elektrik şebekeleri, ödeme sistemleri, 5G tipi cep telefon şebekesi ve su arıtma tesisleri gibi hayati unsurlara karşı düzenlenen bir siber saldırıyı öngörüyordu. Türkiye adına Türk silahlı kuvvetleri siber savunma komutanlığının katıldığı tatbikat son derece gerçekçi bir şekilde yapıldı. 2000 sanal tesise yapılan 5500 saldırıya karşı gerçek zamanlı bir tatbikat yapıldı. Tatbikatın zamanlaması da çok önemliydi. Zira 5 göz olarak bilinen ABD, Kanada, İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya istihbarat teşkilatları, Rusya’nın NATO’ya üye ülkelerin elektrik şebekeleri, telefon ve ödeme sistemlerini hedef alabilecek siber saldırıların hazırlığında olduğunu açıkladı.

NATO’nun tatbikatının bu seneki galibi Finlandiya oldu. Litvanya-Polonya ortak takımı ikinci, Estonya üçüncü oldu. Almanya, Avusturya’yla birlikte katıldı tatbikata. Fransa, Türkiye gibi kendi milli imkanlarıyla ve ulusal takımıyla tatbikatta yerini aldı. Türkiye’nin siber savunma imkan ve yetenekleri oldukça iyi. Bunlar sadece Türkiye’nin güvenliğini sağlamakla sınırlı değil, aynı zamanda NATO’ya katkıda bulunacak seviyede. Ancak bu alandaki yatırımlarını devam ettirmesi de son derece önemli. Zira Türkiye, NATO’nun kısa adı DIANA olan Kuzey Atlantik Savunma İnovasyon programında yer alıyor. Yetmedi, İttifak’ın 9 hızlandırıcı merkezinden birine ev sahipliği yapıyor. 47 test merkezinden iki tanesi de yine Türkiye’de. Bu alanda potansiyeli çok. Yeter ki sadece devlet ve bağlı kurumları değil, özel sektör de ilgi gösterip kaynak aktarsın.