AB’nin Stratejik Pusulası ve Türkiye

Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları geçtiğimiz perşembe ve cuma günü video konferans yöntemiyle olağanüstü toplanarak hem aşılama çalışmaları hem de ‘Stratejik Pusula’ adlı belge konusunda kat edilen yolun bir bilançosunu yaptılar. AB’nin aşı tedarik politikası ve aşı kampanyası hakkında söylenecek yeni bir unsur yok. Önceki yazılarımda da dile getirdiğim üzere bir fiyasko olmaya devam ediyor. Bu yüzden AB’nin Stratejik Pusula çalışmalarına ağırlık ağırlık vermekte fayda var. İlginç gelişmeler yaşanıyor.

Bilindiği üzere Kovid-19 salgınının başlamasıyla birlikte AB’nin Çin gibi üçüncü ülkelere aşırı derece bağımlı olduğu ortaya çıkmıştı. Ayrıca ABD’nin Donald Trump gibi bir kişi tarafından yönetilmesi halinde Washington ile Brüksel’in stratejik çıkarları örtüşmüyordu. Bu çerçevede AB liderleri geçtiğimiz Haziran ayında AB’nin savunma ve dış politikasına yön verecek Stratejik Pusula adlı bir belge kaleme almayı kararlaştırdılar. Bu belgenin amacı AB’nin ABD’ye bağımlılığını azaltıp stratejik özerkliğe kavuşması. Bu sayede AB, sadece güvenlik tüketen değil, güvenlik tedarik eden bir birlik olmayı amaçlıyor.

Stratejik pusula 4 başlıktan oluşuyor: Kriz yönetimi, ‘resilience’ olarak adlandırılan mukavemet gücü, imkan ve yeteneklerin geliştirilmesi ve partner ülkelerle çalışma. NATO’nun Stratejik Konsepti gibi AB’nin Strateji Pusulası’nın da kendisine yönelik tehditleri, askeri alanda gelecekteki hedeflerini ve stratejik planlarını içeren bir belge olması amaçlanıyor. Bu belgenin belkemiğini AB’nin tehdit analizi raporu oluşturacak. NATO’nun her yıl güncelleştirilen ve kısa adı JTA olan müşterek tehdit değerlendirmesi, İttifak üyesi ülkelerin oybirliğiyle üzerine mutabık kaldıkları tehditleri içeriyor. AB’de ise ortak tehdit değerlendirmesi Solana/Shapcott yöntemiyle yapılıyor. Üye ülkelerin istihbarat kuruluşlarının tehdit değerlendirmesi AB kurumlarına bildiriyor. AB kurumları da tehditleri ortak bir havuzda toplayıp her bir tehdide onay veren ülkeleri küme halinde birleştiriyor. Bu noktada Türkiye’nin karşısına çıkan sorunlar arasında AB’ye üye Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan veya Avusturya gibi ülkelerin Türkiye’yi AB’yi tehdit eden ülkeler listesine dahil etme çabaları var. Liste henüz oluşmuş değil.  Ancak bir yandan NATO ile işbirliği çağrısında bulunan AB, diğer yandan da NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’yi tehdit olarak algılama tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu AB’nin Türkiye’yi tehdit olarak gördüğü ilk istihbarat değerlendirmesi değil. Nitekim Balkanlar’da Türkiye’yi Suudi Arabistan ile aynı kefeye koyan AB’nin güvenlik birimleri, Bosna Hersek’de de AB’ye karşı ‘kötü niyetli faaliyetlerde bulunan ülke’ olarak tanımladı. 2017 yılında AB’nin insani yardım tatbikatının senaryosunda Türkiye’yi Katar’la birlikte AB’nin insani yardım gücüne siber saldırı yapan bir ülke olarak yerleştirmişlerdi.

Oysa NATO ile işbirliğini artırmayı hedefleyen AB’nin Türkiye’yi bir tehdit olarak değil, aksine bir partner olarak görmesinde büyük fayda var. Zira istihbarat çalışmalarında gelen verinin  doğru olup olmadığı araştırılmadan önce, verinin kaynağının güvenilir olup olmadığı değerlendirilir, NATO’nun STANAG 2022 belgesinde belirtildiği üzere. AB’nin iyi niyetle başlayan Stratejik Pusula çalışmasının bazı kötü niyetli ülkelerin sığ amacına hizmet etmesi mutlaka engellenecektir. AB’nin, Ankara’yı sadece bir aday ülke olarak değil aynı zamanda güvenlik ve savunma alanında işbirliği geliştirebilecek bir partner olarak görmesi çok önemli. AB içerisinde sağduyunun hakim olacağını umut etmek gerekiyor. Keza Türkiye’nin milli siyaset güvenlik belgesinde yer alan bazı unsurların AB’nin itirazlarına rağmen neden kaldırılmadığı da daha iyi anlaşılacaktır.

DEİK-TÜSİAD el ele, ‘yeşil mutabakata’

Kovid-19, ekonomik kriz, aşı krizi, borsalarda yaşanan dalgalanma insanın içini biraz sıkmıyor değil. Üstelik Türkiye’nin etrafındaki terör odaklarının ülkemize yönelik tehditlerini de düşünürsek hakikaten karamsarlığa bürünmemiz çok doğal. Ancak hafta başında kısa adı DEİK olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun Avrupa Yeşil Mutabakat konulu webinarı Türkiye’nin umut dolu gelecek vaad eden bir ülke olduğunu hatırlamamıza neden oldu.

Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur, DEİK Başkanı Nail Olpak ile DEİK- Avrupa İş Konseyi Koordinatörü Sayın Zeynep Bodur Okyay, Türkiye’nin AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Avrupa Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi Paolo Gentiloni’nin özel danışmanı olan emekli Büyükelçi Stefano Manservisi ve TÜSİAD adına Murat Özyeğin önderliğinde Boğaziçi Üniversitesi iklim değişikliği politikaları uygulama ve araştırma merkezi tarafından kaleme alınan raporu tanıtmak için Doçent Doktor Sevil Acar Aytekin hazır bulundu.

Bakan yardımcısı Türkiye’nin tüm kurumlarının yeşil mutabakata çalıştığının mesajını çok net bir şekilde gösterdi. Büyükelçi Bozay özellikle Türkiye’nin ‘Yeşil Hidrojen’ potansiyeline dikkat çekti. Manservisi Türkiye’nin  AB ile yeni fasıl açmadan yeşil mutabakat üzerinden bile AB yasalarına uyum sağlayabileceğine dikkat çekerek yeşil mutabakatın hükümetler arasında diyalog ile iş dünyası arasındaki ilişkiyi pekiştirecek nitelikte olduğuna vurgu yaptı. İş dünyasının karbon konusundaki uyum çalışmaları hakkında pratik bilgiler de Sevil Acar Aytekin’in raporunda yer aldı. AYM Türk insanının hayat kalitesini olumlu yönde dönüştürecek, istihdam yaratacak, Türkiye’yi de ekonomi dünyasının birinci liginde varlık göstermesini sağlayacak nitelikte. Türk iş dünyasının yeşil mutabakata heyecanla sarılması umutların yeşermesine neden olmuyor değil.