Avrupa Birliği, aşılama ve Kovid savaşı

Uluslararası ilişkiler alanında dikkat çekici gelişmeler yaşanmakta. Rusya’nın Ukrayna sınırına yaptığı askeri yığınak; ABD ve müttefiklerinin 1 Mayıs tarihinden itibaren Afganistan’dan geri çekilme kararları; NATO’nun 14 Haziran’da Brüksel’de düzenleyeceği Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi; Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı müttefiklerin sergilemeyi hedefledikleri tutuma yönelik tartışmalar... Dış politika alanında dirsek çürüten bizler için son derece anlamlı gelişmeler. Ancak Avrupa Birliği (AB) halkı, bu konularla pek meşgul değil. AB’de halk aşı peşine düştü. Dünyanın en zengin alt kıtası olan Avrupa’da aşı yoksulluğu artık dayanılmaz boyutlara geldi. Aşılama kampayasındaki belirsizlik insanlara bıkkınlık getirdi. Hatırlanacağı üzere salgının başında AB kurumları ve üye ülkeler Kovid’e savaş açtıklarını ilan etmişlerdi. Bu yöndeki en kararlı açıklamayı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “Nous sommes en guerre” diyerek yapmıştı. Yani savaştayız. AB üyesi ülkeler de ‘savaş’ ekonomisine geçmişlerdi. Kovid’den korunmak için ihtiyaç duyulan maskelere el konuldu, tekerlek ve motor üreten fabrikalar suni teneffüs makinesi üretmeye başladılar. Kozmetik firmaları seri şekilde hidroalkolik jel üretmeye başladılar. Buz pateni salonları morga çevrildi, askerler çeşitli ülkelerde sahra  hastaneleri kurarak yatak kapasitesini artırmaya çalıştılar. Sokağa çıkma yasağı genişletildi, bu gibi yasakları uygulamayanlara cezai müeyyide getirildi, kontroller arttı.

Avrupa Komisyonu da bu ‘savaş ekonomisi’ çerçevesinde AB halkının aşı kıtlığı çekmemesi için tüm AB ülkeleri adına aşı alımına soyundu. Ancak başarılı olamadı. Zira adeta soğuk savaş döneminde, doğu bloku ülkelerinin ekonomik modellerinde uygulandığı üzere, Komisyon tüm üye ülkelerin aşıya sahip olmaları ve aynı oranda aşılanmaları için piyasada kısa ve orta vadede üretilecek bütün aşıları biraz geç de olsa satın aldı. Bu hamlesi de aşı arzında kıtlık yarattı. Bir başka deyişle AB aşı arzında kendi eliyle kıtlık yarattı. Oysa liberal ekonomi ve özgürlükçü toplumlarda asıl olan  prensip arz ve talep dengesi. Avrupa Komisyonu ise yarı müdahaleci ekonomi, biraz merkezi ‘planlama’ ekonomisi ile adeta arz talep dengelerini alt üst etti. AB aşı tedariki ve aşılama kampanyası konusunda hibrid bir sistem uygulamaya çalıştı. DNA’sına aykırı bir şekilde serbest pazar ekonomisi görünümlü müdahaleci devletçi bir yaklaşım sergiledi. Gelinen nokta hiç de hoş değil. Avrupa’da insanlar artık tecrit kurallarının ve getirilen kısıtlamaların psikolojik etkilerini ciddi bir şekilde yaşıyorlar. AB ülkelerinin Kovid ve aşı konusunda halklarına verdikleri taahhütlerini yerine getirmemeleri sorun teşkil ediyor. 18-55 yaş dilimindeki insanlar belirsizlik içerisinde, ne zaman aşılanacaklarını, yaz tatiline gidip gidemeyeceklerini bilmiyorlar. Nitekim çeşitli AB ülkelerinde aşı karaborsası başlamış durumda. Bekleme listesine ismini yazdırmak için çeşitli yöntemler deneyen, aşı merkezleri önünde adı listede yer almamasına karşın randevusuna gelmeyen kişilerin aşısından istifade etmeye çalışan insanların sayısı ciddi oranda arttı. Hatta aşılama merkezlerinde çalışanlara   para vermeye teşebbüs eden insan sayısı da ciddiye alınacak düzeyde. Fransa’nın ünlü Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, ‘yönetmek öngörmektir’ derdi. AB bu süreci yönetemediğini gösterdi.  AB’ye hasım çevreler de bunun maalesef farkında. Bu yüzden de ‘iyi ki NATO var’ dedirtiyor AB. Zira hakiki bir savaş çıksa AB kurumlarının elleri kolları dolanır.

Zeki şehirlerin zeki lambaları

Zeki şehir projeleri yeni değil. Ancak salgınla birlikte yeniden revaçta. Belçika’nın başkenti Brüksel’de şehir lambaları sadece daha az enerji tüketmek ve ışık kirliliğini engellemek üzere tasarlanmıyor. Şu sıralarda yaydıkları ışıkla Kovid-19 gibi virüslerle mücadele edebilmeleri için çeşitli uygulamalar deneniyor. Sokak lambalarının zeki kullanımına yönelik başka örnekler de yok değil. Örneğin İspanya’nın Barselona kentinde sokak lambaları ile plajların doluluk oranı ve sosyal mesafe ölçülüyor. Bu sayede plajların aşırı kalabalık olmasını engelleniyor. Çevre kirliliği ile atık yönetimine yönelik olarak da fayda sağlıyor. Bu arada Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği de 22 Nisan dünya çevre günü vesilesiyle biyoçeşitliliğin korunmasına, israfın ve atığın azaltılmasına ve döngüsel ekonomilere katkıda bulunacak projeleri finanse edeceğini açıkladı. Türkiye’deki Fransız enstitüsünün internet sitesinde bütün detaylar yer alıyor ilgilenenlere.

Avrupa Birliği, aşılama ve Kovid savaşı

Fransa ordusunu yeniden yapılandırıyor

NATO’nun Afganistan’dan tamamen geri çekildiği, ABD’nin Çin denizine açıldığı bir dönemde Fransız ordusu da tepeden tırnağa yeniden yapılanıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2017’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında ordunun yeniden yapılandırılacağının sözünü vermişti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Pierre de Villier, Macron’un göreve gelmesiyle birlikte yaptığı bütçe tercihlerini kamuoyunda eleştirmişti. De Villier’in sözleri Macron’un onu görevden almasına neden olmuştu.

O tarihten beri Fransa, askeri açıdan gelecekteki tehditleri belirlemeye çalışıyor. Bu çerçevede Fransa Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Thierry Burkhard 2030 Stratejik Vizyon adlı raporunda Fransız ordusunun gelecekte karşı karşıya kalacağı tehditler ve geliştirmesi gereken imkan ve yetenekleri sıraladı. Buna göre gelecekte asimetrik tehdit ihtimalleri azalıyor. Hibrid tehditler ile yüksek şiddetli çatışma ihtimalleri artıyor. Bu husus yüksek angajman ihtimali olarak tarif ediliyor. Burkhard’e göre 8.000 ila 25.000 askerin yer alabileceği devletler arası çatışma ihtimali gelecekte çok yüksek. Oysa Fransa Nijer’de 5.100 askerle bile neredeyse zorlanıyor. Bu senaryoya hazırlıklı olmak için kolları sıvayan Fransız ordusu çok uzun bir sürenin ardından ilk defa onbinlerce askerinin fiilen katılacağı dev bir tatbikat hazırlığına girdi. Fransız ordusu Scorpio adlı yapılanma çalışmasıyla da zırhlı birliklerini modernize etmeyi hedefliyor. 

Macron seçim vaatlerinin hepsini yerine getirmese bile ordu ve savunmaya yönelik taahhütlerini aksatmadı. Geleceğin muharip güçleri ABD’de öngörüldüğü üzere denizde mi, Fransa’nın öngördüğü üzere karada mı kullanılacak bilinmez. Ancak ordular şimdiden yarının ihtimallerine karşı hazırlanıyorlar. 

Avrupa Birliği, aşılama ve Kovid savaşı