G20, COP26 ve beklentiler

İtalya’nın başkenti Roma, ekonomi ve sanayileşme açısından dünyanın en gelişmiş 20 ülkenin liderlerini bir araya getirdi. Britanya da hemen ardından çevre konusunda düzenlenen COP26 için dünya liderlerini Glasgow’da bir araya getirecek. Kuşkusuz insanların aklında şu meşru soru var: Rusya ve Çin’in katılmadığı G20 toplantısında liderler neye karar verecekler? Çevre konusunda 100’ü aşkın liderin bir araya geldiği bir toplantıdan karar çıkar mı?  

Önce COP26’dan başlamak gerekirse eğer, hiç de umutsuz olmamak gerekiyor. Aksine, dünya liderlerinin çevre konusunda geçmişte almış oldukları kararları hatırlatmakta fayda var. Bunlardan en önemlisi ozon tabakasına yönelikti. Ozon tabakasındaki deliğe neden olan gazlara son verme çabasına dayalı olarak liderler Montreal protokolünü imzaladılar. Buzdolaplarından, havalandırma sistemlerine, klimadan saç ve koku alıcı spreylere kadar geniş bir şekilde kullanılan ve ozon tabakasının delinmesine neden olan gazlar yasaklandı. Bir başka örnek ise benzin. 1980’li yıllardan itibaren yasaklanması gündemde olan, benzin içindeki kurşun yasaklandı. 2021’de kurşunlu benzini yasaklayan en son ülke Cezayir oldu. Aslında kurşunlu benzin çevre kaygısıyla yasaklanmadı. Dolaylı bir şekilde çevre kaygısıyla üretilen katalitik egzozların tıkanmasına neden olduğu ve  dökümden üretilen piston yataklarına zarar verdiği gerekçesiyle yasaklanmaya başlandı. Yasaklama sürecinin çevre için olumlu katkısından da istifade edildi. Paris’te düzenlenen COP21 ve Glasgow’daki COP26 esnasında bir günden diğerine devrim niteliğinde karar alınmayacak. Ancak uzun vadede etkisi olan kararların temeli bu tip toplantılarda alınıyor. Fosilleşmiş yakıtlarda yaşanan dönemsel artıştan dolayı bazı ülke ve sektörler yeşil enerji yatırımlarını erteleme çabasına girebilirler. COP26 da işte tam bu noktada yararını gösterecektir. COP toplantılarında karar verilen yön ve yatırım programlarının muhafaza edilmesi gerektiği konusunun altının çizilmesinde fayda var. Zira kısa vadede yeşil mutabakata dayalı yatırımları erteleyen veya askıya alan ülkeler, önümüzdeki 5 yıl içerisinde rekabet güçlerini yitirmeye başlarlar. Atı alan Üsküdar’ı geçer misali. Yenilenebilir enerji alanında fırsatı penceresini kaçıran ülkeler farkı kolay kolay kapatamazlar.  

G20, COP26  ve beklentiler

G20 toplantısına gelince, 1999 yılında gayri resmi bir şekilde kurulan ve 2008 yılında kurumsallaşan G20 toplantılarında aslında fiili olarak bir karar alınmıyor. G20 üye ülkelerin istişarede bulunmaları, liderlerinin bir araya gelmeleri ve görüş alışverişinde bulunmaları için önemli bir platform. Üye ülkelerin ekonomi başta olmak üzere, savunma, çevre, sanayii, sağlık gibi alanlarda görüşlerini dile getirdikleri ve dünyanın hangi yöne doğru gitmesi gerektiğine yönelik görüşlerini dile getirdikleri bir forum. Resmi oturumlar dışında, G20 öncesi ve sonrasında liderlerin ikili, üçlü, dörtlü formatlarda bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmalarını sağlıyor. Tıpkı Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu, Münih Güvenlik Konferansı, Bilderberg toplantıları, Halifax Güvenlik Forumu, Ambrosetti veya Aspen Forumu gibi. İnsanların beğenmek veya beğenilmek duygusuyla değil, kitlelere hoş görünmek için değil, aksine, popülizmden uzak bir şekilde, yeni fikirler geliştirmek için gittiği, sorunlara ortak akılla çözüm bulmak için bir araya gelinen platformlar ve dolayısıyla fırsatlar silsilesi.

Bu yüzden de G20 öncesi Fransa’yla araları Avustralya ile yapılan stratejik iş birliği anlaşmasından dolayı bozuk olan ABD Başkanı Joe Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelerek görüş ayrılıklarını gidermeye çalıştı. Aynı Macron, G20 zirvesini fırsat bilerek balıkçılık konusunda görüş ayrılığına düştüğü İngiltere Başbakanı Boris Johnson’la da bir araya gelecek. G20 toplantısına Rusya ve Çin’in katılmaması üye ülkelerin çevre konularında çok önemli bir karar alamayacaklarının da bir göstergesi. Zira sadece Çin, dünyadaki çevre kirliliğin %25’ine neden oluyor.

Öte yandan, dikkat çeken bir başka konu ise Biden’ın diplomatik çabaları. Nitekim 4 Şubat 2021 tarihinde ABD dışişleri bakanlığında önemli bir konuşma yapan Biden, ABD’nin artık dünyadaki otoriter ve askeri rejimlere karşı diplomasiyle mücadele edip, ABD ve müttefiklerinin benimsedikleri demokratik değerleri yansıtacak girişimler sayesinde özendirici bir politika izleyeceklerini söylemişti. Rusya ve Çin’in Roma’daki G20 toplantısına katılmaması Biden’ın diplomasi çabalarını kısmen gölgeliyor maalesef. Biden’ın bu çerçevede Fransız mevkidaşı Macron’la ‘nazik bir şekilde’ görüşmesi, ABD’nin müttefiklerine yumuşaması da biraz bu nedenden kaynaklanıyor. ABD ile müttefikleri arasında da Çin ve Rusya’ya sergilenecek tutum konusunda pamuk ipliğine bağlı olmasa da narin bir müttefiklik ilişkisi var. G20 ile COP26 toplantıları da ABD’nin müttefiklerinin kalbini kazanması için önemli bir fırsat. Biden bunu iyi değerlendiriyor gibi.

AB ile müzakere bahane gençlik şahane

Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki tam üyelik müzakereleri fiilen askıda. Komisyonun Türkiye raporunda da müzakerelerin tez vakitte yeniden başlamayacağı aşikâr. Ancak ilişkilerin devam etmesi önemli. Nitekim Ankara’da görevde bulunan 10 büyükelçinin mektubu, Türkiye’nin mektuba cevabı ve diplomasi dünyasının 72 saat boyunca nefesini tutarak olayın tatlıya bağlanması için sessizce formül üretme çabalarına girmesi Brüksel’den de çok yakından takip edildi. Genelde Türkiye’deki her tür gelişmeye ‘balıklama’ atlayan AB’de bu sefer sağduyu hâkim oldu. Olayların alevlenmesine neden olabilecek herhangi bir açıklamada bulunulmadı. Zaten Belçika ile Lüksemburg gibi AB’nin kurucu ülkeleri bildiriye katılan ülkeler arasında yer almadı.

G20, COP26  ve beklentiler

Bu çerçevede Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakçı’nın Brüksel’de AB kurumları ile Belçika Kraliyeti nezdinde gerçekleştirdiği temaslar da çok önemliydi. Kaymakçı bir taraftan TÜBİTAK Başkanı ve Ulusal Program başkanlarıyla birlikte Türkiye’nin AB’nin önemli Ar-Ge ve gençlik programları olan ‘Ufuk Avrupa’ ve ‘Erasmus+’ programlarına katılımını sağlayan imzayı attı. Diğer yandan da AB ve Belçika dışişleri bakanlığının üst düzey yetkilileriyle bir araya gelerek AB-Türkiye ve Brüksel-Ankara ilişkilerini ilerletmek üzere girişimlerde bulundu. ‘Ufuk Avrupa’ dünyanın en büyük Ar-Ge fonunu oluşturuyor. Yenilenebilir enerji başta olmak üzere, uzay, havacılık, yapay zekâ alanlarında da Ar-Ge konusunda önemli bir kaynak oluşturuyor. ‘Erasmus+’ sayesinde de AB gençliği Türkiye’yi negatif söylem üzerinden değil, kendi gözleriyle yaşayarak tanıma fırsatına sahip oluyor. Türk gençliğinin de Avrupa’yı ve dolayısıyla hem NATO müttefiklerimizi hem de AB’yi anlamaları, görmeleri, görgü ve bilgilerini artırmaları açısından önem teşkil ediyor. Nitekim TOBB’un Brüksel’de merkezinde Büyükelçi Hasan Ulusoy’un düzenlediği 29 Ekim Cumhuriyeti Bayramı kutlamaları esnasında Erasmus programına katılan Türk öğrencilerle karşılaşma fırsatını buldum. Genç nesil arasında diyaloğu yeniden kurmak ve AB ülkeleriyle köprüleri gelecek vadeden gençler üzerinden kurmak son derece önemli. Diplomasinin fırtınalı günlerinde bile gözden uzak güzel kazanımlar sağlanıyor. 

Yeni trend bölgesel tatlar turizmi  

Belçika’nın Bruges şehri dünden beri Dünya Turizm Örgütünün düzenlediği 6. gastronomi turizmi konferansına ev sahipliği yapıyor. Araştırmalara göre turistler artık bir ülkeyi keşfetmek üzere seyahat ettiklerinde yerel tatlarla tanışmak istiyorlar. Turistlerin bu yeni arayışı sayesinde de köyler kalkınmaya başlıyor, bitkiler ve yöresel lezzetler korunuyor. Üstelik lezzet avcısı bu ‘yeni trend turistlerin’ gelirleri oldukça yüksek ve gittikleri köy ve kasabada önemli harcamalarda bulunuyorlar. Türkiye’nin de gastronomi turizmi alanında potansiyeli çok büyük. Özel sektör ve turizm alanındaki yetkililerin bu trendi çok iyi şekilde değerlendirmeleri gerekiyor.

 

DİĞER YENİ YAZILAR