Pandemi ve parlamenter demokrasi

Kovid-19 salgını başladığından beri Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin hepsi kendi siyasi sistemleri ve gelenekleri çerçevesinde pandemiyle mücadele etmeye çalıştılar. Aşıların tedarik sürecini Avrupa Komisyonu’na devreden ülkeler, Kovid-19’la mücadele konusunda alınacak önlemlerin arasında yer alan maske tedariki, sokağa çıkma yasağı, kapanma kararları, karantina ve tecrit süreçleri gibi konuları kendi idari yapıları ve siyasi geleneklerine göre belirlediler. Bir yıllık sürecin ardından AB ülkelerinin Kovid-19’la mücadele konusunda bilanço vakti geldi. AB’ye üye ülkelerin siyasi çeşitliliğini de göz önünde bulundurmakta fayda var. Aralarında Almanya gibi federal, Fransa gibi üniter yapıya sahip ülkeler, Belçika veya İsveç gibi parlamenter monarşiler de bulunuyor. Her birinin ülke dövizi yani savunduğu değerlerini ön plana koyan mottoları farklı. Örneğin Almanya’nın dövizi “Birlik, Hak ve Özgürlük”. Fransa’nın dövizi “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik”. Hollanda’nın “Muhafaza edeceğim”, Belçika’nın “Birlikten güç doğar”. Danimarka’nın “Tanrı’nın yardımı halkın aşkı ve Danimarka’nın gücü” veya İsveç’in “Her zaman İsveç için” gibi.

Pandemi sürecinde AB ülkeleri arasında başarıyı kaydeden ülkeler kendi temel değerlerinden uzaklaşmayan ülkeler oldu. Nitekim Hollanda Başbakanı Mark Rutte pandemi süresince parlamenter demokrasiden vazgeçmedi. Olağanüstü yetkilere başvurmadı. Hükümetin yetkileri dahilinde yer alan sokağa çıkma yasağını meclise danışmadan almış olmasından dolayı da ülkede infial yaşandı. Federal Almanya’da yetkiler bölge meclislerine ait olduğu için Şansölye Angela Merkel tüm kararları eyalet meclisleriyle birlikte almaya çalıştı. Son dönemde federal düzeyde aldığı kararlar da halk ve eyaletler nezdinde tepkiyle karşılandı. Giderayak Merkel ve partisi seçmen nezdinde ciddi sıkıntıya girdi.

 İsveç’de Başbakan Stefan Löfven uluslararası tepkilere rağmen pandemi döneminde tam kapanma veya tecrit kurallarını uygulamadı. Löfven halkın özgürlük esasları ile ülkenin mottosunu kaale aldı. Löfven, pandemi sürecinin başlangıcında özgürlüğü ‘fazlasıyla’ ön plana aldıklarını kabul etse bile, ülke pandemiyle mücadele konusunda önemli bir başarı elde etmedi değil. Belçika’da Başbakan Alexandre de Croo, parlamenter sistemden vazgeçmeden, hibrid bir yöntemle, federal kurumlar ile bölgeler arasındaki dengeleri gözeterek şimdilik süreci başarıyla yönetti. Ülkenin dövizini de hatırlatmak gerekirse birlikten güç doğar misali yasalarda yer almasa bile sağlık konusunda  uygulanacak kararları ülkedeki tüm seçilmiş kurumların başkanları ve yöneticileriyle ortak bir şekilde belirledi. Birlikten güç doğdu. Geçmiş yazılarımda başkent Brüksel’in aşılama oranının ülkenin diğer bölgelerine nazaran daha düşük olduğuna işaret edip eleştirmiştim. Ancak Belçika Başbakanı hükümetini olağanüstü yetkilerle donatmadı.

Mottosu “Eşitlik Özgürlük Kardeşlik” olan Fransa’da ise tablo farklı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sanki ülkenin temel dövizi ve değeri sağlıkmış gibi önce kendisini olağanüstü yetkilerle donattı. Yetmedi, pandemi sürecinde özgürlüklerin önemli bir kısmını sağlık gerekçesiyle kısıtlanmasına yönelik kararlara imza attı. Parlamentoya danışma zahmetinde bulunmadı. 10 günde bir birbirleriyle çelişen birçok karara imza atarak pandemi sürecini yöntemeye çalıştı. Neticede AB’nin en büyük, en zengin ikinci ülkesi, AB’deki aşılama sıralamasında son dönemde ivme kazanmasına rağmen alt sıralardan ancak orta sıralara kadar yükseldi. Ancak AB ortalamasının hala altında.

Bu çerçevede bir değerlendirme yapmak gerekirse eğer, AB’ye üye ülkelerde tek başına hareket etmeye çalışıp ülkesinin mottosunu kenara iten ülkeler başarısız, parlamenter demokrasiden ödün vermeyen ülkeler ise daha başarılı oldular.

Pandemi ve parlamenter demokrasi

Bitkiler için müzik listesi

Bitkiler, ilginç özelliklere sahip canlılar aleminin önemli bir parçasını oluşturuyorlar. Belki insanlardaki gibi bilinen kalp ve beyinleri yok. Ancak duygularının olmadığı anlamına gelmiyor. Nitekim pandemi döneminde özellikle apartmanda yaşayan kişiler saksı çiçeklerine merak salmış. Çiçekçiler ile büyük market zincirlerinde saksı çiçeklerinin satışında ciddi artış yaşanmış. Ancak çiçekçilerin genel cirosunda ciddi bir düşüş yaşanıyor. Törenler ve kutlamalar yapılmadığı için AB ülkelerinin genelinde demet çiçek ve çelenk satışlarında ciddi düşüş var. Saksı çiçeklerine dönecek olursak eğer, yeni moda apartman dairesinde yetiştirilmeye çalışılan çiçeklere müzik dinletmek. Bitkilerin ışığa suya ve yer çekimine sıcaklığa ve titreşime duyarlı oldukları biliniyor. Ancak müziğe ve sese duyarlılık her zaman tartışma konusudur. Bitkilerin ve çiçeklerin müziğe ve sese duyarlılıkları yönünde birçok araştırma yapılmış. Ama bir o kadar araştırma da müziğin bitkilere herhangi bir etkisi olmadığını savunuyor.

Buna rağmen, ünlü müzik paylaşım sitesi Spotify bitkilere dinletmek üzere yeni ‘playlist’ler geliştirdi. Hatta şirkete Kelly Wearsteller, Darryl Cheng gibi hem program yapan ve de bitkiler için müzik tavsiyesinde bulunan profesyonel uzman istihdam etmeye başladı. Bitkiler için de dördüncü dünya diye adlandırabileceğimiz Fourth World, Art po, Lo-fi beat gibi alt gruplar da oluşturdu. Yetmedi bir de bitkilere göre playlist yaptı. Farklı e -ticaret portallarında da bitkilere dinletmek üzere bir çok müzik satışa sunuluyor. Konfüçyus’un dediği gibi ‘Müzik gökle toprak arasında bir ahen’midir, yoksa Mendelson’un dediği gibi ‘müzik ruhun gıdasımıdır?’ Ancak müziğin sanki bitkilere iyi geldiği kanısı gitgide yayılıyor. Denemenin bir zararı yok.