Porto zirvesi ve Avrupa’nın refah devleti kavramı

Avrupa Birliği (AB)’nin önde gelen sosyal aktörleri ile liderleri Portekiz’in Porto kentinde bir araya gelerek, pandemi sonrası AB’nin refah devleti kavramını yeniden gözden geçirmeyi kararlaştırdılar. Malum, pandemi esnasında AB hem çevre duyarlılığı, hem ekonomi, hem de dış politika alanında önemli kararlar aldı. Avrupa Yeşil Mutabakatı yaklaşık iki yıldan bu yana çevre konusundaki hassasiyetini dile getiren Avrupa halkının beklentilerini karşılamak üzere kaleme alındı. Ayrıca AB, pandemiden dolayı zarar gören ekonomisini ayağa kaldıracak ve ekonomik dönüşümünü finanse edecek kurtarma paketi oluşturdu. Bu sayede Avrupa Komisyonu’nun bütçesi iki katına çıktı. Kurtarma fonuna da 750 milyar Euro ayrıldı. Bu paranın Avrupa Merkez Bankası’nın piyasaları rahatlatmak üzere sunduğu sıcak paradan bağımsız olduğunu düşünürsek, AB ile ABD’nin ekonomik müdahalelerinin miktarının birbirinden pek bir farkı yok. Washington yönetimi her zaman olduğu üzere AB’den ‘mek parmak’ daha hızlı davrandı, aşılama kampanyasında da olduğu üzere... Dış politika alanında da AB, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un stratejik egemenlikten stratejik otonomiye dönüştürülen kavramından yola çıkarak, henüz tam olarak şekillenemeyen ‘yeni dünya’ düzenindeki yerini almak için önemli adımlar attı. Kısa adı PESCO olan Daimi Yapılandırılmış Savunma İşbirliği Anlaşması da hayata geçmeye başladı.

Porto zirvesi ve Avrupa’nın refah devleti kavramı

AB, stratejik ticari ürünler alanında Çin’e bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Savunma alanında hem ABD’ye daha fazla katkıda bulunmayı hem de NATO’dan daha özerk hale gelmeyi hedefliyor. Enerji alanında da Rusya’ya olan bağımlılığını kademeli olarak düşürmeyi hedefliyor. Bütün bu yapılanma ve dönüşüm süreçlerinin bir eksiği vardı: Refah devletinin geleceği. Nitekim AB içerisinde refah devleti kavramı çok önemli. En liberal ve en muhafazakâr ülkelerde bile sosyal refah devleti kavramı ve kurumları öncelikler listesinde yer alıyor. ABD’de ‘Obama Care’ ile başlayan refah devleti kavramı, Biden’ın iktidara gelmesiyle birlikte daha fazla gündeme gelmeye başladı. AB ülkeleri Washington yönetiminin çok ilerisindeler. Bu çerçevede AB liderlerinin sosyal aktörler ve özellikle sendikalarla Portekiz’in Porto kentinde düzenledikleri iki günlük zirve son derece önemli.  

Pandemi sürecinin sona ermesiyle birlikte yeni dünya düzeninde sosyal haklar ve refah devleti kavramı enine boyuna tartışıldı. Avrupa Birliği’nin sosyal hakların pekiştirilmesi ve çağdaşlaştırılmasına yönelik olarak 20 maddelik bir bildirgesi ve bir eylem planı bulunuyor. Ancak bu eylem planının da sosyal aktörler ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte güncelleştirilmeye ihtiyacı vardı. Bu güncelleştirme çalışması da ancak kolektif zekanın bir ürünü olarak ve uzlaşıyla sağlanabilir. Zirvedeki en tartışmalı konu, AB genelinde sosyal dampinge neden olmayacak ortak bir asgari maaş kavramıydı. Bu konuda henüz görüş birliği yok. Ancak sosyal devlet tanımına yönelik olarak asgari müşterekte AB üyesi ülkelerin hükümetleri ile sivil toplum kuruluşları arasında bir görüş birliği yok değil. Nitekim işte fırsat eşitliği, iş piyasasına erişim hakkı, eğitim ve hayat boyu eğitim fırsatı, adil çalışma koşulları, güvenilir ve kabul edilir iş koşulları, sosyal güvenlik, iş özel hayat dengesi, işsizlik hakları, asgari sağlık sistemi ve standardı ile devletin temel hizmetlerine erişim hakkı görüş birliğinin sağlandığı unsurlar. Mutluluk ekonomisinin de parçası olan sosyal haklarda çalışanların ‘right to disconnect’ yani internet, mail ve sanal ortamdan kopma hakkına sahip olmaları da ele alındı. Bu alanda Fransa AB içerisinde önder ülke. İşverenin çalışma saatleri dışında çalışanına acil durumlar dışında elektronik posta veya sosyal medya üzerinde ulaşmamasını teminat altına alan ve çalışana da iş saatleri dışında maillere cevap vermek mecburiyetini ortadan kaldıran yasal düzenleme mevcut ve uygulanıyor.

AB’nin refah devletini pekiştirmeye yönelik çabaları ABD’den izlendiği gibi dünyanın başka diyarlarında da yakından takip ediliyor. AB refah devleti düzeyini biraz daha yükselttiği vakit,  bu düzeye ulaşamayan üçüncü ülkelerden gelecek olan malları da sosyal damping gerekçesiyle sınırlarından geri çevirebilecek. Avrupa Yeşil Mutabakatın uygulanmasıyla da çevre koşullarına uymayan üçüncü ülkelerden gelecek olan ürünleri ya yasaklayacak ya da gümrük vergileriyle marjinalize edecek. Yetmedi, stratejik nitelikli bir ürün ise stratejik otonomi kavramı çerçevesinde AB’den ihracatı yasaklanacak, veya ithalatına sınırlama getirilecek.

Sosyal hak diye bakıp geçmemek gerekiyor. Mutluluk ekonomisi ile refah devletinin bir parçası olan sosyal haklar aynı zamanda huzur, güven ve mutluluk içerisinde yaşanabilecek bir ortamı hazırlayıp, vatandaşların geleceklerini üçüncü ülkelere öngörmelerini engelleyen, halkını kendi topraklarında muhafaza etmeyi hedefleyen, jeopolitik boyutları da olan ilerici bir politika.

Belçika istihbaratından ‘Alibaba’ uyarısı

Konumuz ‘Ali Baba ve 40 haramiler’ değil maalesef, zira bu bir hırsızlık masalı. ‘Alibaba group’ olarak bilinen Çin Halk Cumhuriyeti’nin önde gelen e-ticaret, perakende ve internet alanında faaliyet gösteren firması, Belçika’nın Liège kentinde Avrupa ‘hub’ını oluşturdu ve 15 günden bu yana faaliyetlerine fiilen başladı. Belçika istihbaratı da Alibaba’nın faaliyetlerinin Avrupa ve NATO için tehlike oluşturabileceğini Belçika Adalet Bakanı Vincent Van Quickenborne vasıtasıyla dile getirdi.

Porto zirvesi ve Avrupa’nın refah devleti kavramı

Belçika Adalet Bakanı, Çin ulusal istihbarat kanununun 7’nci maddesi gereği Çin merkezli ve sermayeli tüm şirketlerin yurtdışı faaliyetlerinde Çin istihbarat birimlerinde çalışan personele yer vermesi gerektiğini hatırlattı. Üstelik sözkonusu şirketlerde Çin Komünist Partisi komitelerinin de bulunduğunu hatırlatan adalet bakanı bu firmaların istihbarat faaliyetlerinde bulunabildiklerine dikkat çekti. Alibaba firması Liège havalimanında yer hizmetleri vermeye başladı. Belçika istihbaratı bu yüzden de uyardı. Çin istihbaratının Liège havalimanı üzerinden personelini AB ve NATO ülkelerine sokma ihtimalinin olduğunu hatırlatarak stratejik bilgi hırsızlığı ihtimali karşısında dikkatli olmak gerektiğini ısrarla vurguladı.