27 Mayıs...

27 Mayıs 1960 ihtilal sabahına tanık olmuştum. Ankara Karanfil Sokak’ta Uslu Apartmanı’nın en üst katındaki dairede oturuyorduk.

Benim odamın penceresinden Atatürk Bulvarı görünürdü.

Babamın arkadaşları telefonla “Radyoyu açın, ihtilal oldu” diye uyarmışlardı.

İhtilali yapan MBK’nın (Milli Birlik Komitesi) üyesi “kudretli albayı” Alparslan Türkeş’in davudi sesiyle “Türk Silahlı Kuvvetleri idareye el koymuştur” anonsunu ailecek dinlemiştik.

Sonra benim odanın penceresinden ve yan taraftaki arka balkondan Atatürk Bulvarı’ndaki hareketlenmeyi izledik.

Tüfekli Kara Harp Okulu öğrencileri bulvarı tutmuştu.

Sabahın ilk saatlerinde -sokağa çıkma yasağına rağmen- Ankaralılar bulvara, Kızılay Meydanı’na akmaya başladılar.

Harp Okulu öğrencilerine kadınlar sürahilerle su ve ayran ikram ediyordu.

Bu arada “Fısıltı gazetesi” denilen kulaktan kulağa haberler geliyordu.

“DP iktidarından tutuklanan isimler konuşulmaktaydı.”

“Askeri araçlarla evlerinden alınıp Kara Harp Okulu’na götürülüyorlarmış...”

27 Mayıs...

BAYAR VE MENDERES

Celal Bayar da Çankaya Köşkü’nde tutuklanmış ve götürülmüş...

Ama... Çok direnmiş. Hatta elinden tabancası zorlanarak alınabilmiş!..

Daha ileri saatlerde “dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in Eskişehir’den Kütahya’ya giderken otomobilde teslim alındığı” haberleri geldi.

Bu sonuncu haber “ihtilalin artık sonuca ulaştığının işaretiydi.”

Kalabalık dalgalandı.

Mutluydular.

GÖRÜNMEYEN ANKARALILAR

Bulvara, sokaklara dökülmeyen gelişmeleri evlerine kapanarak endişeyle izleyen Ankaralıların diğer yarısına da tanıklık etmiştim.

O delikanlılık çağında CHP eğilimliydim.

Oysa...

Ailem, akrabalar, aile dostlarımız Demokrat Partiliydi.

Daha önce de yazmış olmalıyım, İş Bankası’nın kuruluş yıllarında babam ve annem bankanın çalışanlarıydı.

Babam şef, annem de Fransızca bildiği için kambiyo bölümünde memurmuş.

Akay Caddesi’nde, Celal Bayar’ın konutu olan köşkün tenis kortu, genç İş Bankalıların sosyalleştiği yermiş.

Babam ile annem orada tenis oynarken tanışmışlar.

(Çok yıllar sonra aynı kırmızı toprak zeminde ben de futbol mahalle maçlarında oynadım.)

Bir süre sonra Hale Bahçesi’nde İş Bankası kuruluş yıl dönümü davetinde nişanlanmışlar.

Nişan yüzüklerini bankanın kurucu Genel Müdürü Celal Bayar takmış.

27 Mayıs...

CHP’LİYDİM

1960’a dönelim.

Her gün akşamüstü gençlerin DP karşıtı gösterileri...

Bir ağızdan şöyle seslenişleri:

“Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?

Kahrolası diktatörler bu dünya size kalır mı?”

Bunlardan etkilenmiş olabilirim.

Ailemin tersine, kendimi CHP’ye yakın hissediyordum.

İleriki yıllarda nişanlanacağım kız arkadaşım da CHP’nin güçlü milletvekillerinden biriydi.

Seçimlerde senatör oldu. Hükümette yer aldı. Belki bu da beni etkiliyordu.

Neyse...

Akrabalar arasında DP’li çoktu.

Örneğin...

Bayar’ın özel doktoru “hekim General Recai Ergüder’in eşi Beyhan Hanım...” (Boğaziçi Üniversitesi rektörlerinden Prof. Dr. Üstün Ergüder’in annesi ve babası)

Ve iktidara yakın başka yakınlarımız.

Hepsi ve de aile dostlarımız, DP’li komşularımız son derece üzgün ve endişeliydiler.

Onların da kulaklarına feci şeyler geliyordu.

Evlerinden askeri ciplerle alınan milletvekili ve bakanların götürüldükleri Kara Harp Okulu’nda öğrencilerin arasından binaya yürütülürken “tokatlandıklarını, itilip kakıldıklarını” konuşuyorlardı.

İçişleri Bakanı Namık Gedik’in de Harp Okulu’nun üçüncü kat penceresinden kendini atarak intihar ettiğini de -önce- fısıltı gazetesinden öğrenmiştik. Olanlara üzgündüler.

Ayrıca, kendi başlarına da bazı nahoş şeylerin gelebileceğini, hatta işlerine son verilebileceği kaygısındaydılar.

Bazı DP’li komşuların evlerinden alınarak askeri cipe bindirilirken balkonlardan, pencerelerden seyredenlerin arasında “alkış tutanların” olduğunu anlatıyorlardı, bu sevinç gösterilerine fena halde içerlemişlerdi.

ACILI SÜREÇ

Türkiye ikiye bölünmüş gibiydi.

Bir tarafta 27 Mayıs’ı “kurtuluş” gibi görüp destekleyenler, diğer tarafta ise dışlanan eski DP’liler.

Mesela “eski DP’liler” yazdım ama “o zaman eski” değil “sakıt (düşük)” DP’liler tabiri kullanılırdı.

Hatta sadece “sakıtlar”, “düşükler...”

DP’nin devamı olarak kurulan AP (Adalet Partisi) için ise “kuyruk” tabir ediliyordu.

AP’yi destekleyen gazeteciler ve diğerlerine de “kuyruklar” deniyordu.

Adalet Partisi’nin “şaha kalkmış beyaz at” amblemi, Demokrat Parti’ye Anadolu’da halkın bir zamanlar “demir kır at” denilmesi nedeniyle seçilmişti.

AP binaları ve gazeteleri önünde toplanan kalabalıklardan şu sesleniş yankılanırdı:

“Ata binen eşekler, Millet sizden ne bekler!..”

Kızılay’daki AP Genel Merkezi’nin böyle bir kalabalık tarafından basıldığına, parti levhasının indirildiğine, içerideki masaların, dolapların, yazı makinelerinin tahrip edildiğine tanık oldum.

O kalabalık, sayıları artarak Atatürk Bulvarı’ndan Ulus’taki Rüzgarlı Sokak’a akmıştı. Sahibi ve başyazarı gerçekten iyi ve cesur gazeteci Turhan Dilligil’in “Adalet Gazetesi”ni de bastı. İçerideki eşyaları, dolapları, yazı makinelerini tahrip etti.

DEMİREL’İN ŞAPKASI

Kızılay’daki Adalet Partisi Genel Merkezi’nin basıldığı akşam henüz 40 yaşında bile olmayan eski Devlet Su İşleri Genel Müdürü Süleyman Demirel de içerideydi. Bu olaylar üzerine “Şu ortamda Türkiye’de siyaset yapılamaz” diyerek binadan çıkmış,        evine gitmişti.

Sonraları bu olayı bana anlattı.

“Teessür ve tepkiyle binayı terk edip gittiğimde şapkamı meğer orada bırakmışım” demişti.

Ardından, bilinen sevimli kahkahasıyla şöyle devam etmişti: “Biz şapkayı orada bıraktık ama hadise kulaktan kulağa yanlış yayılmış; şapkayı aldı, gitti diye anlatılır oldu...”

Zor yıllardı... Çok zor...

.........

AP Milletvekili ve senatör adayı olmaya “cesaret işi” gözüyle bakılıyordu.

Eski DP büyüklerinin eşleri, oğulları, kızları aday oldular ve seçildiler.

Seçim meydanlarında -eski- “Demokrat Partililere af ve siyasi haklarının iadesi” gibi laflar edilemiyordu.

Partinin kapanmasına neden olabilirdi.

O nedenle, eski DP büyüklerinin yakını olan adaylar seçim meydanlarında “kalabalığa” şöyle seslenerek mesaj veriyorlardı:

“Gözümün içine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız!”

........

Yassıada’da yaşanan insanlık ve hukuk dramlarını daha önce birkaç kez yazdım.

Bu kez de Ankara’dan izlenimler...

Kişisel bazı anılarım bir başka 27 Mayıs’a...

DÜNYA MEDYASI

27 Mayıs darbesini New York Times gazetesi şöyle vermişti:

........

Yeni bir demokrasinin artan acılarıyla diğer bazı ülkeler gibi Türkiye de Başbakan Menderes’in giderek artan baskıcı rejimini  deviren Silahlı Kuvvetler’in darbesiyle askeri yönetim altına girdi. Ülke şu anda Milli Birlik Komitesi’nin katı sıkıyönetimi altında.

.........

Fransız Le Monde haberi ise şöyle:

Ordu Türkiye’de iktidarı elinde geçirdi.

26 Mayıs gece yarısı Türk Silahlı Kuvvetleri iktidara el koyma harekâtını başlattı.

Ankara’da ordu birlikleri, rejimin önde gelen isimlerini tutukladı.

Onlar arasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ve başka komutanlar da var. Hükümet üyelerinin çoğu karargâha nakledildi. 

Başbakan Adnan Menderes ise Kütahya yolunda tutuklandı. Hükümet Başkanı Menderes, büyük hoşnutsuzluk dalgası karşısında hükümetinin politikasını savunmak için Anadolu şehirlerinde propaganda gezisine çıkmıştı.

Komutan General Gürsel radyo açıklamasında “ülkeyi bir iç kriz felaketine atmak isteyen hırslı politikacılardan kurtarmak için iktidara el koyduk” dedi.

........

Ne ilginçtir ki çok yıllar sonra Fransa’nın İstanbul Başkonsolusu olan, dönemin Le Monde Türkiye muhabiri “Bu ülkede ihtilal olacağı iddiaları asılsız” diye bir haber geçmişti.