Güneri Cıvaoğlu

Güneri Cıvaoğlu

ngunericivaoglu@gmail.com

Tüm Yazıları

Palete “ölüm renkleri” koymuşuz... Çığ altında kalan yerleşim bölgelerinde cenazeler kaldırılır. Gazetelere, TV ekranlarına “beyaz ölüm” söylemini taşırız.
Deprem olur. Binlerce ev yıkılır... Maden ocakları çöker... İnsanlarımız ölür, “kara ölüm” manşetini atarız.
Sel baskınlarında yitirdiklerimiz için “ölüm rengi” nedir?
İşte, şiddetli yağmurlar sonucu sel felaketi...
Şu satırlar yazıldığı sıradaki can kaybı 31’di.
Bu değişmez “kader” mi?

Ayamama durumları

Kader değil kafa
Ayamama durumları

Aynı yerde, aynı sel baskını üst üste olabiliyorsa, yanlışlık kaderde değil, kafalarda.
Örneğin...
Basın Ekspres yolunda sel baskınını daha önce de yaşadık.
O zaman Sabah gazetesinde yazıyordum. Yanımızdaki Ayamama Deresi taştı, gazetenin ve televizyonun alt katları sular içinde kaldı.
Arşiv ve tüm filmler, video bantları yok oldu. Gazete ve TV çalışanları önemli bazı kayıtları ve arşivdeki belgeleri kurtarmak için o çamurlu suya dalıyorlardı. Yaşam riskini göze alıyorlardı. Çok az şey kurtarılabilmişti.
Bu arada benim de uzun gazetecilik yıllarımın bazı önemli birikimleri arşivdeydi. Sular altında kaldı...
Olaydan sonra güya dere yatağı ıslah edildi. Tıkanmalar olabilecek kanallar temizlendi, yeniden yapılandırıldı.
O zaman gazeteye birkaç arkadaş ortak dostumuzun helikopteriyle gelebilmiştik.
Çünkü son sel baskınında olduğu gibi o zaman da otoyol sular altında kalmıştı...
Yetkililer artık hangi güçte yağmur yağarsa yağsın bu manzaraların bir daha yaşanmayacağına dair güvence verdiler.
Ama...
İşte aradan geçen bunca zaman sonra, aynı yerde aynı felaket, hem de çok daha kötü manzaralarla yaşanıyor.
Neden böyle?
Çözüm yolları nelerdir?
Sorunun yanıtını bu konuda kitapları olan Danimarka Kraliyet Akademisi’nden mezun mimar Kayhan Bakan’dan ana hatlarıyla dinledim.
Bu önemli konuyu önümüzdeki süreçte işleyeceğim. Çünkü... Ne yazık ki nice Ayamama dereleri taşıyor ama bu kenti yönetenler ayamıyor.

KUDRET VE ADALET
Siyaset bilgesi şöyle demiş:
“Adil kullanılan kudret iktidara dönüşür.”
Doğan Yayın Holding’e (DYH) kesilen vergi cezası yukarıdaki söylemi bir kez daha doğruluyor.
“Kudret” ve “iktidar” her zaman örtüşmüyor.
Siyasi kudrete sahip olanlar eğer Meclis’teki çoğunluğun ötesinde, demokrasinin diğer kurumlarında destek bulmayan “güç gösterileri” yaparsa, “iktidarını” tartışmaya açmış olur. Çünkü siyasal kudretin iktidara dönüşmesinde sivil toplum örgütleri, medya, yargı, “belirleyici” kurumlardır.

Geri tepti
Doğan Yayın’a eşi görülmemiş vergi cezası, sınırların içinde ve ötesinde ciddi kuşkuların altını çizdi. Olumsuz yankılar yaptı.
Doğan Grubu’nun en karşısında olması gereken gazeteler ve televizyonlarda bile olay destek bulmadı. Elbette birkaç “çiğ” ve “sığ” hariç...
“Zil takıp oynayacakları” sanılanlar dahi bu “şok” vergi cezasına serin baktılar.
Dünya medyası ise “terbiye sopasını(!!)” tepkiyle karşıladı.
Meslek odaları “kınama bildirileri” yayımladılar.
Hukuk Fakültesi’nde yüksek not aldığım derslerden biri de “maliye” idi.
Fakat bu konunun vergi matrahı ve cezası için yorum yapacak birikime sahip olduğumu söyleyemem.
Ancak...
Şunu söyleyebilirim:
“Amacını aşan orantısız güç kullanımıdır bu.”
Gene de hadisede siyaset etkisinin olmaması gereğinden hareketle, böyle bir sonucun, denetimi yapanların yorum farkları ortaya çıktığına inanmak isterim.
Hukuk devletinde hakkın teslimini sağlayabilecek yasal yol haritaları vardır.
Bunlarda ilerleyerek “hak” aranır.
Ve...
Her gecenin sabahı olduğu gibi, karanlık süreci takip eden adalet ışığı da demokrasinin gerçeğidir.
Ayrıca, yasal yollara başvurmadan çözümler de üretilebilir.
Doğan Grubu’ndan “uzlaşmaya gidileceği” çağrısına, maliyeden de “uzlaşabiliriz” cevabının gelmesi bunun bir örneği.
“Demokrasinin temel taşlarından olan çok sesli medya” özenle korunmalıdır.
Bugünün iktidarları, yarının muhalefeti olabilir. Toplumun nabız atışlarını yansıtan çok sesli medya herkese lazım.