Çözdükçe dolanıyor

İhsan Sabri Çağlayangil Türkiye Cumhuriyeti’nin gelmiş geçmiş en iyi Dışişleri bakanlarından biriydi.

Filozof adamdı.

Siyasete “Şık değil” söylemini o kazandırmıştı.

9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bir konuda düşündüğü “tavrı” dile getirmişti.

Çağlayangil “Öyle yapmasanız daha iyi olur beyefendi” demişti.

Demirel’in “İhsan Sabri Bey, kanunsuz değil, neden yapmayalım?” diye sorunca şöyle cevap vermişti:

“Kanunsuz değil ama şık olmaz!..”

Demirel daha sonraları zaman zaman bu “Şık olmaz” söylemini kullanırdı.

.................

Bir CHP’linin, Beştepe’ye gittiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la konuştuğu, Erdoğan’ın “CHP’nin başına geçmeniz iyi olur, ben de desteklerim” dediği yolunda uçurulan balon daha da şişiriliyor.

CHP tarafında bu “iddia” için konulan tavırlar, bana Çağlayangil’in “Şık değil” söylemini hatırlattı.

Gene merhum Çağlayangil’e ait “Mesele, mesele olmadan çözülmeli” söylemini de çağrıştırdı.

CHP kanadında “mesele, daha da mesele haline” getirilmekte.

Ve...

Hiç de “şık olmayan” parti içi ithamlarla...

Bir “gazetecilik sorunsalı” olarak kalacakken, gereksiz konuşmalarla CHP odaklı bir yara açıldı.

İltihap topluyor.

...................

Medyada ise hedef büyütülerek Rahmi Turan’ın yazısını, yüksek satış rakamlarıyla sivrilen Sözcü gazetesine yaymak gibi bir tavır da gözlenmekte.

..................

Rahmi Turan “fazla güvenmekle yanlış yaptığını” açıkça ve samimiyetle yazdı. Onun asıl öfkesi, saldırıda bulunanlara değil “ben bu hatayı nasıl yapabildim” iç haseplaşması nedeniyle kendine...

“Kaynağım, daha önce bana çok kez haberler veren ve hepsi doğru çıkan Talat Atilla’dır” dedi. Bir internet sitesi sahibi olan Talat Atilla ise kaynağının “bir CHP’li üst düzey politikacı olduğunu” açıkladı.

Kim bu CHP’li?

Dün Habertürk’te gazeteciler “Kim olduğunu biz biliyoruz, Kemal Kılıçdaroğlu bir saatte hatta birkaç dakikada o ismi bulabilir” gibi bir ışık yaktılar.

Sözcü yazarı Deniz Zeyrek öyle bir tarifle Kılıçdaroğlu’na yardımcı oldu ki bir tek adını telaffuz etmediği kaldı.

“Talat Atilla’nın sitesinde hangi CHP’li yazıyor?” (Gerçekten de Talat Atilla’nın kaynağı bir CHP’li mi, parmakların yöneldiği o CHP’li mi? Bunların kanıtı yok, tek adamın sözüyle vicdanen ve hukuken kanıt oluşur mu? Bunlar da düşünülmeli.)

..................

Yani...

Hiç de öyle Hümeyra’nın şarkı sözleri gibi bir durum yok.

“Bir kördüğüm ki içim,

Çözdükçe dolanıyor.”

Kılıçdaroğlu, Deniz Zeyrek’in parmağıyla gösterdiği ucundan çekip yumağı çözüverirdi.

Yani...

İyi bir sorgulama sonrasında “Evet, bu haber içimizde üretilmiş, maalesef falanca şahıs” derdi.

Ya da...

“İma edilen arkadaşımızla konuştum, kesinlikle onun, dolayısıyla da partimizin bu komplo kokan haber üretimiyle ilişkisi yoktur” diye kesip atardı.

Ama...

Fox TV’de İsmail Küçükkaya bu konuyu kendisine sorduğunda “Şaşırmadım, ben de biliyorum” cevabıyla birlikte yumak kirlenerek büyümeye başladı.

.................

İddiadaki hedef Muharrem İnce ise elbette kendini savundu.

“Beştepe’ye gitmediği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmediği, bu iddianın bir kumpas olabileceği” kamuoyunda net bir şekilde algılandı.

Ama...

Muharrem İnce tek bir şahıs olduğu söylenen haber kaynağının yerine “CHP’nin tepesine çöreklenmiş bir çetenin varlığı” söylemiyle bir “genelleme” tavrı aldı.

“Bir tekne gezisinde tatil yapan CHP’li politikacılar” tarifiyle işaret de etti.

Buna karşılık teknede tatil yapanlardan Engin Özkoç cevap verdi.

“Çete yok, kanıtlayamazsan namertsin...”

Böylece CHP “şık olmamanın” da ötesinde, çıtayı çok düşüren bir iç çatışmanın görüntüsünü çizmekte.