İki ‘artı’

Müjdat Gezen’den sonra Metin Akpınar için de “adli kontrol” kaldırıldı.

Olumlu bir karar.

Bu bağlamda Müjdat Gezen’den dinlediğim bir anıyı yansıtayım.

Sabah 09.00...

Polisler gelmiş.

Müjdat Gezen’i götürecekler.

Müjdat “hazırlanmak için biraz zaman” istiyor.

Polisler salona alınıyor, çay, kahve ikramı yapılıyor.

Torunu kaygılıdır.

“Dedemi hapse mi götürüyorlar?” gibi sorular sormaktadır.

O arada polislerden biri Müjdat Gezen’i duygulandıran “bir ortak yaşam karesini” dile getiriyor.

“Hocam sizi yangında ben korumuştum” diyor.

Hatırlayın... Müjdat Gezen’in sanat tesislerini kundaklamışlardı.

Alevler yükselirken Müjdat Gezen’i koruyan da o gün ifade için götürmeye memur edilen polis memuru da aynı şahıs.

Hayatın nasıl da “kesişen çizgileri” var.

O polis memurundan söz ederken duygu yüklüydü.

....................

Müjdat Gezen harika müzikal yazdı.

Müzikal 1453’te başlıyor ve günümüze kadar İstanbul’dan müzik kesitlerini kozmopolit sosyal dokudan insanlarımızı yansıtıyor.

Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Cenevizli, Levanten, Arnavut, Boşnak, Gürcü, Çerkez...

Müjdat Gezen kadim dostumdur.

Bu projeyi anlatması için akşam yemeğinde beraberdik.

Laf lafı açtı.

Ve işte yukarı anlattığım anıyı paylaştı.

BİNALİ YILDIRIM’IN KARARI

AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım CNN Türk’ün “40” programında Buket Aydın’a açıkladı.

“Adaylığımın resmen bildirileceği gün artık TBMM Başkanı değilim.”

Yani...

18 Şubat’ta istifa edecek.

Önce Buket Aydın’ı kutluyorum.

Bu bir gazetecilik olayıdır.

“40” en çok konuşulan program olmuştur bu açıklamayla.

Binali Yıldırım da doğru olanı yapmıştır.

Şöyle bir fısıltı dolaşımdaydı:

“AK Parti İstanbul’da belediye başkanlığını kazanacağından şüpheli olmalı ki Binali Bey Meclis Başkanlığı görevinden istifa etmeden seçimlere giriyor.

Seçilmezse Meclis Başkanı görevine geri dönme kapısını açık tutuyor.”

Olaya “seçim şansı” merceğinden bakarak değil, hukuk ve etik ölçütlerle yaklaşıldığında da Binali Yıldırım’ın kararı yerindedir.

........................

Çünkü...

Seçilmesi halinde -ki ağırlıklı ihtimaldir- “hukuk ihlali” iddiaları üretilebilirdi.

Gölgeli bir seçim algısı oluşturulması mümkündü.

Ayrıca...

“Seçim kampanyasının eşit şartlarda yürümediği” iddiaları da önümüzdeki sürecin gündeminde kalacaktı.

Binali Yıldırım bütün bunları kestirip attı.

Bundan sonra gereksiz polemikler yerine sadece “İstanbul’a hizmet ve projeler” konuşulacak.

Gerçi Ekrem İmamoğlu hatta Kemal Kılıçdaroğlu bu “istifa” meselesini dile getirmekten olabildiğince uzak kalmaya özen gösterdiler ama örgütler, partilerin fısıltı gazeteleri bu malzemeyi tepe tepe kullanmaktaydılar.