İlelebet demokrasi

Bugün 27 Mayıs...

60 yıl önce bu sabah Cumhuriyet’in ilk darbesine uyandı Türkiye.

Delikanlılık çağındaydım.

Heyecanlanmıştım.

Önce telefon geldi.

“Bir şeyler oluyor, ama ne” diyorlardı.

“Sıkıyönetim nedeniyle hareketlenme” yorumları da yapılıyordu genellikle...

Sonra...

“Radyoyu açın... Hemen... Bir Albay konuşuyor, ihtilal olmuş” telefonları...

Ailece radyonun başına geçtik.

İhtilalin “gri egemeni” ihtilalcilerden bir kısmının “lideri” Albay Alparslan Türkeş’in davudi sesi...

“TSK adına MBK’nın (Milli Birlik Komitesi) yönetime el koyduğu... Kardeşin kardeşle karşı karşıya gelmesine son verildiği...

NATO’ya, CENTO’ya bağlılık...”

Türkeşleri tanırdık.

Ailece görüşürdük.

Ablamın eşi orgeneralliğe kadar yükselmiş olan Ragıp Uluğbay, Amerika’da görevliyken Türkeş’le -rütbece hayli büyük- orada tanışmışlar, dostluk Ankara’da devam etmişti.

Türkeş’in konuşmasının ardından Marşlar çalınmaya başladı...

Ve...

Sonraki darbelerde de duymaya alıştığımız Hasan Mutlucan’dan kahramanlık türküleri.

Şaşkındık...

Tüyler ürperten dakikalardı.

İlelebet demokrasi

HARBİYELİLER

Evimiz Kızılay Karanfil Sokak, Uslu Apartmanı’ndaydı.

En üst kattaki dairemizin arka tarafında benim odamın penceresi ve annemle babamın yatak odası balkonundan Atatürk Bulvarı görünürdü.

Hemen o arka balkona çıktık.

Baktık ki...

Atatürk Bulvarı’nı ellerinde tüfeklerle -kısaca “Harbiyeliler” dediğimiz- Kara Harp Okulu öğrencileri tutmuştu.

Radyoda “sokağa çıkma yasağı ilan edildiği” sık sık tekrarlanıyordu ama başımda kavak yelleri esen o genç yaşta, yasağı kim takar!

Önce bizim arka bahçeye çıkıp, Atatürk Bulvarı kenarındaki komşu “Börekçi Apartmanı”nın bahçesine sızdım.

O apartman sanırım Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’e ilk mali katkıda bulunan Ankara Müftüsü ve Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi ailesinindi.

Apartmanın pencerelerinden Harbiyelilere el sallıyorlardı.

Bulvar boyunca sıralanan apartmanlardan da dışarı çıkanlar olmuştu.

Çoğunun  ellerinde sürahi ve bardaklar Harbiyelilere limonata ve su ikram ediyorlardı.

Onları kucaklayan kucaklayanaydı.

Zaten sonrasında da yasak kevgire döndü.

Herkes Atatürk Bulvarı’ndaydı.

Daha doğrusu, DP’li olmayanlar dışarıdaydı.

DP’liler ise evlerinde kaygıyla gelişmeleri izliyorlardı.

FISILTI GAZETESİ

Artık gelişmeleri Atatürk Bulvarı’nda kulaktan dolma bilgilerle Fısıltı Gazetesi’nden izliyorduk.

DP’li milletvekilleri evlerinden alınıp Kara Harp Okulu’na götürülmekteydi.

Bakanlar da alınmıştı.

Daha doğrusu o sabah ortaya çıkan söylemle “paketlenmişlerdi...”

Cumhurbaşkanı Bayar, kendisini almaya gelen subaylara direnmişti.

Hatta “tabanca çekmiş” ama silahı elinden alınmıştı.

Başbakan Adnan Menderes ise Eskişehir gezisindeydi.

Otomobille Kütahya’ya giderken ya da kaçarken yolu kesilmişti. Uçakla Ankara’ya getiriliyordu.             

DP’Lİ AİLE

Babam ve annem İş Bankası’nın ilk yıllarında çalışırken tanışmışlar.

İş Bankası’nın kurucu Genel Müdürü Celal Bayar’ın Akay yokuşundaki konutunun tenis kortunda...

Nişanlarını da Bayar takmış.

Bu manevi bağlar nedeniyle DP’liydiler.

Zaten geniş ailenin büyük çoğunluğu da DP’liydi ya da DP sempatizanıydı.

Ancak...

Son aylarda DP’nin çok sertleşen ve toplumu ayıran uygulamalarını babam doğru bulmuyordu.

“Bu gidiş iyi gidiş değil” diyordu sık sık...

O yüzden 27 Mayıs sabahı ailemin çok da üzüldüğünü söyleyemem.

Ama sevindiler de diyemem.

Babam “Keşke bu noktaya getirmeselerdi” gibi çoğu aklı başında insanımızın paylaşabileceği bir yorumu tekrarlıyordu.

İlelebet demokrasi

İLK AŞKIM

Ben ise ailenin ayrık otuydum.

CHP’ye yakındım.

Sonradan İçişleri Bakanı olan CHP Ankara Senatörü Hıfzı Oğuz Bekata’nın kızı Yüksel Bekata ile ergen çağlarımızdan itibaren çıkmaya başlamıştık.

İlk aşkımdı.

Gençlik heyecanları ve hevesiyle nişanlanmıştık da.

Daha o yaşlarda İnönü’nün damadı Metin Toker’in yayınlamakta olduğu muhalefetin bayrağı AKİS dergisi ve muhalefet çizgisindeki -spor sayfaları da çok güzel olan- Milliyet gazetesini okurdum.

Yıllar sonra ikisinde de çalışacağımı nasıl bilebilirdim.

27 Mayıs sabahı ve sonrası günler insani duygularla hem çekirdek, hem geniş ailemdeki DP’lileri düşünerek kaygı duyuyor, üzülüyordum.

Bu tanıdığım, bildiğim insanların fısıltı gazetesindeki suçlamalarla zerre ilgisi olmadığına yemin edebilirdim.

Ama...

Öte yandan da gazetecilerin hapisten çıkarıldığının... Baskı döneminin sona erdiği söylemlerinin... Hıfzı Oğuz Bekata’dan dinlediklerimin de etkisi altındaydım.

Bu ikircikli ruh halim Yassıada duruşmalarıyla değişmeye başladı.

Yassıada Hâkimi Salim Başol’un “Seni buraya getiren kuvvet öyle istedi” söylemi üniversite giriş sınavlarında Hukuk Fakültesi’ni kazanmış olan benim genç vicdanımda deprem sarsıntıları yarattı.

Geniş aileden Dr. Recai Ergüder Paşa, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın doktoruydu.

O sıfatı nedeniyle Yassıada duruşmalarına tanık olarak çağırılmıştı.

Çoğu sanık ve tanığın Salim Başol karşısında korkudan kekelediği, lafları eveleyip gevelediği duruşmada, Ergüder Paşa dimdik durmuş “Bayar’ın dürüstlük ve yurtseverliğini” dobra dobra dile getirmişti.

Duygulanmıştım.

Yassıada’da yaşanan dramlar kulağımıza geliyordu.

Tutuklulara “hakaretler” ve “Adanın mağaralarında bırakılma cezaları”...

Bunlar içimi acıtıyordu.

Artık ben de babamın “Keşke bu noktaya getirmeselerdi” söylemini -bir değişiklikle- tekrarlıyordum:

“Keşke bu noktaya gelmeseydi!..”

İDAMLAR VE KUĞULU PARK

Başbakan Menderes ve iki bakanın idamlarının açıklanmasıyla kahroldum.

Bir anı canlandı gözümün önünde.

27 Mayıs’tan öncesiydi.

Yüksel’le Ankara Kuğulu Park’taydık.

Bir bankta birbirimize sokulmuş romantik dakikalar yaşıyorduk.

Başbakan Adnan Menderes, yanında iki bakanla yürüyüşe çıkmıştı.

Yanında, önünde korumalar falan yoktu.

Bizim oturduğumuz bankın önünden geçerken hiç istifimizi bozmamıştık.

Birbirimize dönerek konuşmaya devam etmiştik.

Güya “pasif protesto!..”

Önümüzden gülümseyerek geçip gitmişti Menderes.

Nasıl da pişmanlık duyuyordum bu yaptığımız nezaketsizlikten.              

......................

“İdamlar” dünya görüşümde kesin belirleyicim oldu.

İlelebet demokrasi

“Demokrasi... İlelebet demokrasi...”

Bu çizgimi 58 yıllık gazeteciliğim boyunca sürdürdüm, sürdürüyorum.

15 Temmuz FETÖ kalkışımı gecesi daha sonuç belli değilken gazeteye geldim.

Bıraktığım yazının başlığı da “İlelebet demokrasi” oldu.