MbS, Kaşıkçı, Germir köyü

Milliyet, “23 Nisan” özel sayfasından sonra “70’inci kuruluş yıl dönümü” özel sayfasıyla da çok güzeldi.

Genel Yayın Yönetmenimiz Mete Belovacıklı’dan başlayarak emeği geçen bütün arkadaşlarımı kutluyorum.

.....................

“MbS” diye anılan Suudi Arabistan Veliaht Presi Muhammed bin Selman’ın, İngiltere Premier Lig takımlarından “New Castle” kulübünü “satın alma haberleri” medyada uçuşuyor.

Rus milyarderler gibi MbS de bir İngiliz kulübü alarak prestij arıyor.

Ancak...

Bu girişiminin sonu karanlık görünüyor.

İngiltere basınında MbS’nin “Kaşıkçı cinayeti sebebiyle İngiltere’de tutuklanabileceği” haberleri yayımlandı.

Prensin milyarları İngiltere adaletini satın alır mı?

Göreceğiz...

Ama...

Adnan Kaşıkçı’nın aile köklerinin Türkiye’de olması nedeniyle konu bizim için daha da hassas.

Bakın nasıl... ( *)

.........................

KAŞIKÇI AİLESİNİN HİKÂYESİ

Kayseri Germir’de başlar.

Cemal Kaşıkçı, Medine Savunması sırasında Osmanlılarla birlikte hareket edince sürgün edilmiş, Mescid-i Nebevi’ye müezzinler yetiştirmiş aileden gelen bir entelektüel...

Hikâyesinin sonunda atalarının geldiği ülkeye geri döndü ve yaşamını yitirdi.

“Adalet” ve “fikir özgürlüğü” için mücadele etmesi nedeniyle barınamadığı ülkesinin İstanbul konsolosluğu kapısından girdi ama bir daha çıkamadı.

GERMİR BAĞLARI

Kayseri’nin “Gesi Bağları” türküsü kadar “Germir Bağları” aşk türküsü de meşhurdur.

Kayseri’ye 5 km uzaktaki Germir köyünde 1900’lü yıllarda 1000 Müslüman, 2 bin Ermeni ve 2 bin 500 Rum yaşamaktaydı.

Köyün adı olan “Germir” Ermenice “kırmızı” demektir.

......................

Bu canlı ve renkli hayat önce 1915’te Ermenilerin tehciri, ardından 1924’te Rumların mübadelesiyle karardı.

Köyden Yunanistan’a giden Rumlar Türkçeden başka dil bilmedikleri için uzun zaman dışlanmışlardı.

O Rumlardan biri de ünlü Oscar’lı ABD’li yönetmen Elia Kazan’ın annesiydi.

Annesi Germirli, babası Kayserili olan Kazan, dört yaşında doğduğu İstanbul’dan ailesiyle birlikte ABD’ye göç etmişti. Yıllar sonra ata topraklarına geri döndü. 2003’te hayatını kaybedene kadar da zaman zaman köyünü ziyaret etti.

(İlk gelişinde Zülfü Livaneli ile birlikteydi. Livaneli o günleri kitabında ne de güzel anlatır. G.C)

ZENGİN ÜRETEN KÖY

İmamoğluları, Narinler, Germirliler gibi Kayserili zengin ailelerin çıktığı Germir’e, 1983 yılında atalarının izlerini bulmak için gelen bir başka ünlü de Kayserilileri heyecanlandırmıştı; Dünyanın en zengin adamlarından Kaşıkçı...

Amerikalı model sevgilisi Debbie Dickinson’la birlikte özel uçağıyla Kayseri’ye inmişti Kaşıkçı.

Atalarının yaşadığı Germir’e geçmişti.

Adnan Kaşıkçı’nın biyografisine göre “Kaşıkçı ailesinin bazı mensupları 300 yıl önce hac için Germir’den ayrılmış ve kutsal topraklardan geri dönmeyerek Medine’ye yerleşmişti.”

Medine tarihi yazan Asım Hamdan’a göre ise “Kaşıkçılar, Medine’de kuşaktan kuşağa Hz. Muhammed’in türbesine hizmet etmiş ve Mescid-i Nebevi’ye müezzin yetiştirmişti.”

KAŞIKÇILAR “HAİN” OLMADI

Osmanlı’nın son döneminde aile mensuplarından, İttihat ve Terakki’ye yakın Abdullah Kaşıkçı Medine’de muhtesip (Osmanlı’da dini ve mali zabıta) olarak görev yapmıştı. 

Onun Medine’de yöneticilik yaptığı sırada Şerif Hüseyin’in Arap İsyanı patlak verdi.

Kaşıkçı ailesi Medine’yi koruyan Fahrettin Paşa ile birlikte şehirde kaldılar. Ona destek oldular.

Daha sonra Şerif Hüseyin’in adamları Medine’yi ele geçirince aile Şam’a sürüldü.

KRALIN DOKTORU

Kardeşlerden biri olan Muhammed Halit Kaşıkçı, aile gelenekleri dışına çıkıp, Şam’da tıp okuyarak, cerrah oldu. Daha sonra Paris’te tıp eğitimini sürdürdü.

1925’de Vahhabi Suud Ailesi’nin Hicaz’ı Şerif Hüseyin’den almasından sonra, Mekke’ye döndü.

Muayenehane açtı.

Mekke’nin ilk modern doktoru olarak, Suudi Arabistan’ı kuran “Kral İbn Suud’un özel doktoru” oldu.

Çocuklarının da kendisi gibi iyi eğitim almalarını istedi.

Kızlarından “Soheir Kaşıkçı ünlü bir roman yazarı” oldu. Samira Kaşıkçı, “el-Şarkiya adlı dergiyi çıkardı ve ilerici bir yazar olarak ünlendi.”

Mısırlı milyarder Muhammed El Fayed ile evlendi. “Dodi” adında bir oğulları oldu, kısa bir süre sonra boşandılar. Fayed ailesi, Londra’da Harrods Mağazaları’nı açtı. Dodi El Fayed, Prenses Diana’yla aşk yaşadı ve birlikte Paris’te bir araba kazasında hayatlarını kaybettiler.

PETROL VE SİLAH TÜCCARI

Doktor Muhammed Kaşıkçı’nın diğer oğlu, iş hayatına atıldı. “Petrol, silah” sattı ve dünyanın en zengin insanlarından biri olarak Adnan Kaşıkçı adıyla ünlendi.

Aşkları, boşandığı eşi Süreyya, dev yatı, lüks harcamaları, yatırımlarıyla yıllarca magazin gündeminden düşmedi. Filmlere konu oldu.

Filipinler diktatörü karı koca Marcoslarla ilişkileri yüzünden ABD’de “hakkında verilen tutuklama kararı” sonrası İsviçre’de hapse girdi.

Dev yatını en son Donald Trump satın almıştı.

2017’de vefat etti.

“MÜSLÜMAN KARDEŞ” CEMAL

Adnan Kaşıkçı’nın amcaları aile geleneğini devam ettirip Medine’de Mescid-i Nebevi’de dini hizmetlerde bulundular, müezzinlik yaptılar.

O kardeşlerden biri olan Ahmet Kaşıkçı, 1959’da doğan oğluna Cemal Ahmet Hamza Kaşıkçı adını vermişti.

Cemal Kaşıkçı gençliğinde Arap milliyetçiliğine değil, İslamcılığa yöneldi. “Müslüman Kardeşler” taraftarı oldu. Gazetecilikte dikkat çekmesi de 80’lerde Afganistan’a gidip, o yıllarda Suudi Arabistan ve İslam dünyasında kahraman olarak bakılan “mücahit”lerden Usame Bin Ladin’le yaptığı röportajlarla oldu.

Ama...

“Mücahit”lerin, terör eylemlerine başlamasıyla bu harekete karşı mesafe koydu.

2003 yılında “Cihatta gerekirse Müslüman sivilleri de öldürme ruhsatı veren” Selefi İmam İbn-i Teymiye’nin fetvasını eleştiren yazısı üzerine görevden uzaklaştırıldı.

Ardından...

Kendisi gibi düşünen reformcu ve güçlü bir prens onu yanına danışman aldı; Prens Türki el Faysal.

Prens Türki’nin annesi Kraliçe İffet, İstanbul doğumlu “yarı Arap-Türk”tü.

Babası ise Osmanlı ordusunda bir subaydı, Çanakkale savaşında hayatını kaybetmişti. 

İffet Hanım’ın yine İstanbul doğumlu kardeşi Kemal Adham da Kral Faysal tarafından yetiştirilmiş ve 1965’te Suudi istihbaratını kurmuştu.

1977’de ondan boşalan koltuğa, Prens Türki el Faysal oturdu.

1977’den 11 Eylül 2001 saldırılarına kadar Suudi istihbaratının bir numarası oldu. 11 Eylülden sonra ayrılmak zorunda kalmasının sebebi ise “Afganistan yıllarında, Bin Ladin’le kurduğu ilişkilerin ortaya serilmesi” olmuştu.

TRUMP’I ELEŞTİRMESİ YASAK

Aslında entelektüel bir isim olan Prens Türki, reformcu çizgideydi. Bu yüzden kendisi gibi düşünen, onun gibi Türk asıllı olan Cemal Kaşıkçı’yı Londra ve Washington elçiliği sırasında basın danışmanı olarak yanında götürmüştü.

Prens Türki, 2007’de tam zıddı olan Bandar bin Sultan tarafından tasfiye edildi.

.........................

Cemal Kaşıkçı ise 2007’de bir kez daha Al Vatan’ın genel yayın yönetmeni oldu. Fakat...

2010’da yine “Selefileri eleştiren yayınları yüzünden” tekrar görevi bırakmak zorunda kaldı. Ama...

Kraliyet ailesine yakınlığı ve bir entelektüel olarak saygı görmesi yüzünden sık sık Arap TV kanallarına çıkıyor, Batı medyasında görüşlerine yer veriliyordu.

2016’da “Trump’ı eleştirdiği için televizyonlara çıkması” yasaklandı.

Katar ablukasını, Yemen savaşını da eleştirmesi ise bardağı taşırdı.

WASHINGTON POST’UN YAZARI

Prens Selman’ın ipleri ele geçirmesinden sonra farklı düşünen, eleştirel yazar, iş adamı, ekonomistlere yönelik tutuklama dalgasından 2017 Eylül’ünde Suudi Arabistan’ı terk edip Amerika’ya giderek kurtuldu.

Washington Post’a yazar oldu.

Eleştirilerini sesini yükselterek sürdürdü.

Onun eleştirileri, kendisini Batı’ya reformcu gibi göstermeye çalışan Prens Selman’ın karizmasını çizmekteydi.

Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan’da demokratik değerlerin savunuculuğunu yapacak bir sivil girişimin hazırlıkları içindeydi.

Ortadan kaybolmasından üç gün önce BBC radyosuna verdiği röportajda anlattıkları...

“Ülkemde tutuklanan yazarlar, ekonomistler muhalif de değillerdi sadece bağımsız kafalardı. Kendime de muhalif demek istemiyorum. Ben sadece bir yazarım. Fikirlerimi söylemek ve yazmak için özgür bir ortam istiyorum.”

.........................

İşte Kayseri Germir’de başlayan ve İstanbul’da Etiler’de sona eren Kaşıkçı öyküsü böyle.

......................

(*) Yıldıray Oğur’un yazısından benim de eklentilerimle bazı bölümler.