Maliye Bakanı'nın ağzından 'zam' akıyor

Maliye Bakanı'nın ağzından 'zam' akıyor



Maliye Bakanı'nı tanıyanlar "Çok tatlı adamdır. Ağzından bal akar" diyor. Dün "halka müjdeler vermek için" basın toplantısı yapacağını duyunca televizyonu açtım. Bakalım ağzından nasıl "bal akacak" diyerek başladım izlemeye... Aaaa... O da nesi? Bakan'ın ağzından "bal" değil "zam" akıyor. Ben elimde kalem, Bakan'ın ağzından akacak "bal"ları not etmek için bekliyorum. "Bal" beklerken önümdeki kağıda not ede ede şunları etmişim: "Kaynak paketi, mali disiplin, faiz dışı fazla, borcun milli gelire oranı, vergide tahsilat oranı, faiz, yedinci gözden geçirme, acil eylem planı, yapısal reformlar, iç piyasalar, kamu borcu, iç borç, dış borç, vergi zammı, petrol zammı, benzin zammı..."
Maliye Bakanı, bir yanda işçi ve emekli zammının tasarruf ile karşılanacağını söylerken, öte yanda, bayram sonu "kaynak paketi" konusunun gündeme geleceğini haber veriyor.
Sadece o kadar mı?.. 2003 yılı vergi gelirlerinde ortaya çıkan 3 katrilyon liralık açığın, 2004 vergi gelirlerine olumsuz etkisini ortadan kaldırmak için ek bir vergi paketinin gündeme geleceğinin de işaretini veriyor.
Sayın okuyucularım... Türk ekonomisi "kilitlendi". İstikrar programı Türk ekonomisini kilitledi. Bu istikrar programının sorumluluğunu üstlenen hükümetin yapabileceği bir şey yok. Bu istikrar programını uygulama durumundaki Maliye Bakanı'nın zamdan başka çaresi yok.
Ben bunları yazıyorum ama, "IMF Destekli İstikrar Programı'nı, yırtarak bir kenara atalım, boçlarımızı inkar edelim, para musluklarını açalım, enflasyondan korkmayalım, ödediğimiz pahalı faturaları sineye çekerek bildiğimizi yapalım" demiyorum. Ben "IMF ile masaya oturalım, bıçak kemiğe dayandı, halkta can kalmadı, biraz da sosyal ve ekonomik politikalara bakalım" diyorum.
IMF denilen kuruluş için Türkiye, milli para bütçesi ile döviz bütçesinden ibarettir. Türkiye'nin milli para ve döviz olarak borçlarını küçültmesi, anapara taksidi ve faiz ödemelerini zamanında yapması, böylece alacaklıları zarara uğratmaması gerekir. Enflasyon yüksek faize neden olur. Yüksek faiz borçların ödenmesini tehlikeye sokar. Bu nedenle enflasyonun da düşmesi şarttır.
Ülkenin milli para ve döviz borçlarını ödeyebilmesi için varını yoğunu sadece borç ve faiz ödemesine tahsis etmesi, yatırımlara, tüketime para harcamaması gerekir. Bütçe gelirlerinin faiz ödemesini çabuklaştırması için halktan daha çok vergi alınması, hastaneye, okula, mahkemeye, emekliye, işçiye daha az para verilmesi, bütçede faiz dışı fazlalık yaratılarak bununla borcun ödenmesi beklenir.
Sayın okuyucularım görüyorsunuz ki bu tabloda "insan" yoktur. Bu tabloda "halk" yoktur. İnsanın, halkın ne yiyeceğini, ne içeceğini, nasıl yaşayacağını düşünmek IMF'nin işi değil, bizim işimizdir. IMF insanı ve halkı düşünmüyor diyerek biz de insanımızı ve halkımızı yok sayamayız. İnsanı ve halkı düşünmek, insana ve halka iş imkanı, aş imkanı yaratmak demektir. İş ve aş imkanı kendiliğinden ortaya çıkmaz. Burada bir "yumurta -tavuk" ilişkisi vardır. Tüketim artacak - üretim artacak - gelir artacak - insanlar daha çok tüketecek - gene üretim artacak - fabrikalar daha çok insan çalıştıracak istihdam artacak - hem iş, hem aş imkanı artacak.
Türkiye'nin bugün içine düştüğü çıkmazın sorumluluğunu IMF'ye yükleyemeyiz. IMF normal olarak IMF'liğini yapıyor. Kendi hedefi doğrultusunda ne yapmamız gerektiğini bize dikte ediyor. Burada sorumluluk bizdedir. Türkiye'nin kâğıt üzerinde bir "bilançodan - bir gelir gider hesabından" ibaret olmadığını, bu ülkede insanların yaşadığını, halk faktörü olduğunu, insanı ve halkı perişan eden programın başarısı ile övünülemeyeceğini IMF'ye biz anlatacağız.
İstikrar programının bütünlüğünü bozmadan, bu programın içine insanı ve halkı oturtmak için IMF'yi biz uyaracağız. Yoksa... IMF istedi zam. IMF istedi vergi. Bir de bakacağız... İnsan kalmamış. Halk kalmamış.