‘Adalar Yunanistan’ındır. ‘Egemenliği şartlı verilmiştir’ diye bir şey yok’ denilebilir mi? (1)

Emekli bir büyükelçimize atfedilen ifade bu:

“Bu adaların egemenliği şartlı değil... Böyle bir şey yok. 3 milin üstündeki adalar Yunanistan’ın. Türkiye bunu yıllarca kabul etti. Bunu tehlikeye sokmak Türkiye’yi mütecaviz (saldırgan) bir devlet durumuna düşürür. Beğenelim beğenmeyelim, Lozan bu adaları Yunanistan’a vermiştir...”

Sözlerin tam anlaşılmadığı, üzerinde Yunanca altyazı bulunan bu video ne kadar bağlamı içindedir ve ne ölçüde tamdır belli olmadığından, isim zikrederek ele almak doğru olmaz...

Anlaşılan o ki Türkiye’nin 1964’ten beri yaptığı itirazlarına konu olan ve 1974’de Ege Ordusu’nu kurarak fiili karşı önlem aldığı adaların silahlandırılması tartışması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’a yönelik sert uyarısı üzerine yeniden ilgi konusu oldu. Ben bir kere daha bu konuya dönerek, yukarıdaki bu 35 kelime içinde dile getirilen üç hataya işaret etmek istiyorum:

1-) Adaların egemenliği Yunanistan’a aittir ancak bu egemenlik bir savaş sonucu, yani bir kılıç hakkı olarak elde edilmiş değil, içinde önemli bir şart bulunan üç ayrı anlaşma maddesiyle verilmiştir. Bu şart “Adaların silahlandırılmaması” şartıdır. Viyana Hukuk Anlaşmaları Sözleşmesi (1969) Madde 27 ve 59 gereğince, bir anlaşma bir tarafın ihlali nedeniyle uygulanamıyorsa tümüyle yok sayılır. Yunanistan “Antlaşmalar yapıldığı sıradaki koşullar köklü biçimde değişmiştir, dolayısıyla adalar üzerindeki sınırlama ortadan kalkmıştır” diyor. Olabilir. Yunanistan gelir ve Türkiye’yi önce Lozan’ın 4. ve 13. maddelerinin yanı sıra 1947 Paris Antlaşması’nın 14. maddesini değiştirmek üzere bir konferans toplamaya, sonra da bu konferansta şartların gerçekten değiştiğine ve artık bu adaları silahlandırmasının şart olduğuna ikna eder, ondan sonra bu adalara istediği silahı yığar. Daha önce değil! Yunanistan daha önce bu adaları silahlandırarak, sadece iki üç maddeyi ihlal etmemiş ama koca Lozan’ı ve Paris Anlaşması’nı ortadan kaldırmak üzere adım atmıştır.

2-) Bir anlaşmanın ihlalini “yıllarca kabul etmek”, o ihlali yasal ve meşru kılmaz. Kaldı ki Türkiye, adaların silahlandırılmasına, adalar Yunanistan’a geçmeden, İtalya’nın elindeyken bile itiraz etmişti. Ahmet Emin Yalman, 1924’te “Vatan” gazetesinde Atatürk’ün bu konudaki itirazını açık ve seçik dile getirmişti. Nitekim İtalya, bu itiraz üzerine adalardaki uçaklarını geri çekmişti. Yunanistan, Lozan’da zikredilen Limni ve Semadirek, Sakız, Sisam ve İkarya adaları ile 1947 Antlaşması’nda zikredilen Menteşe Adaları (12 Adalar, Rodos ve Meis) ciddi anlamda silahlandırmaya ve adalarda havaalanları yapmaya 1963 yılında başladı ve Türkiye, 29 Haziran 1964’te bir nota vererek “Rodos ve İstanköy’de yapıldığı saptanan tahkimata son verilmesini” istedi. Türkiye, 1969 yılı Nisan ayında Limni’deki silahlanma faaliyetlerini tespit etti ve Yunanistan’ı tekrar uyardı. Yunanistan bu kez, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kendisine bazı adaları silahlandırma hakkı tanıdığını öne sürdü. Bu hem silahlandırmanın itirafı hem de savunması oldu. Bu tarihten itibaren, Türkiye herhangi bir adada yeni tahkimat belirlendiğinde, komşu ve müttefik Yunanistan’ı uyarmaya devam etti. Ta ki, 1975’de bu ülkenin müttefik olarak kalmayacağı kanısına varan Türkiye’nin Ege Ordusu’nu kurmasına kadar.

Bu konuya devam edelim...