Askeri çözümden önce son adım

Uluslararası ilişkilerde kullanılan çeşitli araçlar vardır. Diplomatların konuşması bu araçlardan biridir. Ekonomik önlemler bu araçlar arasındadır. Ülkeler muhatap ülkenin ihtiyacı olan bir mal veya hizmetin satışını, teslimi önleyerek, geciktirerek, kendi iradelerine boyun eğilmesini sağlamak isterler. Ve nihayet savaş gelir... Güç kullanımı tehdidinden başlanır, sınırlı güç kullanımına, hatta topyekûn savaşa bile başvurulur.

Türkiye, kendisine son 10 yılın en büyük sorunlarını açmış olan Suriye ile doğrudan diplomatik görüşmeler yapmıyor; bu görüşmeleri, hatta iki taraflı anlaşmaları (çatışmasızlık bölgelerin kurulması, İdlib’de gözetim noktaları oluşturulması) bile Rusya üzerinden yürütüyor. Bu, elbette bir zaaftır. Ama Suriye tarafı, Türkiye’nin bu doğrudan teması kesme kararına yol açan tutum ve tavrını değiştireceğine, ikili ilişkileri nerede ise bir daha kurulmayacak şekilde tahrip ediyor.

8 şehidimize mal olan saldırısı ile Suriye’nin kendi halkını bombalamaktan çekinmeyen, yarım milyon kişiyi katletmiş Beşar Esad bundan sonra anlayacağı tek dilin askeri güç kullanımı olacağı mesajını veriyor.

1998’de, Suriye’nin, PKK terörist başı lideri Abdullah Öcalan’ı iadesi için konuşmanın, ikna çabasının işe yaramaması üzerine nihai çözüme başvurulması amacıyla, sınıra asker yığılmıştı. O zaman Beşar Esad’ın babası Hafız Esad ülkenin diktatörü idi ve Türk Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nı tankların üzerinde sınırda görünce araya Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’i sokarak, daha sonra Adana Mutabakatı diye anılacak olan sözleşmeyi imzalamıştı. Yine de Esad, Mübarek vasıtasıyla verdiği sözü tutmamış, terörist başını Türkiye’ye teslim edeceğine, komşumuz ve müttefikimiz (!) Yunanistan tarafından Moskova, Roma ve Kenya turlarına çıkartılmasına imkân sağlamıştı.

Şimdi aynı düşmanca tavrı oğlu gösteriyor. Aile değerlerini dikkate alırsak, babası gibi oğlunun da aracılarla verdiği sözleri tutmak gibi bir terbiyesi, haysiyet anlayışı, onur kavramı yok. Rusya üzerinden yapılan mutabakat, İdlib’e sığınan muhalefeti elinden geldiğince yok etmek, hayatta kalanlarını da Türkiye’ye sürmek istiyor.

Ülkesini iç savaştan sonra tek bir parça olarak korumayı başarsa bile Beşar Esad’ın Türkiye’ye sığınmış olan 4 milyon Suriyelinin geri dönmesine imkân sağlamaya da niyeti yok.

İdlib’teki karşı operasyon ve Türk gözetim noktasına yaptığı saldırıya katılan birliklerinin yok edilmesi, Beşar Esad üzerinde yeterli etkiyi sağlamamış olsa bile, umulur ki, Rusya lideri Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından çıkan sözleri duymuş ve gereken sonucu çıkartmıştır.

Beşar Esad’ın askerlerinin ölmesine, Suriye’nin harap olmasına aldırış etmediği bir gerçek. Putin’in, “Son saldırı barış çabalarına zarar vermiş oldu” ifadesinin, Beşar’ın bulunduğu makamdan uzaklaştırılması için nihai yolun açılmak ve Suriye’nin kaybıyla sonuçlanacak gelişmelerin başlamak üzere olduğunu anlayacak kadar uluslararası diplomasiden anladığı biliniyor.