Avrupalılar aklını mı yitirdi yoksa bizi saf mı sanıyorlar?

Avrupa Birliği’nin parlamentosu sayılan, (birliğin bakanlar kurulu başkanı konumundaki Ursula von der Leyen’in altından Ankara’da sandalyesini çekmesiyle tanıdığımız) şu meşhur Charles Michel’in başkanı olduğu Avrupa Konseyi’nin hafta sonunda yayınladığı bildirisini görmüş olmalısınız. Libya’dan Mali’ye her konuda görüşünü açıklarken, neredeyse Rusya kadar uzun bir bölümün de Türkiye’ye ayrıldığı bildirideki üslubun çirkinliği üzerinde duracak değilim.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Fahrettin Altun, bu üslubun karşılığını verdi. Türkiye’ye tepeden bakılmasına, Türkiye’nin temel insan haklarını ihlalinin Avrupa için “çok ciddi kaygı konusu olduğu” ifadesine değinmekte de yarar yok. Biz ülkemizin bir hukuk devleti olduğundan emin olduğumuz ve yargı erkini bağımsız şekilde kullanan mahkemelerimizin yargıçları, kararları üzerinde bir siyasal baskı kurulduğunu haykırmadığı sürece, başkasının kaygısı bizi çok da ilgilendirmeyebilir.

Ancak Avrupa Konseyi’nin bildirisinde, Yunanistan’ın ana karası ve adaların hava sahası uygulamasına kayıtsız şartsız destek vermesi, seçilen kelimeleri de dahil, İngiltere Başbakanı Lloyd George’un 1915’de Yunanistan başbakanı Eleftherios Venizelos’a “Büyük güçler olarak biz İzmir’i, Anadolu kıyılarını ve adaları size vermek istiyoruz” demesinden zerrece farklı değildir. Bu sözlerin bedelini 640 bin sivil Türk ve 100 bin Yunan askeri, canıyla ödedi. Yunanistan, Avrupalıların sadece demeçlerle, süslü nutuklarla yetindiğini ama bu sözlerinin arkasında asla durmadığını hiç öğrenmemiş olmalı ki, şimdi anlaşmalara, gerçeklere ve Türkiye’nin hayati çıkarlarına aykırı uygulamasına Avrupa Konseyi’nin sağladığı süslü desteği ciddiye almış görünüyor.
Avrupa Konseyi, Fransa ile İngiltere arasındaki Manş Adaları sorununun nasıl çözüldüğünü hiç mi hatırlamıyor? Eğer bir başka ülkenin karasularındaki adalar, tıpkı karalar gibi hava sahası, karasuyu, ekonomik çıkar bölgesi olacak olsaydı, bir tek Fransız balıkçı Manş Denizi’nde balık tutamaz, Londra’dan izin almadan bir tek Fransız gemisi Manş’tan geçemezdi.

Eğer Avrupa Konseyi’nin cumartesi günü verdiği cesaret ve ruhsatla Yunanistan, şu yakınlarda Türk gemilerine ve uçaklarına ateş açmaya başlarsa hiç şaşmamak gerekir. Zira 1919’da da (ölüsü bile) kendisinden en az 20 kat büyük Osmanlı’nın ana vatanını, İzmir’den başlayıp Trabzon’a kadar Anadolu sahillerini egemenliği altına alabileceğine o kadar inanmışlardı ki, “Avrupa bizim arkamızda!” inancı gözlerini öyle karartmıştı ki, ne Avrupa’nın aklıselim sahibi liderlerinin sözleri ne de kendi içlerindeki deneyimli, mutedil, aklı başında siyasetçileri hatta Kral 1. Konstantin’i dinlemişlerdi.
Aynı şey Kıbrıs’ta oldu... Yunanistan siyasetçileri, Kıbrıs’ı ülkeye ilhak etme sevdası içinde (Enosis), 1974’te darbeyle yönetimi ele geçirdi. O zaman da Avrupa liderleri, örneğin İngiltere başbakanı Edward Heath’in “Kıbrıs’ın Yunan karakterini korumasından yanayız!” sözünün, ABD büyükelçisi William Talbot’un Yunan generallere cesaret verici mesajlarının, Yunanistan’ın Kıbrıs macerasına atılmasında büyük rolü vardı.

AB aklını başına devşirmeli ve bu tahrikten vazgeçmelidir. Avrupa, bir kere daha Türkiye’yi hafife aldığını da fark etmelidir.