Bayram ve seyran meselesi

Haberlerde “Katolik dünyası liderinin Irak’ı ilk ziyareti” diye okuyoruz ama Katolik Kilisesi, özellikle Irak’a ve genel olarak Orta Doğu’ya (kilisenin kullandığı isimle: Levant ve Mezopotamya”) hiçbir zaman yabancı kalmamıştı.

Papa Francis’in virüs salgını uyarılarına rağmen, Irak’ta adeta mekik dokuduğu gezisinden 7 papa önce, 1914’te göreve gelen ve 1922’de ölümüyle görevi sona eren 15’nci Benedict, sadece birinci dünya savaşına tanık olmakla kalmadı, Avrupa’nın ve Orta Doğu’nun temelleri atılan Paris Barış Konferansı’nı da baştan sona izlettirmişti. Papalığın esasen bir “Avrupa Devleti” statüsüne sahip olması, önce Paris’teki sonra Vatikan’daki yapıyı salt bir din-diyanet kurumu olarak görmeye engeldir; nitekim papalık daima uluslararası siyasette aktif olmasa bile önemli gözlemci, çığır açan önder rolü üstlenmiştir. Papa 11’nci ve 12’nci Pius’lar Nazilerin Musevi Soykırımı’nı açıkça lanetlemeyerek, bu vahşete bir tür onay vermiş olduklarını öne sürenler varsa da meselenin o boyutunu burada ele alamayız. Papa Francis’in Irak ziyareti bağlamında, “Papalığın uluslararası siyasetle ilgisi hiçbir zaman eksilmemiştir” demek yeterlidir.

Katolik Kilisesi’nin Levant ve Mezopotamya merakı ise çok daha eskilere, Haçlı Seferlerine kadar gider. Hz. İsa’nın yaşadığı ve Hristiyanlığın doğduğu yer olmasının ötesinde, bu bölge, Tevrat’ta (ve daha sonra Kuran’da) anlatılanlar Hristiyanlığın daima ilgisi çekmiştir.

Ne var ki 1015-1920 Paris Barış Konferansı’na papalığın gösterdiği ilgi, dinle-diyanetle ve Hazreti İbrahim’in doğduğu yer itikatlarıyla değil, petrolün doğduğu yerin ekonomisiyle açıklanabilir. Bağdat petrollerini uluslararası siyasete bir öge olarak sunan ve bundan prestij, devasa bir servet ve uluslararası etki devşiren Sarkis Gülbenkiyan, İngiliz İmparatoru ve Fransa Cumhurbaşkanı kadar, Papa’nın da randevu almadan ziyaretine gidebilen bir kişiydi. Fransa ile İngiltere arasında Bağdat Petrolleri yüzünden, Sykes-Picot Anlaşması suya düşüp adeta savaş çıkmasına ramak kalınca, Gülbenkiyan’ın, İngiliz Petrol Şirketi’nin ve tabii dünya barışının imdadına yetişen Papa Benedict hazretleri olmuştu! (Ne kadar doğrudur bilinmez ama Orta Doğu petrollerindeki hissesi sebebiyle “Bay Yüzde 10” diye bilinen Gülbenkiyan’ın hisselerinde kilise lehine bir miktar azalma olduğu da söylenir.)

Irak ziyareti Papa Francis’in Orta Doğu’ya ilk ziyareti değil. Bir yıl kadar önce Papa, 1,2 milyon nüfuslu Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki 100 bin Hristiyan’ı ziyaret etmiş; Irak ziyaretinde olduğu gibi ülkenin siyasal yöneticileri ile de görüşmüştü.

Bu arada ABD’nin başına tarihinde ikinci kez bir Katolik başkan gelmiş bulunuyor. Bir anlamda bütün Katoliklerin ruhani lideri olan Papa’nın manevi önderliğinden Joe Biden’ın da istifade etmesi normaldir. Papa, birbirinin özerkliğini pek benimsememiş olan dinî grupları kendi aralarında barışa ve sükûna davet eder ve hatta bunu sağlarsa, ABD’nin bölge siyaseti açısından uzun vadeli yararı olmaz mı?