Demokratlar ve Liberaller sola kayıyor

ABD’den söz ediyorum ve özellikle Demokrat Parti’ye bakınca görüyorum ki, partinin nispeten ortada olan liberalleri dahil, nerede ise bütün milletvekilleri ve senatörleri, ülkede ırkçılığı protesto kisvesi altında sürmekte olan şiddet eylemlerine açıkça destek vermekte sakınca görmüyorlar. Oysa, ABD’de iki ana parti, biri sağda, diğeri solda şemsiye rolü oynamakla birlikte, hiçbir vakit merkezden fazla ayrılmamışlardı.

Bu eğilimi bütün batı dünyasını kapsayan bir olgu olarak görmek için henüz erken. Ancak, Almanya ve İngiltere’de de protesto eylemleri, giderek daha radikal mesajlar içeriyor ve Avrupa’da da “sola kayma” akımını göreceğimiz kuşkusunu güçlendiriyor.

ABD’de iki başlı merkezin yok olmaya başlaması bir önceki Başkan Obama ile başladı. Ülke siyasetinde ırkçılığa son vermek için atılmış en ciddi adım, Afrika kökenli bir Amerikalıyı başkan yapmak olacaktı. Nitekim, Obama, sadece bu cesur adamı atan Demokrat Parti’nin geleneksel oyunu almakla kalmadı, fakat aynı zamanda Cumhuriyetçilerin de desteğini de aldı, yüzde 53 gibi rekor bir oyla seçildi. Bunda, Cumhuriyetçilerin adayı John McCain’in zayıf bir siyasetçi olması kadar Obama’nın kendisini “muhafazakâr” olarak tanıtarak partisinin sağ kanadında yer alması gibi faktörler de rol oynamış olmalı. Ancak Obama, 8 yıllık başkanlığı sırasında dışarıya karşı ABD derin devletinin bir piyonu, içeriye karşı da özellikle radikal eğilimleri güçlendirmeye yönelik bir sol lider olarak hareket etti. O kadar ki onun 8 yılı boyunca ABD Sağı “kilise faresi” damgası yedi durdu. Bunun en bariz reaksiyonu, asla seçilemez sayılan bir Donald Trump’ın, milliyetçi hassasiyeti yüksek üniversite profesör- lerinden, Cumhuriyetçileri sorunun bir parçası olarak gören “Alternatif Sağ” oluşumlarına kadar, inanılmaz bir koalisyonun oyu ile başkan oldu. Elbette böyle bir koalisyonun çok büyük oranda oy alması mümkün değildi; nitekim Trump ikinci seçmen sayısı yüksek eyaletler sayesinde seçilebildi.

Demokrasi, iktidarın halk oyu ile el değiştirmesi ise, siyasetin kendisi bu oyların oluşturduğu aksiyon ve reaksiyonun oluşturduğu gelgitlerden ibarettir. Trump kendisini dört yıl önce iktidara taşımış olan koalisyonu ikinci bir dört yıl için pekiştirmeye çalıştıkça, Demokratlar da buna kendi ittifaklarını genişletme çabasıyla karşılık verdiler. Bunun sonucu, Demokrat Parti, Thomas Jefferson ve James Madison’ın tasavvur dahi edemeyecekleri sol denizlere açıldı. Demokratlar, 7’nci başkan olan Andrew Jackson ile bugünkü modern “sol liberal” kimliğine kavuşmaya başlamıştı. Ancak o bile bugünkü Demokratların, karakolları yakıp yıkan, kentlerin içinde işgal bölgeleri kurarak “özerklik ilan eden” radikalizmi onaylamasını rüyasında bile göremezdi. Böyle bir savrulmayı klasik hiçbir demokrat, hatta Kennedy, Carter, karı-koca Clintonlar gibi nispeten sol eğilimleri ile tanınan demokrat siyasetçiler bile akıllarından geçirmezlerdi.

Siyasetin fizik yasaları yok; sonuç sınama-yanılma ile alınıyor.