Irak’taki partiler kimden yana?

Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Güleç köyünde terör örgütü PKK’nın, köy halkından orman işçisi beş kişiyi bombayla katledilmesi, kamuoyunda salgın sebebiyle hak ettiği infiali yaratmadı. Oysa olayın PKK’nın çözülüp çökmesiyle çok yakından ilgili bir boyutu vardı.

Alaattin Yıldız (50), Hacı Akdeniz (50), Sedat Hazar (39), Burhan Tanrıkulu (38) ve Ahmet Erboğa’nın katledildiği saldırı, PKK’nın sivil halkı daima hedef almakta olması açısından dikkat çekiciydi. Hacı Akdeniz ve Alaattin Yıldız’ın emekli güvenlik korucusu olmaları da saldırının önemli bir boyutunu oluşturuyor. Ancak bu kanlı saldırının dikkatten kaçmaması gereken bir tarafı, Hacı Akdeniz’in kızı Fatma’nın kısa bir süre önce PKK teröristlerinin elinden kaçarak güvenlik güçlerine sığınmış olması idi. 2012’te PKK tarafından kaçırılan genç kız, yedi yıl sonra örgütün elinden kurtulmayı başarmıştı.

Diyarbakır’da HDP’nin önünde PKK’nın kaçırdığı evlatlarını talep eden ana-babaların direnişi bu vesile ile yeniden hatırımıza gelmelidir. Korona veya başka hiçbir afetin engel olamadığı bu şanlı direniş, PKK’nın Kürt halkımız üzerindeki terör baskısının artık kalktığının simgesidir. Bu simge son zamanlarda salgın sebebiyle belki gazetelerde ve sosyal medyana gereken yeri alamıyor; ancak bu ana-babaların görüntüsü, PKK’nın artık yörede hiçbir hükmü kalmadığını açıkça gösteriyor.

Ne var ki, PKK’nın hala Irak’taki Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) isimli gruplar üzerinde egemenliğinin devam ettiği anlaşılıyor. Mensubu oldukları Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (İKYB) Türkiye’nin maddi ve manevi desteği ile varlığını sürdürdüğü gerçeğini unutmuşa benzeyen bu partiler, ahlaksızca bir çağrıda bulunarak, PKK’dan ateşkes ilan etmesini, Türkiye’den de terör örgütüne karşı operasyonları durdurmasını istediler. Bu iki partinin, üç yıl önceki talihsiz bağımsızlık referandumunda, henüz sonuç alınmadan ABD ve İsrail bayrakları ile Erbil sokaklarını işgal ettiği hatırlardadır.

Belki devlet ciddiyeti kavramından habersiz olmaları onları bir terör örgütü ile bir devleti aynı cümlede, aynı çağrıya konu yapmanın sefaletini anlamaktan alıkoyuyor. Belki bugüne kadar 40 bine yakın Kürt’ü öldürmüş kanlı bir terör örgütü, PSK ve PAK açısından, terör örgütü değil bir siyasal kuruluştur. Belki kendileri ile PKK arasındaki bir benzerlik, hatta bir aidiyet görüyorlar.

Sebebi her ne ise, bu iki sözüm-ona partinin çağrısı, sadece Türkiye’nin, siyasal kurumlarının ve halkının değil, fakat PKK’yı bir terör örgütü olarak tanıyan uygar insanların da nefretini çekmiş bulunuyor.

İKYB halkı ve yönetimi, Türkiye’nin dostluğunu sürdürmesi için, topraklarında, Kürt halkı üzerinde zerrece geçerliği olmayan ve terör baskısı her geçen gün yok olan bu kanlı katil grubuna meşruluk atfeden bu tür açıklamaları hoş karşılamamalıdır. Bu açıklama sonuçta bir suç örgütüne destek sağlamaya yöneliktir; durdurulması ve mutlaka cezalandırılması gerekir.