Lejyon ve emperyalizm

Akdeniz’de iki trajedi birden sürüyor: Libya’da bir insanlık trajedisi oynanıyor; Kıbrıs adasının çevresinde ise korsanlık sahneye konuyor.

Medeniyetler Çatışması teorisiyle bilinen Prof. Samuel Huntington’ın “sıkıcı olmayan ama ciddi” bir dış politika dergisi olarak 40 yıl önce kurduğu, şimdi bir açık istihbarat yayını haline dönen Foreign Policy’nin (FP) web sitesinde 23 Aralık’ta yayınlanan bir yazıda, “Yeni Saldırgan Türkiye” başlıklı yazıda, “Erdoğan, bölge için vahim sonuçlar doğuracak bir çabayla, Libya’da devam eden iç savaş ile Doğu Akdeniz’de süren enerji gelişmelerinin geleceğini birleştirmeye çalışıyor” dedi. Ünü İslam coğrafyası ile Hıristiyan-Musevi ülkeleri arasında nihai bir savaş çıkacağı tezine dayanan bir kişinin dergisinde, bu satırlar belki normaldir. Ama bu yazıda Türkiye’nin bir ekonomik işgale kalkıştığı, Libya’ya işgal ordu göndereceği, bu ordu sayesinde Libya’nın kaynaklarını ve imkânlarını kullanarak sağlayacağı serveti anavatana, Türkiye’ye transfer edeceği ima bile edilmiyordu.

Bu son cümlede iki kavramın geniş tanımını sundum: Lejyon ordusu ve emperyalist ülke.

Lejyoner ordusu, eski Roma İmparatorluğu zamanında ortaya atılmış ise de 2. Dünya Savaşı’na kadar kullanılmış bir tanımdır. Hatta Fransa’nın denizaşırı sömürgelerinde bulundurmak üzere 1830’da kurduğu Lejyon Ordusu, teşbih yoluyla yabancı bir ülkeye gönderilen işgal ordusuna verilen isimdir.

Emperyalizm ise -Marx’a göre- kapitalist sistemin belirli bir aşamasında, ülkenin kendi halkını soyup soğana çevirmesi yetmez hale gelince, başka ülkelerin kaynaklarını, onların imkânlarıyla, örneğin işgücünü adeta bedava kullanarak, istismar etmek ve elde edilen serveti kendi ülkesine getirmek için kurulan hegemonyadır. Emperyalist ülke, bu sistemi şiddete başvurarak sürdürür; açıkça savaş bile sömürülen ülke sürekli bu tehdidin altındadır.

FP’nin bile Türkiye-Libya iş birliğine yakıştırmadığı bu iki iğrenç kavramı, nasıl olur da ülkemizin kendi siyasetçileri, kendi habercileri TSK’ya ve hatta bütün ulusa yakıştırır? Neden yakıştırır?

Libya ile yapılan anlaşmanın iki bölümü vardır. Birinci bölümünde, oraya gitmekte olan TSK birimlerinin görev tanımı bir barış gücü, eğitim-öğretim hizmeti olarak belirtilmiştir. İkinci bölümde ise iki ülkenin münhasır ekonomik bölgelerinin (MEB) birleştirilmesini öngörülüyor. Ancak anlaşma ülkelerin bu bölgelerin kendine ait kesiminde gaz, petrol veya diğer kaynaklardan elde edecekleri gelirlerin tek başına sahibi olacağını öngörüyor. Türkiye bu anlaşmayı durduk yerde, şimdi, birden aklına gelmiş de yapmayı önermiş değil. Anlaşmanın şimdi acil hale gelmesinin sebepleri (a) Libya’da meşru hükümetin bir darbeci tarafından tamamen ortadan kaldırılması tehlikesinin ortaya çıkması ve (b) Türkiye’nin MEB çıkarlarının Libya ile birleştirmek suretiyle belirgin hale getirilmesi ve ihlalden korunmasıdır.

Bu anlaşmada kişinin kendi ülkesine işgalci, sömürgeci sıfatlarını yapıştırması için yeterli madde yok!