Neyi keşfediyoruz?

Mevcut Türk yönetimi, işbaşına geldiği günden beri Yunanistan ile Ege-Akdeniz kıta sahanlığı ve ekonomik münhasır bölge sorunlarının çözümü için görüşmeler yapmak istiyor. 2002 yılında işbaşına geldikten sonra AK Parti’nin birinci yıl içinde başlattığı işlerden biri, Yunanistan ile Türkiye’nin arasındaki tüm sorunların bir envanterini çıkartmak ve bunların çözümü için masaya oturmak oldu. Bu görüşmelerde Türkiye, 1980’lerde bir ara medyanın körüklemesiyle alevlenmiş olan Ege sorununa, Türkiye’nin Lozan’dan beri göz ardı edilen deniz hukukuna, Yunanistan ile dostane bir çözüm arayışı içinde idi. Uluslararası Deniz Hukuku konferansının Karakas’ta yapılan büyük oturumunu izlemiş bir muhabir olarak bu satırların yazarının dostane çözümün bulunacağına hiç umudu olmadı; ama görüşmelerin olması elbette olmamasından daha evla idi. Yunanistan ve Osmanlı’ya ait Ege adalarını, Lozan ve Paris’te, tabirimi hoş görün, Türkiye’yi üçkâğıda getirerek Türkiye’nin elinden alan Avrupalılar, belki Yeni Türkiye kavramını idrak edebilirlerdi. Bu idraki sağlamak ancak barışçı yollardan görüşmelerle sağlanabilirdi.

Tarafların birbirlerinin görüşlerine ne kadar yaklaşabileceklerini anlamak üzere yaptıkları bu temaslara, keşif kelimesinden türetilen istikşafi görüşmeler deniyor. Bu görüşmeler dört yıl öncesine kadar tam 60 kere tekrarlandı. Yunan tarafı, keşfedecek bir şeyinin kalmadığına hükmetmiş olmalı ki 2016’da sıra kendisinde olduğu bir sırada, görüşmeleri kesti.

O günden beri Yunan medyası, işbaşına gelip giden sağcısı, solcusu ile Yunan hükumetleri hep aynı teraneyi tekrar ettiler: “Türkiye Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzalamıyor, çünkü bu hukuk, Ege’de Yunanistan’a hak veriyor.” Yunan gazeteleri, Faik Reşit Unat’ın ortaokul atlaslarındaki Ege haritasında, Türk-Yunan sınırının Ege adaları ile Türk sahilleri arasındaki orta noktadan geçer şeklinde gösterildiğini yazıp durdular.

Türkiye buna itiraz etmiyor; bu itirazın yeri ve zamanı gelecek! Yunanistan’ın 60 kere düzenlenen toplantılarda keşfetmemekte direndiği, “özel tarihi önemi olan sularda, bir ülkenin kıta sahanlığı üzerinde bulunan adaların ve adacıkların, o ülkenin kıta sahanlığı ve ekonomik bölge hakkını ihlal edemediği” gerçeğidir. Dünyada böyle birçok durum var ve bunlardan biri Yunanistan’ı son 6-7 yıldır Ege’de saldırgan bir tutuma zorlayan Fransa’nın kendi karasularındadır. Manş Denizi’ndeki bazı İngiliz adaları Fransa’ya o kadar yakındır ki eğer hepsinin Fransa ile aynı karasuyu, kıta sahanlığı ve ekonomik bölge hakkı olsa, Fransızlar İngiltere’den izin almadan sandalla balık bile tutamazlar.

Yunanistan, hafta başındaki görüşmelere emekli bir diplomatını göndererek, AB’den utandığı için katılmış olduğu görüşmelerden hâlâ bir sonuç beklemediğini göstermiş oldu. Yunan medyası açık açık, “Bu görüşmelerde Yunanistan’ın fazla bir beklentisi yok” diye yazdı.

Türkiye, AB’ye ve merak eden diğer herkese iyi niyetini göstermiş oldu. Önemli olan da bu.