Sebebi Katar’da aramak..

“Senin yorumun sana, benim yorumum bana” sanırım ki insanı birçok gereksiz baş ağrısından kurtarır. Sonuçta bilgiden, veriden, onların doğruluğundan değil, yorumdan söz ediyoruz. Fikir sahibi olma ve bunu özgürce ifade edebilme hakkına saygı gösterdiğimiz sürece, insanın başkalarının yorumuna yorum yapmasına hiç gerek yok.
Ne var ki yorumlarınız, Katar’ın başına gelen (veya getirilmek istenen) felaket ve bunun bölgesel ve hatta küresel etkilerine ilişkin çıkarsamalar, eskilerin deyimiyle malumatfuruşluk (ilmini beğendirme isteği) çizgisinde kalıyor, bunları destekleyecek veriler sunulmuyorsa, gül de, keten helva da yanıyor! Belki bunda da sıkıntı olmayabilir; siz bu ifadelere (diyelim ki bir TV tartışması çerçevesinde) cevap yetiştirmeye zorlanıyorsanız, yananlar listesine siz de dâhil oluyorsunuz.
Katar sorunu karmaşık bir konu. Hatta ilan edilen açlıktan öldürme, ülke sınırlarına hapsetme niteliğindeki ambargoya, “sorun” demek bile olup biteni küçümsemek anlamına gelir. Bu gelişmelerin sebebi olarak öne sürülen listeye bakıyorsunuz; maddelerin hiçbiri doğru ve geçerli değil. Ambargoyu ilan eden taraflara bakıyorsunuz, hiçbiri ilan ettikleri ambargoyu yaptırımla desteklemek imkân ve kabiliyetine sahip değil. Kaldı ki başta Türkiye, Katar halkının dostluğuna önem veren az sayıda ülke, sembolik değeri çok yüksek bir kararla, bu ülkedeki askerlerinin sayısını artırdılar.
Şimdi böylesine karmaşık bir meseleyi analiz edeceğimiz sırada ortaya, Yemen’den Harran’a kadar bütün Arap ahalinin, aşiret-kabile-aile soy kütüğünü ortaya döküp, onların arasındaki sözümona anlaşmazlık ve tarihsel çatışmalara bakarak ortaya bir sebep ve sonuç ihtimalleri listesi çıkartmak, bırakın 5-10 yıllık perspektifi, gelecek haftayı anlamaya yarayan bir ipucu bile koymuyor. Suudi sarayındaki entrikalar ne kadar heyecanlı ve insanı merakta bırakan dedikodular bile çıkartsa, sadece entrika ve dedikodu magazini olmaktan öteye gitmiyor.
Einstein’a atfedilen bir söz vardır: Her açıklama mümkün olduğu kadar basit olmalıdır, daha fazla değil. Uluslararası ilişkileri çözümlerken mümkün olduğu kadar az değişken kullanılmalıdır. Hele özünde Ortadoğu’nun en hassas noktası olan mezhep ve etnik kimlikleri çatışma konusu yapma olasılığı taşıyan post-Katar gelişmeleri, Suudi sarayının entrikalarıyla Yemen’deki aşiretlerin Körfez ülkelerine göç rakamlarına dayanan veri benzeri yüzdelerle açıklamaya kalkmak, sadece insanın kendisini yanıltmakla kalmaz, diğer düşünce insanlarını da yanıltır.
Katar olayının temelinde yatan ana “sorun,” Trump’ın ABD kamuoyunun dikkatini her gün biraz daha hızlanan görevden alınma sürecini ve diğer iç sorunları, yeni “öteki,” yeni “düşman” yaratarak dışarıya çekme çabası gibi görünüyor. Bu kez ABD’nin yeni paryası, birçok Arap ülkesinin de basit korkularına, en temel ulusal kaygılarına konu olan bir kardeşleri oldu. Bu kaygıların temelinde yatan dış politika öğelerini bilinen verileri kullanarak irdelemek yerine, ne olduğu belirsiz entrika ve dedikodu haberleriyle analiz etmenin bir faydası olmayacaktır.