‘Şu Boğazlar Meselesi’: Uluslararası Güvenlik ve Montrö Şemsiyesi (1)

Şubat 1936’da İtalya, Habeşistan’ı işgal etti. İtalya’nın Habeşistan ile felaketlere yol açan ilişkisi, Eritre’yi işgaliyle 1889’da başlamış ve iki ülke arasında 1895’te ilk savaş yapılmıştı. Ancak Mussolini, yeni kurulmakta olan dünya düzenini, Birleşmiş Milletler’in ilk çekirdeği olan (İtalya’nın da 4 kurucusundan biri olduğu) Milletler Cemiyeti’ni yok sayarak, 30 bin sivili hardal gazıyla ve “dumdum kurşunlarıyla” öldürmüş, esir aldıklarını yerlere yatırıp üzerinden tankla geçerek katletmiş, sadece Habeşistan’ı değil ama Somali ve 4 ülke dâhil Afrika Boynuzu denen yöreyi işgal etmişti. İtalya işgalle kalmamış, bu bölgenin tümünü ilhak etmişti.

İtalya’ya bu cesareti veren, 5 yıl önce Japonya’nın Mançurya’yı işgali olmuştu. Japonya, 1938’e kadar Çin’deki işgalini genişletmiş, Pekin’e kadar nerede ise Çin’in tümünü ele geçirmişti.

1919’da İngiltere Başbakanı Lloyd George, İtalya Başbakanı Vittorio Orlando, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau, ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın (Almanya’yı ve Osmanlı İmparatorluğu’nu cezalandıran) 1919 Versay Anlaşması ile temelini attıkları Milletler Cemiyeti, bu iki işgale seyirci kalmış, Atatürk’ün ifadesiyle, “Düveli muazzama (büyük devletler) kendi kendisini inkâr etmişti.” Atatürk’e göre, Habeşistan işgali yeni uluslararası düzenin yok olması anlamına gelmiş ve bu durum doğrudan 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın eki olan Boğazlar Sözleşmesi’ni “manadan ve teminattan mahrum” bırakmıştı.

Atatürk, Lozan’da, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının “Türk egemenliği alanı dışında sayılması” ve bir uluslararası komisyonun kontrolüne verilmesini kabul ederken, (1) Milletler Cemiyeti’nin kolektif bir güvenlik sistemi kurulmasını sağlayacağı ve (2) dünyanın genel bir silahsızlanmaya gideceği kanısındaydı. O kadar ki, Lozan’dan ayrı olarak Boğazlar Sözleşmesi’ni “Dört Büyüklere” (İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya) imzalattırarak “özel bir garanti sağlanmasını” istemişti.

1936’da Almanya’nın Milletler Cemiyeti Silahsızlanma Komisyonu’ndan çekilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye, artık Boğazları uluslararası komisyonun elinde bırakamazdı.

Atatürk, Milletler Cemiyeti’ne Nisan 1936’da bir mektupla, daha sonra Montrö Sözleşmesi olacak anlaşma taslağını gönderdi. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın imzasıyla giden bu mektubu, Atatürk’ün yazdığı (yazdırdığı) bilinir.

İtalya hariç, Lozan’a taraf ülkeler, 22 Haziran sonunda İsviçre’nin Montreux (Montrö) kasabasında toplandı. Bir ay çalıştılar ve 20 Temmuz’da sözleşme imzalandı. (İtalya’ya o sırada Habeşistan işgali sebebiyle yaptırım uygulanıyordu. Anlaşmaya sonradan katıldı.)

Ve ağustos başında Atatürk, bir yıldır süren hastalığı doktora göstermeye karar verdi. İki ay tetkiklerden sonra, iki yıl sürecek tedavi başladı. Anılarda, Habeşistan işgalinden sonra Atatürk’ün dilinden düşmeyen sözün “Şu Boğazlar meselesi” olduğu belirtilir. Çanakkaleli olan Tevfik Rüştü Aras, sözleşmeyi Atatürk’e sunduğunda, “Babanın mezarını kurtardın Rüştü!” sözünü de Lozan ve Montrö tutanaklarını Türkçe’ye çevirmeyi hayatının gayesi yapmış olan rahmetli hocamız Seha Meray’dan dinlemiştim.

Montrö’yü anlamak için Lozan sistemine bakmak gerekir. Lozan’a göre Çanakkale ve İstanbul 13 yıl adeta Türkiye’ye ait değildi. Çünkü Lozan Boğazlar Sözleşmesi şu üç ilkeye dayanıyordu:

1. Boğazlar askerden arındırılacak,

2. Boğazlardan geçişler Milletler Cemiyeti’nin kuracağı Boğazlar Komisyonu tarafından düzenlenecek,

3. Türkiye’yi Boğazlarda doğacak bir tehlikeden korumayı İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya garanti edecek.

(Konuya devam edeceğiz.)