Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesinde anormal bir şey yok

İsrailli Mordi ve Natali Oaknin çiftinin casusluk şüphesiyle tutuklanmasında, bu işlemin pazarlık unsuru olarak kullanılmak istenmesi gibi bir art niyet bulunmadığı İsrail tarafından biliniyordu. Başbakan Naftali Bennett için her ne kadar eski Başbakan Netanyahu’nun öğrencisi deniyorsa da ne o ne de ortağı Yair Lapid Netanyahu gibi kişisel reklam peşinde olmadıkları için, Oaknin meselesi, hukuka ve diplomatik nezakete uygun şekilde ve sessizce halledildi.

Meselenin hukuku ilgilendiren taraflarıyla ilgili yorum, analiz, spekülasyon gerekmez. Gereken ne ise güvenlik ve kovuşturma aşamalarında yapılmış ve alınması gereken sonuç alınmış bulunuyor. Asıl bakılması gereken nokta, İsrail hükumetinin olay sırasında ve sonrasındaki dostane tavrıdır.

Gerek Cumhurbaşkanı Yitzak Herzog, gerekse Başbakan Bennet, hadisenin başından itibaren Türkiye’nin hükümranlık haklarına saygılı davranmış ve yasal soruşturmanın sonuçları ne olursa olsun, iki ülke arasında diplomatik bir anlaşmazlığa konu olmayacağı teminatını açıkça vermişlerdi.

Cumhurbaşkanı Herzog, 1983-93 arasında cumhurbaşkanlığı yapmış olan Haim Herzog oğludur ve İsrail’in saygın siyasetçilerinden biridir. Başbakan Bennet ise kendisi için Netanyahu’nun öğrencisi denilse de onu kat kat aşan bir devlet adamı kişiliğine sahip görünüyor. Elbette bir cumhurbaşkanı, birinci derece kendi ülkesinin çıkarlarını gözetmekle görevlidir.

İsrailI’in çıkarları ile şu sırada, Netanyahu’nun ülkeyi sürüklediği Yunanistan-Fransa ekseninde değil, çok daha geniş çaplı, bölgesel çıkarlar dengesini gözeten çemberdedir.

Bu çemberde, ABD eski başkanı Donald Trump ve damadı Jared Kushner’in sözüm-ona Orta Doğu barış planı adı altında ortaya sürdükleri gayrimenkul alım-satım çizelgesi yer almıyor. Bu çember Filistinlilerin 1967’den beri işgal altındaki topraklarını da içine almıyor. Bu çemberde sadece bütün bölge ülkeleriyle iyi komşuluk ilişkileri kurulması yer alıyor.

Her ne kadar işgal altındaki toprakların iadesi sağlanmadan, bunun için bir manivela olarak kullanılabilecek normalleşme imkanları acemice harcanmış ise de, İsrail ile komşularının arasındaki savaş hallerinin sona ermesi, birbirlerini diplomatik olarak tanımaları, bu barış çemberinin kurulmakta olduğunu gösteriyor.

Türkiye, İsrail’in kurulmasına sevinen ve bunu İsrail’i tanımasıyla gösteren ilk ülkelerden biridir. Bunu sağlayan Menderes yönetimi, bir çok kazanımının yarı sıra bölgeye getirdiği barış anlayışıyla da övülmeye layıktır. İsrail hükumeti, umulur ki, Yunanistan-Fransa ekseninden çıkarak, Filistin halkının Akdeniz’deki doğal kaynak haklarını tanıyarak ve bunları AB’ye aktarırken Türkiye’nin ekonomik deniz haklarına saygıda kusur etmeyerek, kendisine ikinci kere uzatılan bu dostluk elini boş çevirmeyecektir.

Bölge için anormal olan, topraklarının üçte birini ABD’ye üs ve limanlarını Fransa’ya kullanılmış hurda gemi deposu yapan Yunanistan’ın tavrı değil, İsrail’in dostane tutumudur.