Üzülmeyin, Amerika bizi korur

Yunanistan’ın Türkiye’ye kafa tutması ilk kez olmuyor. Gazeteciliğin zamanımızdaki piri, Altan Öymen ile 1974 Haziran’ında nerede ise bir ay birlikte izlediğimiz Karakas Deniz Hukuku Konferansında Yunan heyetinin benzeri çıkışlarına tanık olmuştuk. Türkiye’den bir taş atımı uzaklıktaki Meis adasının bile Türkiye ile aynı uzunlukta karasuyuna, kıta sahanlığına ve münhasır ekonomik bölgeye sahip olduğunu ciddiyetle savunan Yunanistan bu görüşlerini nerede ise tüm konferansa kabul ettirmişti. Bunun kısmen düzeltilmesi gerçi daha sonraki konferanslarda sağlandı ama yine de ortaya çarpık ve Türkiye’nin çıkarlarına aykırı bir metin çıkmış oldu.

Bu çarpıklığı iki şeye borçluyuz:

1. Türkiye’nin Karakas heyetinin başkanı Dışişleri Bakanlığı genel sekreteri merhum İsmail Erez’in, Sn. Öymen’in kanaatinin aksine, bence çok dikkatli olmayan katılımı.

2. ABD’nin modern deniz hukukunun oluşumunda, kendi ada devleti statüsünü, tarihi sular ve tarihsel haklar konusunda, örneğin Ege, Adriyatik ve Güney Çin Denizi gibi yerlerdeki hukuk ile karıştırmış olması.

ABD bunu “karıştırdı” mı, yoksa kasten mi yaptı? Hala tartışılıyor. Ama ABD’nin bu tutumu, Yunanistan’a verdiği cesaret hala sürüyor. Bu tutum sadece Yunanistan’a değil, İsrail’e de cesaret veriyor. İsrail, bugün yüzde 42’sini işgali altında tuttuğu Filistin’in ne demiz hukukunu tanıyor ne petrol-gaz haklarını. İsrail de son tahlilde Yunanistan gibi, başları sıkıştığında ABD’nin kendilerini koruyacağına inanıyor.

Bir hakkın tanınması ancak söz konusu hakkı gerektiğinde kuvvetle koruma gücünden doğar. Ancak bazen “ihkak-ı hak” (hak sahibine hakkını verme) basit bir mantığın da sonucu olabilir. 783,562 kilometrekare Türkiye, 9 kilometrekare Meis adası ile aynı kıta sahanlığına, aynı münhasır ekonomik bölgeye sahip olabilir mi? Bunu, yüzü kızarmadan savunabilecek bir Yunan yetkilinin varlığına inanmak bile Aristo’ya hakarettir.

Başkan Erdoğan’ın engin bir sabır ve ferasetle ilan ettiği, “Bekleyelim, yolun sonunu görelim” kuralı şimdi devrede. Bu süre içinde Yunan komşularımız ile bir kere daha Ege gibi tarihsel hakların söz konusu olduğu bir su parçasının iki yakasını tutmuş iki ülke olarak, oturur konuşuruz. Yolun sonu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Aristo’ya layık bir evlat olup olmadığını gösterecektir. Aklın basit mantık ile bulunacak yolunu, Türkiye daha önce de birçok Yunan başbakana önerdi. Merhum Sadi Irmak, Karakas öncesi aynen şu ifadelerle işbaşındaki askeri cuntanın başbakanına çağrıda bulunmuştu:

“-Gelin Ege’yi bir dostluk denizi yapalım ve karış karış arayarak petrolü bulalım.”

Ege’yi bir dostluk denizi yapmak şöyle dursun, önce cunta, birkaç ay sonra da Konstantin Karamanlis, o avuç içi kadar adalara 7 mil karasuyu ilan etmeye kalktı. Bu, İstanbul’dan İzmir’e gidecek bir Türk yolcu vapurunun Atina’dan izin almasını; bırakın vapuru Çeşme’den denize açılıp balık tutmanın imkânsız olması anlamına geliyordu.

Bakalım bu kez önümüzde ne görünecek?