Yaz oraya, bir katliam daha!

Netanyahu’nun başbakanlığı bırakmamak için başlattığı Kudüs ve Gazze saldırıları 11’inci günde dünyanın baskısı sonucu 60’dan fazlası çocuk, 200’den fazla Filistinlinin ölümüyle sona erdi. ABD Başkanı Joe Biden, ağzının bir kenarından “tarafları ateşkese çağırırken” ağzının diğer kenarından Netanyahu’ya 375 milyon dolarlık yeni silah vereceğini açıkladı. ABD, BM Güvenlik Konseyi’nde bir karar alınmasını, bırakın kararı, bir açıklama yapılmasını bile engelleyince, Türkiye yoğun bir çaba ile BM genel kurulunun İsrail saldırganlığını görüşmesini sağladı. Sağladı ama genel kurulda da arzu edilen uluslararası tepki oluşturulamadı.

193 üye ülkeden sadece 81’i konuyla ilgili görüş açıkladı; bunlardan sadece 10’u toplantıya dışişleri bakanını yollamıştı. Konuşmalardan sadece 25’inde İsrail ile ilgili olarak “kınama” kelimesi kullanıldı. Genel Kurul’un başkanı Türkiye temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır, Türkiye’nin istediği gibi, Kudüs’ün bir uluslararası korumaya alınmasını sağlayacak karar tasarısı çıkmasa bile, üyelerin üçte ikisi gibi büyük bir çoğunlukla İsrail’in kınanması ve Filistinlilerin desteklenmesi yönünde konuşmalar yapılmasının bile yeterli olacağını söylemişti. Bu bile sağlanmadı.

Neden? Nedeni çok açık: Sadece Türkiye’nin çabası yetmedi. 57 üyeli İslam İş birliği Teşkilatı (İİT) ile 22 üyeli Arap Birliği, zahmet edip, Kudüs ve Gazze katliamları boyunca toplanmadılar bile… Yine Türkiye’nin zorlamasıyla, çevrimiçi görüşmeler yoluyla İİT bir bildiri yayınlayabildi.

Filistinlilerin tarihine bir katliam daha yazılmış oldu. 61 çocuk--çoğu bebek--öldü gitti. 140 yetişkin, kadın-erkek, yok oldu. BM üyesi 112 ülkenin bu vahşete karşı kayıtsız kalmasının bir diğer sebebi daha var: Filistinlilerin birlik olmaması, seçim yaparak temsilcilerini demokratik şekilde seçemiyor olmaları.

Netanyahu’nun kanlı tuzağına karşı, Gazze’den atılan ve içlerinden birkaçı İsrail için ciddi tehdit ve hasar sebebi olan roketlerin bütün Filistinlilerin ortak tepkisi olup olmadığı bile bilmiyor dünya. Filistinlilerin ortak bir sesi var mı yok mu onu bile bilmiyoruz. BM, İsrail’i kurarken bir de “Arap Devleti” kurulmasını kararlaştırmıştı. Museviler bu karardan çok önce örgütlenmiş ve bütün bölgeyi Araplar için kan gölüne çevirmişlerdi. Araplar bu şiddete karşı direnmedikleri gibi, bir araya gelerek dünyaya, Musevi mezalimini bile haykırmadılar. Birkaç aşiretin birbirinden bağımsız, gerekli teçhizattan ve Musevi terörüne karşı ortak istihbarattan yoksun çabaları… Sonra, arada bir İsrail gelip başlarına yıkıncaya kadar, mülteci kamplarında dilenci yaşamı…

Ağır hükümler bunlar; ama gerçek. Ve bu sefalet hala sürüyor. Filistinliler, tek bir ağızdan dünyanın karşısına geçip bu ikiyüzlülüğün iğrençliğini bile haykıramıyorlar. Oysa Birleşmiş Milletler’de bazı Avrupa ülkelerinin adeta sadaka kabilinden tanıdıkları bir Filistin temsil heyeti bile var. Var mı gerçekten?

Neden bu dağınıklık? Sebeplerini irdelemeye başlamanın çoktan vakti gelmedi mi?