Yunanistan ile ne görüşeceğiz?

1974’tü, Venezüela’nın başkenti Karakas’ta 3’ncü Deniz Hukuku Konferansı toplanacaktı. O tarihte görevli olduğum Hürriyet gazetesi, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkartma hazırlığı sebebiyle uzmanlarla, iki ülkenin siyasetçileriyle konuşarak uzun süren bir yayın yaptı. Yayın “Olmaz olsun böyle dostluk” manşetiyle başladığı için, ortalık bir anda ısındı tabii. Başbakan Bülent Ecevit, İsviçre büyükelçimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eski üyesi, bilge hukukçu Suat Bilge’yi yeni hükumeti bilgilendirmesi için Ankara’ya çağırdı. Bu vesile ile Prof. Bilge’nin arzu eden gazetecilere de uzun bir deniz hukuku dersi vermesi sağlandı.

Dersin özeti şuydu: “Yunanistan, yaklaşan deniz hukuku konferansında, büyüklüğüne bakmaksızın her adanın ana kara gibi kıta sahanlığı olmasında ısrar edecek. Bu andaki karasularının uzunluğu meselesini sadece Türkiye’nin dikkatini başka yere çekmek için yapıyor. Yunanistan, adaların kıta sahanlığı olmadığını, Ege’de adil paylaşımın orta hat kavramıyla bulanacağını kabul etmelidir. Adalar, yanındaki ana karanın kıta sahanlığı üzerinde bir çıkıntıdır, kendi başına kıta olmadığı için, denizaltında sahanlığı yoktur.”

Basın nedense konuya ilgi göstermedi; Karakas toplantılarını sadece Milliyet’ten Altan Öymen ile Hürriyet adına ben izledim. Gerçekten de bir aya yakın süren oturumlarda Yunanistan temsilcileri genel kurula bile girmediler ve ülkelerin heyetlerini tek tek dolaşarak adaların kıta sahanlığı konusunda kendi tezleri lehine kulis çalışması yaptılar.

1982’ye kadar yapılan bütün konferanslarda da aynı tutumu sergilediler. Ancak, 1982’de imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi sanıldığı gibi karasuları, kıta sahanlığı uzunlukları ile ilgili olmayıp, ülkelerin arasında bu uzunluklar yüzünden çıkacak anlaşmazlıkların nasıl çözüleceği ile ilgilidir. Yani, Türkiye, ABD, İsrail ve diğer 11 ülkenin imzalamadığı veya imzalasa bile onaylamadığı sözleşmede, Yunanistan’ın adaları gerçek ana karalar ile aynı hukuka sahip sayan tezine onay yoktur.

O halde Fransa ile birlikte Yunanistan’ın Türkiye’yi Ege’de bir olup-bittiye getirme çabası, uçak gemisiyle veya Cumhurbaşkanını Meis’e göndererek, tehdit girişimlerinin arkasında hukuk yoktur. Yunanistan arkasında hukuki dayanak olmadığı için masaya oturmak istemiyor; Total S.A. şirketinin Yunanistan’ın çıkartması muhtemel gaz ve petrolden alacağı payı kaçırmak istemeyen Fransa’nın eteklerinin arkasına saklanıyor.

Ama şu beş hafta içinde Yunanistan ve Fransa gördüler ki, öyle bağırmayla çağırmayla, silah şakırtısıyla, Türkiye’yi sindiremez. Çare nedir? Efendi-efendi masaya oturmak ve adaların kıta sahanlığı olmadığını kabul edip, iki ana kıtanın deniz altı sahanlıklarının orta hattan bölünmesini konuşmaktır.

Suat Hoca’nın 1974’te öğrettiğini Yunanistan o zaman kabul etmiş olsa idi, belki de şu anda Avrupa’nın en fakiri değil Akdeniz’in en zengin iki ülkesinden biri olacaktı.

Yunancada “Hatanın neresinden dönülse kârdır” diye bir söz var mıdır?