Bizim 13 Numara'ya Nobel!

Nobel'li yazılar (1) STOCKHOLM Bugünlerde gayet mutlu olduğunu söylüyor. Netameli, siyasi konulara girmekten kaçındığını belirtiyor. İstanbul'dan, bazı edebiyat çevrelerinden söz ediyoruz.Aklıma geliyor, gülüyorum.Orhan Pamuk New York'ta.Nobel Edebiyat Ödülü'nün açıklandığı gün. İstanbul-Cihangir'de oturduğu apartmanın kapıcısı, Orhan Pamuk'un komşusunun kapısını çalıyor.Heyecanlı bir havada:"Ağabey biliyor musun, şimdi televizyon verdi, bizim 13 numara Nobel'i almış..."Kanalların, köprülerin üstünden geçiyoruz. Sular gürül gürül denize akıyor.Islak bir Stockholm akşamı.Çiseleyen yağmur, hafif sis ve loş ışıkların içinden hayalet gibi yükselen koca taş binalar... Gece vakti bu şehrin melankolik, -ya da Orhan Pamuk'un deyişiyle- hüzünlü bir havası var.Romantik ve kasvetli.Yayınevine giden çıkmaz sokağı mumlarla aydınlatmışlar. Genç bir adam ateş dansı yapıyor, iki elinde iki ucu yanan sopalarla. Genç kızlardan oluşan bir koro, Orhan Pamuk'a hoş geldin şarkıları söylüyor."Noel şarkıları" diyor Orhan Pamuk'un kitap kapaklarını yapan genç tasarımcı, "Dostluk ve barıştan da söz eden melankolik Noel şarkıları..."Girişteki koridora boydan boya Orhan Pamuk'un İsveç'te çıkan kitaplarını dizmişler, rengarenk. Her birinin üstünde kırmızı bir bant:2006 Nobel Edebiyat Ödülü.Kitapların üzerindeki duvarda da, İsveç caddelerini de süslüyen Orhan Pamuk posteri göze çarpıyor.Yemek salonu mumlarla aydınlatılmış. Bir köşede üç kişilik bir grup, hafif caz yapıyor. Daha çok İsveçli yazarların ve yayınevi çalışanlarının davetli olduğu özel bir gece. Yasemin Çongar, Okay Gönensin ve Yavuz Baydar'la birlikteyiz. Dikkatimi çekiyor.Kimse, Orhan Pamuk'un başına üşüşmüyor. Her şey sade ve yalın. Abartılı olmaktan uzak. Konuşmalar da öyle, kısa ve öz, özentili değil.Belki de kendini fazla belli etmeyen, ölçülü bir entelektüalizm. Bir bakıma Fransa'dakinin tersi denebilir.Norstedts Yayınevi'nin Orhan Pamuk'tan önce Nobel'li iki yazarı daha var: Imre Kertesz, Claude Simon.Orhan Pamuk'un İsveçli editörüyle sohbet ediyoruz. İsveç'te önce Kara Kitap yayınlanmış. Sonra Benim Adım Kırmızı çıkmış. Asıl patlama Kar'la gelmiş. Geçen ağustos ayındaysa İstanbul yayınlanmış ve çok iyi karşılanmış...Şöyle diyor:"Nasıl ki Marcel Proust Paris'i, James Joyce Dublin'i yazdıysa, Orhan Pamuk da İstanbul'u anlattı."Ya da Paul Auster'in New York'u, Brooklyn'i anlattığı gibi... Yayınevi yetkilisi ilginç bir noktaya değiniyor. Uzun yıllardır Nobel Edebiyat Ödülü kazanan yazarların kitapları çok fazla satmıyormuş. Amerika'dan, İngiltere'den bunun örneklerini veriyor. Nobel'i kazanıyor ama kitaplarının satışı fazla kımıldamıyormuş...Bu açıdan Orhan Pamuk farklı bir çıkış yapmış. Ödül'ün açıklanmasından beri kitap satışları fevkalade gidiyormuş.Bütün dünyada Kar'ın bir buçuk milyon okura, Benim Adım Kırmızı'nın 1 milyon okura ulaştığını, Türkiye'de de Orhan Pamuk kitaplarının toplam 1 milyon okur sınırını geçtiğini öğreniyorum.Bu arada son olarak Vietnam, Bangladeş ve Bask dillerine de çevrilen Orhan Pamuk'un kitapları bütün dünyada toplam 49 yabancı dilde yayınlanmış oluyor.Yıllar önceydi.1980'lerin başı olmalı. Cumhuriyet'in Genel Yayın Müdürü'ydüm. Aynı zamanda Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yürütme Kurulu'nda çalışıyordum. Kurul'un üyeleri arasında İspanya'nın El Pais gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Juan Cebrain da vardı.Bir gün toplantı halindeydik.Gabriel Garcia Marquez'in Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı haberi geldi. Cebrian'ın arkadaşıymış. Marquez hakkında da bir kitap yazıyormuş. Ballandıra ballandıra anlatmıştı Marquez'i...Kıskanmıştım Cebrian'ı.Benim de bir arkadaşım, tanıdığım biri, bir gün Nobel'i alsa da, şöyle kocaman sürmanşet çeksem gazeteye diye içimden geçirmiştim. Bu bana değil ama çeyrek yüzyıl sonra Genel Yayın Müdürü'müz Sedat Ergin'e, Milliyet'te nasip oldu.Çarşamba akşamı yayınevinin davetine giderken Orhan Pamuk'a anlattım, çeyrek yüzyıl öncesinin bu duygularını.İlk kez Nobel'i kazanan bir Türk'ü, Orhan Pamuk'u, onun yıllar boyu süren kuyumcu titizliğiyle gerçekleştirdiği bu başarı öyküsünü bir gazeteci olarak Stockholm'de izliyor olmaktan mutlu ve sevinçliyim. Orhan Pamuk, yanında kızı Rüya, (Rüya Galatasaraylı, babası Fenerli) çarşamba akşamı İsveçli yayıncısının onuruna verdiği yemeğe gidiyoruz. Gazeteciliği, gazetecilik yapan bir temel ilke vardır:Ben oradaydım!Yani önemli bir olaya bizzat tanıklık etme duygusu...Dün akşamüstü Orhan Pamuk'un İsveç Akademisi'ndeki Nobel Ödülü'nü kabul konuşmasını dinlerken, bir gazeteci olarak ne kadar şanslı olduğumu gözlerim yaşararak düşündüm.Bu konuya yarın devam edeceğim. h.cemal@milliyet.com.tr Oradaydım!