Dikkat, Amerika kendi derdine düşüyor!

Dikkat, Amerika kendi derdine düşüyor!


WASHINGTON


       Amerika şaşkın! Oylar sandığa girdi ama iki haftadır bir başkan çıkmadı içinden... Ama aynı zamanda Amerika'da yeni bir tarih yazılıyor, tarihin ilk müsvetteleri...
       Çünkü tarihinin en vahşi seçimini yaşıyor Amerika. Başına ilk kez geliyor böylesi. Çünkü elle sayım, makineyle sayım derken belki de tarihinin en büyük anayasal krizine doğru yuvarlanıyor Amerika...
       Bir Afrikalı - Amerikalı.
       Artık siyah, hele zenci hiç yok. Bunlar ırkçı deyimler. Bunun yerine uzun zamandır yalnız köken belirtiliyor. İngilizce deyişle Afro - American, yani Afrikalı - Amerikalı...
       Onlardan biri. Hoş sohbet. Üstelik siyasete meraklı. Aileden Demokrat. Oyunu Al Gore'a vermiş.
       Fakat yakınıyor:
       "Sanki sahici değil Al Gore. Bu adamın yapay, sentetik bir yanı var. Nerede Billy - Boy! (Bill Clinton) Keşke yeniden aday olabilseydi. Emin olun silip süpürürdü Clinton. Görecekseniz, bir dahaki sefere Hillary Clinton'ı seçeceğiz. Şimdi Senato'ya girdi. Gelecek seçimde Hillary'yi Amerika'nın ilk kadın başkanı yapacağız."
       Bush'tan hiç hoşlanmıyor:
       "Teksas Valisi Bush, bir Cumhuriyetçi. Ben ırkçı değilim ama Beyaz Saray'da Bush demek beyaz hakimiyeti demektir. Beyaz, zengin ve muhafazakarların hakimiyeti..."
       Ve bir uyarısı var:
       "Hangisi seçilirse seçilsin Amerika'nın işi zor. Çünkü fena halde bölünmüş durumdayız. Zayıf bir başkan olacak. Tartışılan bir başkan olacak. Nasıl yönetecek bu ülkeyi bilmiyorum."
       Zayıf başkan!
       Meşruiyeti tartışmalı başkan!
       Bu konu Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye bu yüzden önümüzdeki iki yıl içinde bazı bakımlardan zorlanabilir. Bush da seçilse, Gore da seçilse fark etmeyebilir.
       Çünkü öyle anlaşılıyor ki hangisi seçilirse seçilsin, Beyaz Saray'da zayıf bir başkan olacak. Hem bölünmüş bir ülkeyi devralacak, hem de karşısında tam ortasından karnıyarık gibi bölünmüş bir Kongre bulacak.
       Beyaz Saray'daki otorite zaafiyeti ve bu bölünmüşlük olgusunun, Washington'daki 'menfaat grupları'nı, yani lobileri olduklarından daha fazla güçlendireceği öngörülüyor. Elbette Rum - Yunan lobisi, Ermeni lobisi ve bunların yamacında yeni yeni filizlenen Kürt lobisi gibi marjinal lobilerin sesi de yeni başkanın karşısında daha fazla çıkabilecek.
       İşte böyle bir gelişmenin Türkiye'nin işini zorlaştırması yakın ihtimaller arasında...
       Örneğin, daha geçen hafta Kongre'de bir gol yedi Türkiye. Sekiz tane ağır nakliye helikopterinin ihraç izni Senato'da askıya alınıverdi. Arkada Demokratlar ve Rum - Yunan lobisi var. Helikopterler ticari satış ve kontrat dört beş ay önce imzalanmış. Üstelik saldırı helikopteri değiller.
       Soruluyor:
       Bunca ay ses çıkarılmadı, niye şimdi donduruldu ihraç izni? 145 saldırı helikopteri için bu yakınlarda Türkiye'nin açtığı ihale ne olacak? Bu sorularda yakın geleceğe dönük işaret ve tedirginlikler yatıyor.

Atina'nın zamanlaması...

       Bir adım daha ileri gidilip şöyle bir spekülasyon yapılabilir: Yunanistan'ın Türkiye'yi Kıbrıs ve Ege konularında Avrupa Birliği cephesinde olağan dışı sıkıştırmaya başlamasında, Amerika'nın kendi derdine düşüyor olmasının payı var mı? Bugüne kadar birçok alanda desteğini daha çok Türkiye'nin arkasına koyan Washington'un zayıf bir başkanla kendi içine dönmesi ihtimali, Atina'yı cesaretlendirmiş olabilir mi?
       Fikir jimnastiğinde yarar var:
       Özellikle 1990'dan, yani Körfez Savaşı'ndan beri Amerika'nın gözü Türkiye'nin üzerinde. Başkan Bush'tan başlayarak, son sekiz yıllık Başkan Clinton döneminde Türk - Amerikan ilişkileri belki de tarihinin en iyi dönemini yaşadı. Şöyle bir düşünün Amerika'nın destek alanlarını:
       Apo'nun paketlenmesi... Gümrük Birliği üyeliği... Helsinki'de AB'ye üyelik statüsü... Avrasya'da ve enerji coğrafyasında Türkiye'nin ön plana çıkması, Bakü - Ceyhan Boru Hattı... Kuzey Irak operasyonları, özellikle 1995 başındakinde Amerika'nın onayı... Kıbrıs'ta Türk tarafına karşı esneklik... Ve ekonomik alanda 1994 krizi sonrası dahil Türkiye'ye destek ve yol gösterme çabaları... Son olarak Başkan Clinton'ın Ermeni karar tasarısını Kongre'de durduran mektubu...
       Amerika bunları elbette Türkiye'nin kara kaşı, kara gözü için yapmadı. Çıkarları, Türkiye'ye destekten geçtiği için yaptı. Türkiye'den Balkanlar'da ve Ortadoğu'da destek sağladı. Yani Türkiye'nin Amerika'yla olduğu gibi, Amerika'nın da Türkiye'yle çok işi vardı.
       Bugün de karşılıklı çıkar ve 'stratejik işbirliği' ilişkisi değişmiş değil. Hele Ortadoğu'daki karışıklık bugünkü gibi devam ettiği sürece değişmesi de kolay değil.

Çantada keklik mi?

       Fakat soru şu:
       ABD desteği çantada keklik mi? Son on yılda olduğu gibi aynen devam eder mi?
       Emin olmak zor.
       Bu soruların cevapları eskisi kadar artık açık değil. Belirsizlik Amerika'nın içine girdiği fırtınalı dönemden kaynaklanıyor. Belirsizlikte, zayıf başkanla birlikte, bölünmüş Kongre ve bu yüzden güçlenmiş lobiler rol oynuyor.
       Türkiye açısından Amerika on yıldır önemli bir destek kapısı. Örneğin Avrupa'ya karşı Türkiye'nin yanında önemli bir denge unsuru...
       Şimdi şöyle denebilir:
       Amerika kendi derdine düşüyor; bunlar eskisi gibi olmayabilir; onun içindir ki Amerika'yı yakın takipte tutmak ve başta AB olmak üzere bazı alanlardaki yönelişlerimizde bu yeni durumu herhalde hesaba katmak zorundayız.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr