Düşünme korkusu, demokrasi korkusu!

Nedir düşünme korkusu?..Haldun Tanerin ünlü oyunu Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparımdaki tipler mi düşünce korkusunu yaşayanlar? Ya da beyinlerini, akıllarını başkalarına teslim edenler?Özgür düşünemeyenler...Sorunlara eleştirel bakamayanlar...Çok yönlü düşünemeyenler...Bağımsız düşünemeyenler...Aklını sloganlara tutsak edenler...Kabullenip sorgulayamayanlar...Kısacası:Düşünme Korkusu.Zehra İpşiroğlunun Papirüs Yayınevinden yeni baskısı çıkan kitabı. "Düşünmeyi öğrenme ve öğretmenin temelleri..."Ne kadar ihtiyacımız var buna.Şöyle diyor İpşiroğlu:"Düşünmeyi öğretmek bence öğretimin temel amacı olmalı. Sorunlara farklı açılardan bakabilmeyi, eleştirel ve özgür düşünebilmeyi öğretmeli, ideolojilere karşı bir tür bağışıklık kazanmamızı sağlayabilmeli, kişilik gelişimine bir katkıda bulunabilmeli öğretimin temel amacı.Tam tersi oluyor.Sindirilmiş, baskıcı bir ortamda ya gölgesinden bile korkan ya da köşeyi dönmekten başka bir şey düşünmeyen iki yüzlü insanlar yetiştiriyoruz. Haldun Tanerin ünlü oyunu Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparımdaki tipler Vicdani ve Efruz Bey gibi...Eleştirel düşünme, çok yönlü düşünme yetisi gelişmemiş bir toplum olduğumuz için böylesine hoşgörüsüzüz. Farklı düşüncelere saygı göstermiyoruz. Birbirimizle diyaloğa giremiyoruz. Kolaylıkla dogmaların, ideolojilerin tuzağına düşüveriyoruz." (Cumhuriyet Kitap, sayı 661)Zehra İpşiroğlu kitabında, bizim ülkemizin ezberci ve otoriter eğitim ve öğretiminden yakınıyor. Bunu dayatan otoriter devlet ideolojisini eleştiriyor.İlginç bir dipnot şöyle:"Üniversite reformu sorunu, Darülfununun kapatılıp İstanbul Üniversitesinin ilk kurulduğu yıllarda gündemdeydi. Üniversitenin kuruluş hazırlıklarına katılan Prof. Malche raporunu hazırlamadan önce Türk gençleriyle konuştuğunu, gençlerin hocaların düşüncelerini yinelemekle yetindiklerini, bir sorunu açıkça tartışmaya yanaşmadıklarını söylüyor.Bu gözlem ona yeni kurulacak olan üniversitenin amacının ne olabileceğini açıklığa kavuşturuyor. İstanbul Üniversitesi Türk gençlerine özgür düşünmeyi öğretecekti. Öğretim soyut düzeyde sürdürülmeyecek, gerçeğe yönelecekti. Nakil geleneğine değil, araştırmaya dayanacaktı."Yapabildik mi bunları?Medrese kafasından kurtulduk mu?Nakil geleneğinden kurtulduk mu?Özgür düşünmeyi okullarda, üniversitelerde öğretebiliyor muyuz?Sanmıyorum.Hala yolun başındayız.Bunca yıl geçti, devrimci bir atılımı gerçekleştiremedik eğitim ve öğretim düzenimizde...Oysa düşünme korkusunu aşabilsek, ne kadar rahatlayacağız."Eleştirel yaklaşım yapıcı ve insancadır" diyen Bertolt Brecht ne kadar haklı.Dip not:İşte ben de bu nedenle Serdar Turgutu hoş görebiliyorum. h.cemal@milliyet.com.tr Düşünme korkusu... Düşünme korkusunu aşan toplumlar, demokrasi korkusunu da yenerler mi? Demokrasi korkusunun altında düşünme korkusu mu yatar?