Ege'yi Avrupa gölü yapalım

Ege'yi Avrupa gölü yapalım


ATİNA


       Grande Bretagne Oteli'nin lobisinde dün öğle vakti oturuyoruz garson kız, servis yaparken Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ı birden tanıdı ve İngilizce olarak güler yüzle dedi ki:
       "Televizyondakine göre daha iyi görünüyorsunuz."
       Anlaşılan Yılmaz'ın görüntüsü bugünlerde Yunan televizyonlarında hiç eksik olmuyor.
       Nedeni malum:
       Yılmaz'ın Yunanlılarla ilgili parmak esprisi. Geçen hafta önce bir televizyon kanalına, ertesi gün de, aralarında benim de bulunduğum Milliyet yazarlarına şakayla karışık şöyle demişti:
     "Yunanlı ile dostluk iyidir de, el sıkışırken eksik mi değil mi diye parmaklarını saymak gerekir."
       Bunu gülerek, espri niyetine söylemişti. Ancak, Dışişleri Bakanlığı da yapmış bir Başbakan Yardımcısı'nın ağzından çıkmasa elbette daha iyi olurdu.
     Atina Belediye Başkanı Avramopoulos'un dün Yılmaz için verdiği öğle yemeğinde yan yana oturduğum önde gelen Yunanlı bir bankacı şöyle dedi:
       "Yılmaz'ın konvoyu Belediye Başkanlığı binasına gelirken, Türk bayrağını gören kimileri arabaya eğilip elleriyle parmak işareti yapmışlar. Keşke bunu söylemeseydi. Nazik de olmadı, diplomatik de... Ayrıca, Atina'ya gelirken Dışişleri Bakanı Cem ısrar ettiği için geliyorum demesi de hoş olmadı."
       Arkasından ekledi:
       "Yanlış anlamayın beni. İki ülke dostluğa mahkum. Avrupa Birliği'ne de mahkum iki ülke. İlişkilerimizde bundan sonra da iniş çıkışlar olabilir. Yol kazaları yaşanabilir. Ama artık hiçbiri ciddi olamaz. Çünkü her iki taraf da ciddi bir krizin yüksek maliyetinin artık çok iyi farkındalar."
       Bu görüşlerini genel olarak benim de paylaştığımı söyledim Yunanlı bankacıya...
       Yılmaz'ın bu parmak esprisi öyle anlaşılıyor ki Yunanistan'da fena halde ciddiye alınmış. Sokaktaki adama da dokunmuş. NATO tatbikatı sonrasında ortaya çıkan bulanık hava bir espri uğruna biraz daha bulanıklaşmış...
       Sonuç:
       Ege'de kriz havasına devam mı?
       Hayır.
       Ankara gibi Atina da bulanık havanın dağılması için çaba sarf ediyor. İki tarafta da son bir buçuk haftalık gerginlik geçici olarak algılanıyor. Fazla hasara yol açmayan bir yol kazası olarak niteleniyor.
       Örneğin, Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları İsmail Cem'le Yorgo Papandreu'nun birkaç gün önce Budapeşte'deki Atlantik Antlaşması Derneği'nin toplantısında, güven artıcı önlemler konusunda mutabık kalmaları, Ege üzerindeki bulutları dağıtıcı bir gelişmeydi. Öte yandan askeri manevra krizi üzerine Yunan parlamentosunda dondurulan 9 tane Türk - Yunan çerçeve anlaşmasının önü Papandreu'nun girişimi üzerine açıldı. Bu anlaşmaların yakında onaylanacağı öğrenildi ki, bu da bir başka olumlu gelişmeydi.
       Nitekim, önceki gün konuştuğum Türk Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkili Türk - Yunan ilişkileriyle ilgili şöyle dedi:
     "Durum iyi!"
       Sonra da ekledi:
       "Her iki tarafın da vazgeçemedikleri bazı kötü alışkanlıkları var. Özellikle Atina bazen çok asabi davranıyor. İniş çıkışlar olabiliyor. Zamana ve sabra ihtiyaç var."
       Dışişleri Bakanlığı, Türk - Yunan İş Konseyi toplantılarına katılmak üzere Atina'ya gelmeden önce Yılmaz'a çarşamba günü bir brifing verdi. Ve kendisine şu telkini yaptı:
     "Yunan basınından gelebilecek tahriklere karşı dikkatli olmakta ve genel olarak olumlu bir tavır sergilemekte yarar var."
       Nitekim, Yılmaz Ankara'dan Atina'ya diyalog ve dostluk mesajı getirdi. Bunun karşılıksız kalmayacağı anlaşılıyor. Yılmaz, muhalefetteki Yeni Demokrasi Partisi'nin onursal başkanı ve eski Başbakan Miçotakis'le görüşmesinde bu mesajını tekrarladı. Ayrıca iki parti arasında bir Türk - Yunan dostluğu komitesi kurulmasını önerdi.

Ege: Avrupa gölü

       Başbakan Yardımcısı Yılmaz gezisini izleyen gazetecilerle yaptığı sohbette, Yunanistan'ın Türkiye'yle diyalogdan ve Türkiye'nin AB üyeliğinden pişman olmayacağını söyledi. Yılmaz ayrıca, Yunanistan'la birlikte Türkiye de AB üyesi olunca iki ülke arasındaki sorunların da kendiliğinden çözüleceğini belirterek, "Böylece Ege de bir Avrupa gölü olur" dedi.
       Bu arada Yılmaz, AB ile gelecek hafta açıklanacak olan Katılım Ortaklığı Belgesi konusunda Dışişleri Bakanı Cem kadar iyimser olamadığını da sözlerine ekledi.
       Yılmaz dün Yunan basınının karşısına ilk kez öğle yemeği öncesinde Atina Belediye Başkanı'yla birlikte çıktı. Ve beklendiği gibi ilk sorular "Yunan parmakları" oldu.

İdam mangası...

       Yılmaz şu cevabı verdi:
       "O bir şakaydı. Üstünde fazla durmaya gelmez. Benim Yunan halkına saygım büyüktür, iki halkın, sorunlarını karşılıklı diyalogla çözeceğine inanıyorum."
       Yılmaz bu açıklamasına diplomatik bir nüans da ekledi. Daha doğrusu Atina'ya ince bir mesaj verdi:
       "Ancak diyalog, tek taraflı tavizlerin çerçevesi olamaz. Bunun için ortak çaba gerekir."
       Atina Belediye Başkanı Avramopoulos basın toplantısından sonra yemeğe geçerken Yılmaz'ın kulağına eğilip şöyle dedi:
     "Basının önünde kendimi hep bir idam mangasının önünde gibi hissediyorum."
       Başkan yemek sırasında Türk - Yunan dostluğunu överken şöyle dedi:
     "İki ülkenin iş dünyaları ve sivil toplumları mesafe aldıkça, hükümetler de onları hiç kuşkunuz olmasın izleyecektir."
       Atina'nın havasını birkaç gün daha yansıtmaya çalışacağım...


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr