Hiç unutmayın, barış ve demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer!

DİYARBAKIR
Hiç aklınızdan çıkarmayın, bu ülkede barış ve demokrasinin yolu Diyarbakır’dan, kaç zamanın acılarıyla yoğrulmuş bu şehirden geçer.
Öteden beri, ta içimden inanırım buna.
Barış ve demokrasi Diyarbakır’a gelmedikçe, Türkiye’de de barış ve demokrasinin kolu kanadı kırık kalır.
Eğer bu ülkede barış ve huzurun taşları yerli yerine oturacaksa, eğer bu ülkede demokrasi ve hukukun ilkeleri yolumuzu aydınlatacaksa, eğer bu ülkede insan hakları ve özgürlükler hükümran olacaksa, o zaman hiç kuşkunuz olmasın, bütün bunların yolu Diyarbakır’dan geçer.
Çok acı çekti bu şehir.
Çok gözyaşı akıttı.
Ama yalnız Diyarbakır değil, onunla birlikte bütün Türkiye acı çekti, gözyaşı akıttı.
Yazın bir kenara:
Geçmişin acılarıyla bu denli yoğrulmuş insanlar gelecekten korkmaz. Ve geçmişin tutsağı olmadan, bu topraklarda güzel bir geleceğin temellerini hep birlikte, elbirliğiyle atarlar.
Umut etmeden yaşanmaz.
Bugün barış umudu doğmuş durumda. Diyarbakır ve Türkiye’de bunun heyecanı ilk kez böylesine yaşanıyor.
Anaların artık gözyaşı dökmeyecekleri tarihi bir dönemin eşiğinde sayılırız. Diyarbakır’da ve bütün Türkiye’de insan onuruna yakışan gerçek bir barış yapılabilir.
Klasik deyiştir:
Barış yapmak, savaş yapmaktan zordur!
Öyledir ama artık yeterince acı çekildi. Tüm tarafların bunca yıllık meşru acıları barışın kapısını araladı diye düşünüyorum.
Diyarbakır’da da hissettim.
Bugüne kadar yaşanan acılar artık bu ülkede silahla, şiddetle, zorla bir yere varılamayacağını tüm taraflara göstermiş durumda...
Yaşamak için ille de acı çekmek gerekmiyor.
Anaların ağlamadığı, şehit cenazelerinin gelmediği, taziye çadırlarının kurulmadığı bir Türkiye bugün artık hayal değildir.
Hep birlikte ama hep birlikte ellerimizi kararlılıkla uzatırsak, hiç kuşkunuz olmasın, barışı yakalarız.
Tekrarlamakta yarar var.
Barış bugün hayal değil.
Yeterince olgunlaştık çünkü...
Unutmayın, acılar olgunlaştırır!
Olgun insanlar, kadınıyla erkeğiyle, dağdakiyle ovadakiyle, siviliyle askeriyle geçmişin, acıların tutsağı olmazlar.
Ben buna inanıyorum.
Ve ancak geçmişin esiri olmayan insanlardır, bu topraklarda bebeklerin mutlu bir dünyaya doğacakları güzel bir geleceği, yani gerçek barışı el birliğiyle kuracak olanlar...
Barış uzak değil, yakın.
Daha da yakınlaştırmak elimizde.
Soruyorlar, kan ve gözyaşını durdurmak ama nasıl diye... Bu soruyu bu ülkede kötü niyetle soran barış düşmanları da var. Barışı sabote etmeye odaklanmış olanların oyununa gelmekten özenle kaçınmak lazım.
Eğer biz barışa açılan yolun inişli çıkışlı bir süreç olduğunu görebilirsek... Acele işe şeytan karışır özdeyişini unutmaksızın, zamanı ille de torbaya sokmak için uğraşmazsak...
Korkularımızın, evhamlarımızın, önyargılarımızın esiri olmaktan kaçınırsak... Tepkilerimizi dünyanın sonuymuş gibi vermekten sakınırsak...
Ve her şeyi serbestçe konuşur, tartışırsak...
Bütün bunları yapabilirsek, işte o zaman barış daha yakınlaşır.
Önce oturup tartışalım.
Konuşmaktan korkmayalım.
Bu süreç başladı.
Üstelik ilk kez oluyor.
Bırakın, ağzı olan konuşsun!
Korkularımızdan, evhamlarımızdan, önyargılarımızdan ancak böyle böyle kurtulmaya başlarız. Ancak bu yolla, Kürtler Türklere, Türkler Kürtlere kulak vermeye başlar. Ve Türkler meseleyi öğrenmeye, kendini Kürtlerin yerine koymaya başlar.
Ama bir koşul daha var:
Dağda silahların susması!
Parmaklar tetikten çekilecek, operasyonlar duracak, mayın döşenmeyecek... Ve böyle bir süreci sabote edebilecek her türlü provokasyona karşı uyanık davranılacak... Süreci silahtan ve şiddetten arındırmak zorundayız. Silahların sustuğu bir ortamda önce konuşacağız, tartışacağız. Hem kapalı kapıların arkasında, hem de önünde...
Sözcükler özgürce uçuşacak!
Bir başka deyişle:
Bugüne kadar olmayanı yaşamaya başlayacağız. Konuşa konuşa anlaşabileceğimiz yollarda barışa doğru yürüyeceğiz.
Elbette, zor olanı kolay olandan ayıracağız bu süreçte. Elbette, önceliklerle sonralıkları karıştırmayacağız. Elbette, arabayı atın önüne koymayacağız.
Bu bakımdan tüm taraflara, özellikle Erdoğan hükümetiyle DTP’ye büyük görev ve sorumluluk düşüyor.
Tocqueville‘in bir sözü vardır:
“Geçmiş geleceğe ışık tutmuyorsa, akıl karanlıklar içinde yürümeye başlamış demektir.”
Evet, geçmişi unutmayalım ama acıların da esiri olmayalım.
Barış ve demokrasi ancak bu sayede Diyarbakır’la birlikte bütün Türkiye’nin kapısını çalar.
Son söz:
Bugün artık barış için ille de acı çekmek gerekmiyor.

Diyarbakır’da o cezaevinin önünde bir hatıra fotoğrafı...
Türkiye’de, özellikle Güneydoğu’da 1980’lerden itibaren oluk oluk akan kan ve gözyaşının tarihi yazıldığında, 12 Eylül’ün Diyarbakır Askeri Cezaevi, insan hakları açısından kepaze bir sayfa olarak geçecektir. Kürtlerin belleğine korkunç acılarla kazılan bu hapishanenin kapatılarak bir ‘insan hakları müzesi’ne dönüştürülmesi gerekir. Yolu 1990’larda bir ara bu hapishaneye düşen DTP İl Başkanı Fırat Anlı ve yıllarını buraya girip çıkanlar için adalet kavgası vererek geçiren eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’yla dün öğle vakti bu cezaevinin önünde bir hatıra fotoğrafı çektirirken ‘Kürt açılımı’nı da konuştuk, CNN Türk’te dün akşam Cengiz Çandar’la başlattığımız ‘Tecrübe Konuşuyor’ programı için...

Hiç unutmayın, barış ve demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer

Fotoğraf: MUHARREM KONTAZ