Hortlaklar ve ham yapma edebiyatı!

Rumlar, Kıbrısı kapıyor.Giritleşiyor Kıbrıs!Yunanlılar Egeyi kapatıyor.Kürtler, Güneydoğuyu koparıyor.Ermeniler, Doğu Anadoluyu...Pontusçular, Doğu Karadenizi...Herkes bir parça götürüyor, Türkiye parçalanıyor ve son Türk devleti tarihe karışıyor. Yani Sevr gerçekleşiyor!Kâbus! Ne mi yapmalı?"Ege barış gölü olmalı!" diyenler, Kıbrısta çözümü savunanlar vatan haini ilan edilecek.Ermenistanla ilişkilerin normalleşmesini isteyenler, tarihte yaşanan acılara farklı bakılabileceğini söyleyenler vatan haini ilan edilecek. Kürtlerin kimliklerini, kültürel haklarını demokrasinin gereği sayanlar da vatan haini ilan edilecek.Din ve vicdan özgürlüğü konusunda fazla ileri gidenlere gelince, onlar da takiyeci iktidarın işbirlikçisi ilan edilecek.Başka?..ABdeki kadar demokrasi sağlığa zararlı ilan edilecek, demokratik hukuk devleti konusundaki düzenlemelerden geri dönüş yolu açılacak. Türkiyeyi Avrupadan tam tecrit etmek için çevremize yüksek duvarlar örülecek.Hatta, İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminde Enver Hocanın Arnavutlukundaki gibi Türkiye şehirleri de betondan sığınaklarla, korunaklarla donatılacak. Arada bir sirenler çalınınca herkes elinde silahıyla soluğu bu siperlerde alıp düşmana karşı manevra yapmış olacak.Böyle bir dünyada yaşıyorlar.Ne yazık!Sanal bir dünya bu.Gerçek değil.Merak etmeyin, Türkiyeyi kimse ham yapamaz. Bu kadar kolay bir lokma değil Türkiye. Aslında böyle bir sanal dünya kurmanın peşinde olanlar da bu gerçeği bilmiyor değiller.Onların bütün derdi, Türkiyenin Avrupa yolunu kesmek ve demokratik hukuk devletinin kolunu kanadını kırarak bu ülkeyi başka sulara çekmeye çalışmak...Bunun için sürekli düşman yaratmanın peşindeler. Yıllardır hiç değişmediler. Ne kadar çok düşman yaratırlarsa, seslerinin o kadar çok duyulacağını sandılar.Ama gitgide etkisizleşiyorlar.Marjinalleşiyorlar.Kıytırıklaşıyorlar.Çünkü, vatan hainliği edebiyatıyla, Türkiye ham yapılır edebiyatıyla artık yol alamadıklarını görüyorlar. Tarih kendilerini sollayıp geçti.Farkında değiller.Bu yüzden hâlâ askeri kışkırtmanın oyunlarını kuruyorlar. Bazı emekli komutanları etraflarına toplayıp onlardan vitrin süsü yapmaya çalışıyorlar.Sanki 1960lar, 1970ler.Hiç bıkmadılar, usanmadılar. Kaç kez aynı senaryo. Askeri kışkırtmak! Hep hayal kırıklığıyla sonuçlanmış askerci siyaset anlayışı... Oysa artık heyecan bile yaratamıyorlar.Bunu da görmüyorlar.Örneğin askeri kışkırtmak için hâlâ Atatürkü tahrif edebiliyorlar. Daha bu yakınlarda biri, "Atatürk hiç Batılılaşma demedi, muasır medeniyet dedi" diye yazmış.Bin yıllık ezberi...Yinelemekten usanmadı.Ne yazık!Atatürkün muasır medeniyeti neydi 1920lerde? Muasır medeniyet derken Avrupadan, Batıdan başka ne vardı aklında? Medeni Kanunu İsviçreden, Ticaret Kanununu Almanyadan, Ceza Kanununu İtalyadan, idare hukukunu, laiklik ve üniter devlet anlayışını Fransadan getirirken nereyi örnek alıyordu?Latin alfabesini, takvimi, şapkayı, giyim kuşamı, müziği Türkiyeye nereden getirmişti Atatürk? Çok partili demokrasi için yaptığı iki sonuçsuz denemede Sovyetleri mi örnek almıştı?Bütün bunlarda örnek Avrupa değil miydi? Bütün bunlarda örnek Batı değil miydi?Atatürk 1920lerde çağdaş uygarlık derken, yoksa adını sır olarak gizlediği bir başka gezegeni mi Türkiye için örnek almıştı?..Geçelim.Avrupa yolu aynı zamanda Atatürkün yoludur. 17 Aralık bu bakımdan çok önemli bir dönüm noktasıdır.Türkiye bu yöndeki tarihi yürüyüşünü devam ettirirken, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar, Çerkezler, Gürcüler, Lazlar ve Anadolu toprağının bütün renkleri demokrasi potasında kendi kimliklerini koruyarak huzur ve barış içinde yaşayacaklar.Tarihin en büyük, en iddialı barış projesi olan Avrupa Birliği bayrağını yüksekte tutmanın ülkemiz için hayırlı olacağına inanıyorum. h.cemal@milliyet.com.tr Hortlaklar! Tarihin kuytuluklarındaki mezarlarından birer ikişer sahneye çıkıyor hortlaklar... Avrupa yolundaki Türkiyeyi ham yapmak için karanlık oyunlarını sergilemeye koyuluyorlar.