Umudunu sakın kesme!

Sonra ovaya indik, Köysancak'a.Hava kurşunileşti.Yağmur çiselemeye başladı.Ne güzel yerlerdi.Oradan Mesud Barzani'nin karargâhı Selahaddin'e vurduk. Gaza bassak, Kandil Dağları en çok bir saat alırdı ama frene bastım.Şaklava'yı dolaştık, ilk kez genç bir muhabir olarak 1974'te geldiğim Erbil'e vardık. Güzel kebaplar yedik, sohbetler ettik. Süleymaniye'ye dönerken yol üstünde Kerkük'e de uğradık.Sonra uçağa atlayıp ver elini Bağdat... Hayatın sevimsiz yüksek beton duvarların arkasına çekildiği hüzünlü şehirde bitirdim Oya Baydar'ın son romanı Kayıp Söz'ü...Güzel bir roman okudum.Okurken, Kürt sorununu tüm yanlarıyla bir kez daha düşündüm. Yalnız kafamla değil, yüreğimle de kavramaya çalıştım, Türkiye'yi onca zamandır barış yolundan, demokrasi yolundan, hukuk yolundan alıkoyan yakıcı bir sorunu...Şu satırların altını çizdim:"Şehre gelip dere boyuna, emcemlerin yanına sıgındık ilkin. Önce çadıra yerleştik, teneke arabadan bir külube yaptık. Okula gittim sonra. 'Bu oglum, küçük oglum, son oglum okuyacak' derdi babam. 'Onu daglara da devlete de kurban vermeyeceğim,' derdi. Ama daglar şehri çepeçevre sarardı, çağırırdı bizleri. Ögretmen Türkçe okuturdu; önceleri anlamadık ne der, Kürtçesini sorardık. Kimisi iyilikle söylerdi ki Kürtçe yasaktır, zaten Kürtçe diye bir dil de yoktur, derlerdi. Çocuk aklımızla, konuştuğumuz dilin olmamasına şaşardık. Kimisi verirdi sopayı, dayak yiye yiye öğrenirdik Türkçe'yi. Tarih okuturlardı daha büyük sınıfta. En çok da Atatürk'ü. Neden Kürtlerin Alpaslan'ı, Fatih'i, hele de Atatürk'ü yok, neden hepsi de Türk'tür büyük adamların diye hayıflanırdık. Aptal mıdır ki Kürt, tabansız mıdır ki Kürt, hiç kahramanı olmaz, hiç büyük adamı olmaz! İçlenirdik, ezilirdik, kuyruğumuz var mıdır gerçek diye arkamızı yoklardık. Büyüdükçe, öğretmenin anlattıklarından çok daglara bakar, daglara kulak verir olduk. Artık kuyruğumuzu yoklamaz olduk. Kuyruksuzlara inat, keşke kuyruğumuz essah çıksa, ister olduk. Nereye gitsek çepeçevre dag idi etrafımız. Olmasa da biz yaratırdık dagları. Daglar bizim, biz dagların dilinden anlardık. Kahramanımız yoktu, hadi olmasın! Amma beş kuruşluk haysiyetimiz, adımız, degerimiz de yoktu. 'Şerefsiz' derlerdi en küçük bir yamugunu görseler. Hele de bir diklendin mi, korumaya kalktın mı kendini, hepten şerefsiz. Daglarda artık şerefsiz olmayacaktık, kahraman olacaktık, adımızı kazanacaktık. Geleceğimiz yoktu, kendi geleceğimizi kuracaktık. Dagların sesini dinledik, daglara çıktık. Sonra... Sonra...(...)Sonra gördüm, anladım.Daglarda da kan var, zulüm var. Gelecek yok ölümden başka. Gördükçe, yaşadıkça, inandıklarıma inanmaz oldum, pusulasız kaldım. İnsan olmak, insan gibi yaşamak ne demektir, ölmek öldürmek ne demektir, sorar sorgular oldum. Zelal töreden, ben daglardan kopmuş kaçmış idik. Denizi hiç görmemiş idik, ama görmeden özlerdik. Deniz insanı yumuşatır, daglar sertleştirir, gaddarlaştırır derdi babam. Denizlere dogru yola çıktık Zelal'le. Denize kavuşmak istiyorduk. Çocuk olacaktı, Hevi idi o. Umut yani. Güzel günler görecekti, insan gibi yaşayacaktı."Umudunuzu sakın yitirmeyin.Umutsuz yaşanmaz.İyi pazarlar.——————-* Oya Baydar, Kayıp Söz, Can Yayınları, Ekim 2007. Kuzey Irak'ta bir sabah vakti erken Süleymaniye'den yola koyulduk. Dağlara doğru tırmandık. Celal Talabani'nin memleketi Dokan'a geldik. Sisli tepelerden baraj gölünü hayranlıkla seyre daldık. Oslo'da tarih yazmak diye başlık atmıştım geçen cuma günkü yazıma.Bu tarih gerçekten yazıldı.Oslo'da aslanlar gibi oynadık. Daha maçın başında mağlup duruma düşmemize rağmen maçı koparıp aldık Norveç'in elinden.Her bakımdan çok zor bir maçtı. Ama zoru başardık. Çünkü deniz bitmişti!O yüzden can havliyle oynadık ve Norveç'i evinde yendik.Bu zafer futbolumuzun yeniden çıkışa geçmesi için bir sıçrama noktası olabilir.Bu dönüm noktasını eğer iyi kullanabilirsek, Euro 2008'le birlikte futbolumuzda çıta yeniden yükselişe geçer.Çarşamba günü bir galibiyet daha almamız lazım. İstanbul'da Bosna-Hersek'i geçecek güç Milli Takımımızda fazlasıyla var. Bunu biliyoruz.Milli Takımımıza inanıyoruz. Türkiye'ye dün gece bu güzel zaferi yaşatan herkesi, Fatih Hoca ile aslanlarını kutluyoruz.Bir kez daha yaşasın diyorum sevinçten... h.cemal@milliyet.com.tr Yaşasın!