Yaşanan tüm acıların anısına bir dakikalık saygı duruşu!

Erivan'a giderken aklıma takıldı. "Futbol asla sadece futbol değildir" diye bir söz vardır. Türkiye-Ermenistan milli futbol maçı için özellikle geçerliği olan bir söz değil mi?..
Cumartesi günü Erivan'da oynanacak maçı düşünürken içimin bayağı dolu olduğunu hissediyorum.
Türkiye'nin 2010'da Güney Afrika'da yapılacak Dünya Kupası'sına katılabilmesi açısından önemi olan bir maç bu.
Türkiye yensin istiyorum.
'Futbol milliyetçiliği'm böyle diyor.
Fatih Hoca'nın dediği gibi, tarihin trajik yükünü milli topçularımızın omuzuna bindirmek elbette yanlış...
Ama bu maç farklı bir maç.
Futbolun ötesinde de bir yanı var.
Onun için bu milli maçla birlikte dostluğun da kazanmasından yanayım.
Geçmişin trajik acılarının Ermenilerle Türkler arasında ördüğü yüksek duvarların yıkılmasında 'futbol diplomasisi'nin olumlu rol oynayabileceğine cumartesi akşamı Erivan'da tanık olmak istiyorum.
İşte bu nedenle de:
Türkiye'yle Ermenistan'ın yakınlaşması, ikili ilişkilerin artık normalleşmesi ve sınırların açılması için bu milli maçın bir dönüm noktası olmasını diliyorum.
Heyecanlıyım.
Sevgili Hrant da yaşıyor olsa, eminim, benden çok daha büyük bir heyecan yaşardı.
Çünkü hayatta belki de en büyük önceliği, iki ülke arasındaki ilişkilerin önkoşullara bağlı olmaksızın normalleşmesi, sınırların açılmasıydı.
Böyle bir futbol olayının Türk-Ermeni yakınlaşmasına katkıda bulunması için elinden geleni yapardı.
Cumhurbaşkanı Gül gitmeli mi?
Mutlaka gitmeli. Böyle bir fırsatın kaçırılması bir çok açıdan yazık olur.
Cumhurbaşkanı Gül, geçen temmuzda Çankaya Köşkü'nde kendisiyle yaptığım görüşmede, Erivan'a gitmek istediğini, ancak henüz karar verilmediğini bana söylemişti.
Ankara'dan gelen son sinyaller Gül'ün gideceğine işaret ediyor. İnşallah değişmez. (Nitekim değişmedi. Dün akşam vakti Köşk’ten yapılan açıklamayla Cumhurbaşkanı’nın gezisi kesinleşti.)
Sevgili Hrant hayatta olsa, sanıyorum, Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaretinin gerçekleşmesi ve 'futbol diplomasisi'nin başarılı olarak iki ülke ilişkilerinde normalleşme kapısını açması için yalnız aklını değil, yüreğini de koyarak çalışırdı.
Hrant Dink futbolu severdi.
Gençliğinde oynamışlığı vardı.
Bir ara aklından futbolcu olmak bile geçmiş, ama söylendiğine göre annesi tarafından caydırılmış...
İlginç, futbolu sevmiş ama takım tutmamış. Peki, cumartesi günkü milli maçta hangi takım için yüreği çarpardı sevgili Hrant'ın?..
Türkiye'yi mi tutardı?..
Ermenistan'ı mı?..
Hrant Dink'i çok yakından tanıyan iki arkadaşına sordum bu soruyu.
Kim bilir, sevgili Hrant belki de statta maçı seyrederken ya da televizyon başına geçtiğinde bu sorunun yanıtını daha iyi hissedebilecekti.
Biri şöyle dedi:
"Zor bir soru! Bence sonunda Ermenistan'ı tutardı. Unutma, Ermenistan aynı zamanda mağdur, ezik ve küçük bir ülke... Bütün bunlar da evrensel solculuğu tetikleyen duygular..."
Bence de Ermenistan'ı tutardı sevgili Hrant Dink.
Ermenistan'ı tutar ama, başta Türk-Ermeni dostluğu olmak üzere bu maçı çok farklı pencerelerden bakarak önemserdi.
Ermenistan'a ilk kez gidiyorum.
Böyle bir seyahati sevgili Hrant'la birlikte yapmayı isterdim. Ama olmadı. Hrant'la bir kaç kez konuştuğumuzu anımsıyorum. Her seferinde bana 'geziyi planlamak'tan söz etmiş, fakat sonra unutmuştuk projeyi...
Hayatta olsa, bu gece Erivan'a uçarken eminim o da aramızda olurdu. Olanca heyecanıyla hepimizin duygu ve düşüncelerini ayaklandırır, hepimize daha uçaktayken duygu fırtınaları yaşatırdı sevgili Hrant...
Keşke aramızda olsaydı.
Futbol yalnız futbol değildir!
Belki de bu deyişi en çok Türkiye-Ermenistan milli maçı hak ediyor. Doksan dakikanın sonunda iki ülke arasında, iki millet arasında dostluğun kazanmasını yürekten diliyorum.
Bu arada aklıma takılıyor:
Ermenilerin, Türklerin geçmişte yaşadıkları acıların, ortak tarihimizin acı yüklü trajik sayfalarının anısına bir dakikalık saygı duruşu yapılamaz mı diye düşünüyorum maç başlarken...
İstanbul'da yaşayan Ermeni bir arkadaşım dün bana şöyle dedi:
"Böyle bir tarihi jest yaşansa, herhalde stadın yarısı gözyaşlarını tutamaz."